İLKYAZ Malikaneye döndüğümüzde doğruca odama çekilmiştim. Koridorun uzun ve sessiz hali içimi daha da sıkıştırmıştı. Boran, şirkete gitmesi gerektiğini söyleyip yanımdan ayrıldığında arkasından bakmış, ama tek kelime etmemiştim. Sanki konuşursam içimde bir şey dağılacaktı. Pencerenin önündeki koltuğa oturdum. Gökyüzü griydi; ne tam karanlık ne de aydınlık. Tam da içim gibi. Önümdeki küçük masanın üzerinde ders notlarım, kitaplarım ve yarısına kadar içilmiş ballı sütüm duruyordu. Kupayı elime aldım, ılık cam avuçlarımı ısıtırken küçük bir yudum aldım. Ardından elim istemsizce karnıma gitti. Elimi her karnıma koyduğumda garip bir boşluk hissi doluyordu içime. Sanki içimde bir bebek yokmuş gibi… Sanki bedenim bir sırrı saklıyormuş da ben o sırrın yabancısıymışım gibi. O an anladım; ann

