Bölüm şarkısı - Derya Uluğ yansıma...
"Bazı insanlar bıraktığınız yerde kalmazlar, bıraktığınız enkazın altından kalkıp, o enkazdan kendilerine bir saray inşa ederler. Siz hala aynı yalanların içinde el ele tutuşurken, ben kendi gökyüzümde parlıyorum. Ve unutmayın, incir ağacı çiçek açmadı ama ben, sizin kuruttuğunuz tüm bahçeleri yeniden yeşerttim."
Duru'dan devam.
Gözlerimi açtığımda saat 17.35 gösteriyordu. Yavaşça yerimde doğrulup sıyrılmış olan elbisemi düzeltip ayağa kalktım. Bu magazin olayı beni oldukça sinirlendirmişti. Sorun abimle sevgili olarak gösterilmem değil sorun Fırat'ı aldatmış olarak gösterilmemdi. Sinirle bozulan saçımı açıp bir daha sıkıca topladım. Yavaşça merdivenlerden aşağı indiğimde annemin beni görmesiyle olduğum yerde durdum.
" Günaydın kızım iyi misin biraz daha?" annemin dediğine hafif tebessüm ettim.
" İyiyim annem sıkıntı yok." Annem gülüp yanıma geldiğinde tebessüm ettim. Kesin bir şey isteyecekti.
" Hadi o zaman gitte şu bakkaldan lazım olanları al." Şok içinde anneme bakarken annem elime küçük bir kağıt ve para verip yanımdan uzaklaştı. Doğru mu anladım yoksa annem beni bakkala mı yollamak istiyor?
" Anne?" dedim dehşet içinde " ne yapıyorsun?" Annem mutfaktan bağırırken büyük adımlarla yanına ilerledim.
" Baklava açıyorum kızım. Hem Yaman oğlum da çok sever benim baklavamı gerçi tüm mahalle benim baklavama hayran." dedi annem kendi kendini övgüler yağdırırken mırıldandım.
" Neden baklava yapıyorsun bayram değil seyran değil?" annem başını açtığı hamurdan kaldırıp gözleri kısılacak kadar güldü.
" Senin gelişinin şerefine mahelle kutlama yapmak istedi abin de kırmayıp kabul etti." Şaşkınlıkla kaşlarım havaya kalkarken mırıldandım.
" Abim nerede?" Annem gözlerini kısıp tavana çevirdi. Bende gözlerimi tavana çevirdiğim de annemin sesini duydum.
" Tayfayla beraber işleri vardı onları halletmek için gittiler." derin nefes alıp ağzıma attığım cevizi çiğnerken annemin aniden bağırmasıyla yerimde sıçradım. " Kız sen ne yapıyorsun? Bırak çabuk o cevizleri kör olmayasıca. Çabuk git bakkala eksikleri al." Şok içinde anneme bakarken bağırdım.
" Anne ben kimim haberin var mı?" dediğim de annem kaşlarını çatıp eline oklavayı alarak havaya kaldırdı.
" Benim doğurduğum Durusun sen. Şimdi çabuk bakkala Duru. Vallahi her yerini morartırım yoksa bu oklavayla." dediğinde hızla başımı sallayıp son kez ağzıma attığım fındık ve cevizle koşar adım çıktım mutfaktan. Yavaşça beyaz ayakkabılarımı giyip annemin verdiklerini ve telefonumu elime alıp evden çıktım. Mahelle de top oynayan çocuklar, dedikodu yapan kadınlar, kilim sermiş bebekleriyle oynayan küçük kızlar, mahellenin bir yerinde toplanmış oturan kız erkek grupları, mahelle tamamiyle curcuna içindeydi. Ve ben bu güzel mahelleyi çok özlemiştim...
" Kız Duru nereye?" Mahinur teyzenin sorusuyla olduğum yerde durup pencereden sarkan Mahinur teyzeye baktım.
" Markete Mahinur teyze."
" Ne alacaksın marketten?" Mahinur teyzenin yan evinin yanından çıkan Melahat teyzeyle şaşkınlıkla konuştum.
" Eksikler var onları alacağım." Melahat teyze Mahinur teyzeye kaş göz hareketi yapıp yan eve doğru döndüğünde Mahmure teyze çıktı cama.
" Senden başka kimse yok mu da sen gidiyorsun markete Duruuuu?" İsmimi uzatarak söylemesine göz devirirken başımı olumsuz anlamda salladım.
" Hayır yok." dediğim de üçü aniden birbirine bakıp tüm mahalleyi inletecek şekilde türkü söylemeye başladılar.
" Oyy oyy biz nerelere gidelim oy oyy...
Bizim Duru oldu ünlü hala bakkalar da gezer dün gibi, dün gibi, dün gibi...
Koskoca ünlü oldu hala buralarda gezer dün gibi, dün gibi, dün gibi...
Hâlâ anasının kuzusu, abisinin ay yüzlüsüdür Duru, Duru, Duru..."
Şok içinde kalmış Bermuda şeytan üçlüsünü dinlerken karşı evin kapısının açılmasıyla bakışlarım o yöne doğru kaydı. Yaman çatık kaşlarla bir bana, bir de Bermuda şeytan üçlüsüne bakıyordu. Adam da haklı yani tüm mahelle ayağa kalktı.
" Kızz Duru." Mahinur teyzenin seslenmesiyle hızla ona döndüm.
" O elbise ne kadar da güzelmiş öyle ondan anama çok güzel şalvar olur ha? Değil mi abla?" Daha demin yana yakılan türkü söyleyen kendisi değilmiş gibi muhabbet eden Mahinur teyzeye kocaman gözlerle bakarken boğazımı temizleyip konuşan Melahat teyzeye döndüm bu sefer de.
" Hee abla doğru söylüyorsun. Kız Duru hele çıkart onu da bize ver." Gözlerimi kocaman açıp Melahat teyzeye bakarken başımı olumsuz anlamda salladım.
" Yok ya ben size yetişemiyorum hadi sonra görüşürüz."
" Aaa bak kaçtı."
" Eee abla abla hiç öyle istenir mi o
elbise?"
" Hele hele bana bak Mahmure vallahi size gelir de tüm yaptığın sarmaları yerim."
" Aman be abla b..." Bakkala girdiğim an tüm sesler kesilirken derin nefes alıp hızlıca annemin listeye yazdıklarını alıp kasaya geçtim.
" Hoşgeldin Duru kızım."
" Hoşbuldum Rüstem amca."
" 80 TL kızım." telefon kılıfımın arkasındaki 100 TL çıkarıp verirken poşetleri de elime aldım.
" Rüstem amca üstü kalsın ben şimdi çocukları yollayayım sen ne kadar kaldıysa o kadarlık ver bir şeyler fazla alırlarsa benim hesabla yaz ben sonra veririm." Rüstem amca kocaman gülümseyip elini koca göbeğinin üzerine koydu.
" Hiç değişmemişsin benim güzel merhametli kızım." Hafif tebessüm edip mırıldandım.
" Hadi akşam görüşürüz." Arkama döndüğüm an kapının önünde dikilen Yaman'a kaşlarım çatıldı. Derin bir nefes alıp verdim. Yanından geçip baş selamı verdiğim de kendisi de aynısını yaptı. Yavaş adımlarla ilerlerken sesini duymamla olduğum yerde durup ona döndüm.
" Duru?" Tek kaşımı havaya kaldırıp sorgular nitelikte Yaman'a baktım.
" Efendim." dedim soğuk bir sesle.
" Yardıma ihtiyacın var sanırım." Konuşurken yanıma gelmiş ve tam dibimde durmuştu. Başımı eğip elimde ki dört ağır poşete baktım. Aslında fena fikir değildi. Kararsız bakışlarla Yaman'a bakarken mahellenin başından kocaman kahkaha atarak gelen Tuğba'yı gördüğüm de gözlerimi devirip Yaman'a döndüm geri.
" Teşekkür ederim zahmet olmasın." Yaman tam dudaklarını aralamıştı ki Tuğba'nın dibimiz de bitip Yaman'ın koluna girmesiyle susmak zorunda kaldı.
" Yamancım nasılsın? Özlettin vallahi kendini uzun zaman oldu görüşmeyeli. Gerçi sana dün mesaj attım ama görmedin galiba." Şaşkınlıkla Tuğba'yı izlerken Yaman Tuğba'nın elinden kolunu kurtarıp yanıma doğru geçti.
" Hayır gördüm." dediğinde Tuğba bozulmuş bir şekilde Yaman'a bakarken gözleri beni bulduğu an sırıttı.
" Ha o zaman işin vardı cevap vermedin?" Yaman dudaklarını aralamıştı ki Tuğba hızla devam etti konuşmaya. " Ee Duru sen nasılsın? Gerçi sen şimdi bizleri küçümsüyorsundur da." Sinirle gülüp alt dudağımı dişlerimin arasına aldığım da Yaman'ın bakışlarını üzerimde hissediyordum.
" İyiyim Tuğba sağ ol. Ama küçümsemek gibi bir sorunum yok. Tam tersi insan nereden geldiğini bilmeli." Tuğba'ya doğru bir adım atıp mırıldandım " ve nereye gittiğini de bilmeli. Raydan çıkma Tuğba yoksa seni rayına oturtmak benim için büyük bir zevk olur." dediğim de Tuğba sinirden kasılıp kızarırken nefesimi dışarı verip Yaman'a döndüm geri.
" Teklifin için teşekkür ederim ama ben kendim giderim. Ve birde çocuklara seslenirsen sevinirim." Yaman tek kaşını itinayla havaya kaldırdığın da devam ettim " bakkala uğrasınlar Rüstem amca üç beş bir şey verecek onlara." Yaman'ın bir şey demesine izin vermeden hızlı hızlı ilerlerken mahellenin başına geldiğim an gördüğüm kişilerle gözlerim kısıldı. Usulca nefes verip bakışlarımı yere indirdiğim de duyduğum sesle olduğum yerde çakılı kaldım.
" Duru?" sertçe yutkunup yavaşça başımı kaldırdığım da karşımda duran Yiğit ve Menekşeye baktım. Susmuş sadece ikisine bakarken Yiğit'in konuşmasıyla Yiğit'e döndüm.
" Hoşgeldin." Alayla sırıtıp göz devirdiğim de Menekşe girdi söze.
" Güzelleşmişsin." Dudaklarımı birbirine bastırıp hafif eğdim başımı. Ne yapmaya çalışıyordu bunlar? Geçmişi nasıl unutup da karşıma geçebiliyorlardı? Sinirle gözlerimi kısıp Menekşeye döndüm.
" Ne o Menekşe ihaneti unutup karşıma geçecek cesareti nereden buldun?" Menekşe sorduğum soruyla affallarken sertçe Yiğit'e döndüm " ya sen daha bugüne kadar bana abicilik rolü yapıyordun şimdi ne oldu?" Yiğit anında sırıtırken Menekşeyle birleşmiş olan ellerini ayırıp konuştu.
" Öyle söyleme Menekşe güzelim. Senin yerin bende ayrı sen şuan bana seni seviyorum de her şeyi unutur sana gelirim ben." Duyduklarımla şok olurken Menekşe de en az benim kadar şok geçiriyordu. Menekşe sinirle bir bana bir de Yiğit'e bakıp koşarak giderken Yiğit'e doğru bir adım atıp tısladım.
" Ne yazık ki senin yüzünden kendimden utanıyorum." dediğimde Yiğit kaşlarını çatıp ellerini siyah kot pantolonunun cebine koyduğun da mırıldandı.
" Niye yaa?" Alayla sırıtıp Yiğit'in gözlerinin içine baktım. Bir zamanlar uğruna öleceğim gözlerine ama şimdi baktıkça midem bulanıyordu. İnsan sevgilisinin yanında nasıl böyle konuşabilirdi ki? Aklım almıyordu.
" Çünkü: o masum çocukça olan sevgimi senin gibi karaktersiz birine harcamışım..." Dediğim de Yiğit'in afallamış yüz ifadesi bana zevk verirken kendimi bu zevkten ayırıp bir şey demesin izin vermeden hızlı hızlı eve doğru ilerledim. Elbet bir gün karşılaşacaktık fakat bu kadar erken beklemiyordum bu karşılaşmayı. Üstelik Yiğit'in Menekşe ile nişanlı olmasına rağmen benimle bu şekilde konuşması Yiğit'in karakterini ortaya çıkarmıştı. Bunu diyeceğim hiç aklıma gelmezdi ama Yiğit iyi ki o gün bana o sözleri söylemiş, iyi ki o gün onları o vaziyette görmüşüm iyi ki...
" O masum çocukça olan sevgimi senin gibi karaktersiz birine harcamışım..."