…1 AY SONRA ....
'' Nereye gidiyorum dedin? '' diye bağırdı birden Bae.
Farklı şekilde söylemem gerekirdi. Bu şekilde değil. Özellikle de yorgunken.
'' Bae bağırma. April'ı duydun. '' dedi Hoon Oppa. Sadece Bae'ye bakınmakla yetindim. Sinirliydi ve onun sakinleştirmek hiç kolay olmuyordu.
Koluma çarparak merdivenlerden sertçe çıkmaya başladı.
Sabah söylesen olmaz mıydı April?
Dilini tutsan?
Ona eve gelir gelmez yarın akşam özel bir dergi çekimi için Amerika'ya gideceğimi söylemiştim. Birden söylediğim içinde bu kadar tepki göstermişti.
Bir kocanı öpsen olmaz mıydı?
Kendi benliğimle savaşa girerek merdivenlerden çıkmaya başladım. Yüzleşmem ve sakinleştirmem gerek bir adam vardı yatak odamda. Odamızda. Bae ile benim odamda.
Yavaşça kapıyı açıp kafamı içeri uzattım. Sırt üstü bir şekilde yatağa uzanmış ve tavanı izliyordu. İç çekerek yanına gittim ve ne olur ne olmaz diye yatağın en ucuna oturdum. Bana bakmadı.
'' Bae? '' dedim ona soran gözlerle bakarken. Omuz silkti. Cevap vermedi.
Aslında cevabı çok açıktı. ' Çok sinirliyim ve seni kırabilirim. Git!’. Ama ben gitmeyecektim.
'' Özür dilerim. Ben gerçekten özür dilerim. Senden bir hafta ayrı kalmak bana çok kötü geliyor! '' dedim. Neler saçmalıyordum?
'' Neden daha önce söylemedin? '' dedi. Sesi titriyordu. Oturduğum yerden emekleyerek Bae'nin koluna yattım.
'' Bugün öğrendiğim için daha önceden söyleyemedim. ''
Nefes alıp verdi. Onu taklit ettim. Tavana bakmaktan vazgeçip kollarına bana doladı. Yavaşça sakinleşiyordu.
'' Ben sensiz bir hafta nasıl yapacağım? '' dedi iç çekerek. doğruydu. Şu ana kadar her şeyi birlikte yapmıştık ve ilk defa aramızda bu kadar mesafe olacaktı.
'' Omzuma çarptın ve acıttın. Ben bu acı ile nasıl yaşayacağım! '' dedim. Bae kadar fena olmasam da ben de az değildim. Kolları beni sarmayı bırakıp tam beni görecek şekilde bedenini havaya kaldırdı ve dirseğinden destek alarak bana baktı. Sağ kolum gerçekten çok acıyordu. Kas çuvalı!
Son iki yılda kasları fazlalaşmıştı.
Eli ile kazağımın kolunu indirip kızarmış olan omzuma baktı. Dirseğinden aldığı desteği es geçerek omzuma ufak ve kesik öpücükler kondurmaya başladı. Hoşuma gitmişti. Kimin hoşuna gitmezdi ki?
'' Bae öpme acısı geçti! '' dedim. Öpmeyi kesmedi.
Aslında üzgündüm ve o da üzgündü.
'' Yah! Bae! '' dedim ve kıpırdanmaya başladım. Kafasını kaldırdı ve kazağımı eski haline getirdi. Bana sıkıca sarılıp öpmeye başladı. Öpücük ve öpücük. Kocaman ve aşk dolu öpücük. Dudakları dudaklarımla mühürleşirken elleri ile karnımı ovuyordu. Bu onun favori hareketiydi ve bu hareketin sonu büyük bir bel ağrısı oluyordu.
Nefes almak için bana baktığında hafif doğruldum.
'' Eğer şimdi yaparsak bel ağrısından yarın evde yatalak kalırım! '' dedim. Kahkaha attı ve karnımı biraz daha ovdu.
'' Bebek istiyorum! ''
'' Yok sana bebek! Daha 21 yaşındayım. 25 sonrasına kadar bekle! '' dedim. Yine sırıtarak yatakta bağdaş kurarak oturdu. Ben ise hala o şekilde yatıyordum.
'' Yarın gittiğin andan itibaren bana mesaj atıyorsun! '' dedi.
'' Sevgilim aramızda 13 saat fark olacak. Sen uyurken ben uyanık olacağız! Boş vakitlerimde hep seni arayacağım! '' dedim ve elini tuttum.
'' Ayrıca endişelenme. Zee ve Luna'da orada ve bana bakarlar merak etme! '' dedim tekrardan.
'' Zee sana bakmasın. O aptal! ''
***
'' Görüşürüz! '' dedim her birine tek tek sarılarak. Gazeteciler çevremi sarıp sarmaladıkları için Bae ile fazla haşır neşir olamamıştım ama gün boyunca birbirimize sarılmıştık.
Sadece bir hafta!
Ne kadar kötü olabilir ki?
Ufacık geçecek olacak yedi koca gün.
Gerçekten de kötüydü.
'' Zee 'nin kamerası- İASS 'ye bakın. Zee ikinci gün video yayınlayacak! '' dedim ve her birine el sallayarak uçağa doğru yürümeye başladım. Bavullarım çoktan uçağa taşınmıştı ve yapmam gereken tek şey telefonumu kapatmak.
Telefonumu kapatmadan önce son bir kez ekrana baktım. Bae'nin beni öptüğü sevimli fotoğrafa. Bae'nin beni öptüğü gibi olmasa da ekrana ufacık bir öpücük kondurup telefonu kapattım.
Yönetmenim hayranlarımız bizi rahatsız etmesin diye özel uçak ayarlamıştı. İçerisi çok ferahtı. Koltuklar özenle temizlenmiş ve en ufak bir pislik bulundurmuyordu. İki tane hostes vardı ve pilotta çok saygılıydı.
Yerime oturmadan önce Zee ve Luna çifti dikkatimi çekti. El ele tutuşmuşlardı ve Luna başının Zee'nin omzuna yaslamıştı. Keşke Bae'nin günleri boş olsaydı. O da benimle gelirdi ve beraber vakit geçirirdik. İç çekerek yerime oturdum.
'' April! '' dedi tam çaprazıma oturan yönetmenim.
'' Amerika senin her ne kadar geçmişini barındırsa da yeni bir sayfa aç ve eğlen! '' diye söylendi. Başımla onaylayıp gözlerimi kapattım. Belki karanlıkta zaman daha hızlı geçerdi.
BİRİNCİ GÜN:
'' April ilk olarak seni bu şekerlerle süslenmiş odada resmedeceğiz. Doğal ol ve rahatına bak! '' dedi Kameraman bir. Sevimli bir elbise giymiştim. Pembe ve dil çıkaran surata sahip bir elbise.
Doğal ol!
Yere oturdum ve çubuk şekerlerden birini elime alarak kırmaya çalıştım. Kırılmadı. Çünkü plastikti.
Umursamayarak çubuk şekeri arkama doğru fırlatıp emeklemeye başladım. Kulağımda çınlayan flaş seslerini duymamaya çalışarak yerde yuvarlandım ve gülümsedim. En son fotoğraf çekiminde ağlamam gerektiğini söylemişlerdi. Şimdi ise serbesttim ve istediğimi yapabilirdim.
Emeklemekten vazgeçip çevrede zıplayarak dolaşmaya başladım.
Büyük bir lolipop alıp mikrofon gibi kullanmaya başladım ve Wolf söyledim.
Eğlen ve rahatına bak!
Deli gibi terledikten sonra çekimlerin ilk günü bitmişti. Zee beni bekliyordu. Zee'nin Kamerası- İASS için. O sevimli kıyafetlerden kurtulup saçlarımı ve makyajımı tazeledikten sonra soğuk havadan korunmak için montumu da alıp Amerika’yı gezmeye başladık. Zee'nin kamerası açıktı ve çevreyi çekiyordu.
'' İnanılmaz Ses'in hayran topluluğu alın size April'ın yaşadığı yer. Aha karşınızda! '' dedi gür, iri sesiyle.
'' Yah! Hayranlarıma öyle seslenme! Ne yapmak istersin? ''
'' Karaoke! ''
''Ondan başka? ''
'' Bizlere çevreyi gezdir. Bugün hep eğlenelim. O yüzden lunapark! '' dedi başımla onaylayıp onu lunaparka doğru sürüklemeye başladım. Fazla uzak değildi. Çekim boyunca çocuk gibi davranan bizler yine o şekilde geçirecektik dakikalarımız. Amerika'da olduğumuzu bilen hayranlar her yere toplanmış ve fotoğraf çekiyorlardı ...
Sadece altı gün kaldı. Bekle...
İKİNCİ GÜN:
'' Neden korku filmlerinin çekildiği bir evdeyiz? '' diye sordum makyajımı yapan Unniye.
'' Çekim konun buymuş! '' dedi. Koyu siyah makyajımı tamamladıktan sonra. 21 değil de 25 yaşındaymışım gibi görünüyordum.
" Ap! Şunları giyeceksin. Çabuk ol! '' dedi meşhur stilistim. Başımla onaylayıp beyaz bol uzun kollu gömleği ve bel üstü siyah dar pantolonu alıp kabine girdim. Giydiğim şeyler ile korsan filmlerindeki kadınlara benzediğimi onayladıktan sonra vazgeçilmez topuklu ayakkabıları da giyerek stilistin önüne geçtim.
'' Mükemmelsin bebeğim! '' dedi ve hafif dalgalı olan saçlarımı arkama atarak beni kameramanların yanına götürdü.
Oda karanlık ve siyahtı, örümcek ağları ve belirlenmemiş lekeler vardı. Boya ile kaplı olan camın önünde beyaz ve lekeli bir masa ve eski tarzlarda sandalye vardı. Tam masanın arkasında ise büyük bir kitaplık ve kalın kitaplar vardı, örümcek ağlarıyla birlikte. Odanın diğer bir yanında ise kocaman bir yatak ve siyah bir yastık vardı.
'' Burası korkunç! '' dedim kendi kendime.
'' Dün biraz çocukçu davranmış ve eğlenmiştik. Bugünse biraz daha ciddi olup korkutucu davranacaksın. Belirli yerlerde Zee ve Luna'da sana katılacak. Şu an makyajları yapılıyor. Başlayalım! '' dedi kameraman bir. Ne yapacağımı bilmez bir şekilde derin bir nefes alıp kitapları incelemeye başladım. Hepsi ansiklopedi konulu kitaplardı. Ciddi olmak zor olmasa da bulunduğum ortam beni geriyordu.
Bir tane kitabı alıp garip görünümlü masaya geçtim. Kırmızı ve kurumak üzere olan bir gül elime verildi. Masanın üstüne oturup gülü kokladım. Tiz ve zayıf bir kokusu vardı. Boş ve lekeli duvarlara bakındım.
'' Zee ve Luna geldi. '' diye bir ses duyduğumda kafamı o tarafa çevirdim. Çift gibi giyinmişlerdi. Onların o durumuna gülümseyerek sandalyeye oturdum. Üçümüzde sandalyelere oturmuştuk. Zee gerçek bir fare ile oynuyor, Luna tarot kartları ile uğraşıyor bende kurumuş gülü tutuyordum.
Her birimiz bir cadı, büyücü ve kaçık gibi görünüyorduk.
'' April. Yatağa uzan ve poz ver! '' dedi kameraman iki. Başımla onaylayıp soğuk bir surat ifadesine takınarak yatağa uzandım ve tavanı izledim. Sıkıntıdan patlamamak için siyah yastığı alıp yatakta oturdum. Yaptığım her hareket çekildiği için boş boş bakınmalarım devam etti.
'' Neden her hareketimizi çekiyorlar? '' diye sordu Luna uzun siyah koridorda yürürken.
'' Bu dergi yeni çıkıyormuş o yüzden Zee, sen ve ben ilgi odağı olduk. Yaklaşık 200 sayfalık olan dergiye milyonlarca fotoğraf gerekir. O yüzden her hareketimiz çekiliyor! '' dedim sola çıkan yoldan yürürken.
Çevrede hırıltılar ve tırnak sesleri vardı. Luna ile özel çekim olduğu için korkuyor ve yeni yeni titriyorduk.
'' U-u-unni o-orada! '' dedi Luna ve aniden çığlık attı. Baktığı yere baktığımda bir zombi bize doğru geliyordu. Ani oluşan korku hissi ile yüksek sesle çığlık attım.
'' April dur! Ben insanım dur! '' diye yanımıza yanaştı zombi. Evet gerçekten insandı ama aniden çıkması. Yönetmenimin bulunduğu yere giderek ona sıkıca sarıldım ve derin nefesler aldım.
'' Bu inanılmazdı April! İstenilen bir diğer pozda tamamlandı. Bugünü bitirelim! '' dedi kameraman bir. İçimden milyonlarca şey sayarken Bae'yi daha da özlediğimi fark ettim. Bekle. Sadece beş gün kaldı.
ÜÇÜNCÜ GÜN:
Dün yaşananlardan sonra yönetmenim bugün çekim yapılmayacağını söylediğinde neşelenmiştik. Luna ve Zee ile Amerika’yı turlayacak ve onlara bazı şeyler gösterecektim.
'' Zee'nin kamerası- İASS kayıtta. Şimdi karşınızda güzeller güzeli sevgilim var. '' dedi Zee kendi kendine biz hazırlanırken.
'' Zee ilgi odağın ben değilim. Git ve unnimi çek! '' dedi Luna sevgilisini tersleyerek. Onların bu halini görünce iç çektim. Gerçekten inanılmazdılar. Bae ile ben de böyle miydik acaba?
'' April! Bugün hayranlarını ve bizi nereye götüreceksin?'' dedi kamerayı bana yanaştırırken.
'' Eski yaşadığım eve! '' dedim. Ortam durgunlaşmıştı. Hayranlarımdan çoğunlukla geçmişimi saklamıştım. Ve bugün her şeyi ortaya dökecektim. Bazı şeylerle yüzleşmenin vakti gelmişti.
Otobüs ile yolculuk yapmıştı, birkaç hayranlarımız ile fotoğraf çekinmiştik ve Zee'nin kamerası ile milyonlarca çekim yapmıştık. Eğlenceli ve zevkli bir gezi olmasından sonra kocaman, büyük ve 4 yıldır bakıma muhtaç olan evime gelmiştik
Gıcırdayan bahçe kapısından içeri geçtik. Zee ve Luna çevreye hayretle bakarken ben gözümün önüne gelen geçmişimle savaşıyordum.
Yan komşudan aldığım eski paslı anahtarla kapıyı açtım. Ev eskisi gibiydi. Yeni ve taze. Ama arkasında bir sürü iz vardı. Acı, özlem ve hatıralar. İçeri giren Luna direk birkaç camı açmıştı. Havasız bir evdi. Ölü bir ev.
'' Size evi gezdireyim!'' dedim garip bir ses tonuyla.
Yavaşça iki katlı kocaman evin merdivenlerinden çıkmaya başladık.
'' Burası benim küçükken aptal gibi zıpladığım alan! '' dedim merdivenlerin sonundaki orta boylardaki alana. Eskiden mavi rengindeki kanepeleri olan oda da şimdi sadece örtülü eşyalar vardı.
Bir kapıyı açarak derin bir nefes aldım.
'' Burası benim odam. Sol tarafta hep şarkı söylerdim! '' dedim. Büyük yeşil renkteki odaya bakınmaya başladım. İlk şarkı söylediğim zamanı hatırladım. Artık o zamanlardan bir iz yoktu. Sadece çatlamış duvar kalıntıları vardı.
'' Sol taraf annem ve babamın odasıydı! '' dedim sadece kapıyı göstererek. İçeri girmemiştik çünkü her açılan kapıyla yüzüne büyük bir hüzün çarpıyordu. Yavaş adımlarla aşağı indik. Üst katta hiç ama hiç fotoğraf yoktu. Anne korkardı. Nedenini ise hiç bilmezdim.
Zee ve Luna'ya mutfağı da gösterdikten sonra hatıraların en yoğun olduğu yere gelmiştik. Sesim daha da titrerken her adımımda gözlerim de doluyordu. Salon her odadan daha büyük ve resimliydi. Her köşesinde benim ve ailemin resimleri vardı.
'' Her anının barındığı alan. '' dedim buğulanan sesimle. Zee ve kamerası tüm salonu gezerken Luna balkondan dışarı bakıyordu. Gözüm en büyük, duvara asılmış resme takıldı. Annemin ve babamın gülümsediği ve benim de ortalarında durup gülümsediğim fotoğrafa bakınmaya başladım. Zee 'de yanıma gelmiş ve kamerasıyla fotoğrafı çekiyordu.
'' Bunlar ailen mi? '' dedi.
'' Evet!'' dedim ince ve buğulu çıkan sesimle.
'' İyi misin? '' dedi. O sırada bir saattir tuttuğum gözyaşlarım akmaya başladı.
'' Ben sadece onların bu durumu görmelerini istiyorum! '' dedi fısıltılar eşiğinde.
'' Onlar zaten seni görüyorlar! ''
'' Hayır! Yanımda olmalarını ve benim ne kadar başarıya ulaştığımı görmelerini istiyorum, Bae 'yi tanımalarını istiyorum! '‘.
Hıçkırıklar ve ardı arkası kesilmez gözyaşlarım beni yere düşürmüştü. Açık balkon kapısından giren rüzgâr kulağımı bir şeyler fısıldadı hıçkırıkları aldırmadan.
' Bebeğim ben çok yalnızım! '
DÖRDÜNCÜ GÜN:
Dünkü gözyaşları dünde kalmıştı. Korkular ve geçmiş tamamen silinmişti. Zee'nin hazırladığı videodan dolayı Chul Oppa'dan ve Bae'den güzel bir azar yemiştim ama sonradan beni affetmelerini sağlamıştım. Bir daha o eve gitmemek üzere anahtarını nehirden aşağı fırlattım.
Bugün dördüncü gündü. Bir pastacı de küçük kekler pişirecek ve bu şekilde de çekim yapılacaktı. Biliyorduk ki son üç gün kalmıştı ... Aşkıma kavuşmak için.
BEŞİNCİ GÜN:
Dün Luna'nın çekimleri bitmişti ve bugün benim de son çekimim vardı. Yarın yönetmenimin kararı ile sabah saat beşte Kore'ye doğru yola çıkacaktım ve Paradise'nun konseri olduğu için onlara haber vermeyecektim. Biraz kötülük olsun birazda kafa dinlemek adına haber vermemiştim. Sürpriz olsun istiyordum.
Bugün ... Son çekim. New York'un her yerini gezecek ve açık havada serbest çekimler yapacaktık. Sadece Zee ve ben. İASS 'ler de katılacaktı. Hayranlarım. Onlarsız çekim yapmak istememiştik o yüzden de açık havada çekim yapacaktık.
'' April. Süslenmeyi bırak. Hadi kar yağıyor! '' diye bağırdı Zee. New York'un ilk karı.
Son günümün beyazı...
****
Kore'ye vardığımda saat akşamın yedisiydi. Hava alanında milyonlarca hayranım ile karşılaşmıştım. Onları selamladıktan sonra eve, evime, eğlendiğim, güldüğüm yere gelmiştim. Çok sessizdi.
Yorgunluktan ölüyordum. Bavulumu odama çıkartıp yastığıma kafa attım. Birkaç saat uyumalıydım.
Göz kapaklarım karanlığa tutsak oldu.
'' Bebeğim! ''
Bu sesi tanıyordum.
Boynumu öpücüklere boğan dudakları tanıyordum.
Açık kalan belimi ovan elleri tanıyordum.
Bu kokuyu tanıyordum.
Âşık olduğum ve asla vazgeçmeyeceğim şey...
Gerçeğim.
Notalarımın sahibi.
Bir ay önce evlendiğim adam.
Kim Bae İn.
Bae!
Gözlerimi yavaşça araladım. Öpücükler kesildi ama karnımı ovmaya başladı. Aptalca gülümsedim. Karnımı her ovduğun da böyle oluyordu.
'' Sonunda sana kavuştum! '' dedi bana o büyüleyici gülümsemesini atarken.
Ona tekrar âşık olduğumu hissettim. Bae İn’e.
'' Uyandırma şeklini seviyorum! '' diye mırıldandım kedi gibi yuvarlanırken.
'' Şimdi yapacağımı daha çok seveceksin! '' dedi ve kapı kilitlemeye gitti. Sapık. İş başındaydı ama onu istiyordum.
'' Bae İn. Seni çok özledim! '' dedim beni altına aldığı sırada.
'' Bende seni çok özledim sevgilim!''
Dudakları dudaklarımı kapladı. Aşkı aşkımı. O olmadan bir hiç gibi hissediyordum. İki farklı ruh bir bedende. Bae İn 'in kocaman kalbi bana aitti. Sonsuza dek ...