* * * * * Yemek masası, Urfa’nın en ağır yemekleriyle donatılmıştı. Urfa usulü ciğer kebap, soğan salatası, isotlu acuka, tereyağında kızdırılmış bulgur pilavı, fıstıklı katmer… Kokular o kadar yoğundu ki, aç olmasam bile midem kasılıyordu. Ama ben açtım. Ve sinirliydim. Ve korkuyordum. Üçü birden aynı anda midemi düğümlemişti. Duman Çelik masanın başında oturuyordu. Siyah gömleğinin kolları yine kıvrılmış, dirsekleri masaya dayanmış, parmakları birbirine kenetlenmiş, beni izliyordu. Karşısında boş sandalye vardı. Benim için ayrılmıştı. Mirza kapıda duruyordu. Gözleri bende. Kaçmaya kalksam bir adım atamazdım. Yavaşça masaya yaklaştım. Sandalyeyi çekip oturdum. Göz göze geldik. “Afiyet olsun… karım,” dedi. Kelimeyi özellikle vurgulayarak. Dişlerimi sıktım. “Bana öyle hitap etme.” “B

