Koridorda yankılanan topuk sesleri, bir haykırış gibi yükseliyordu. Ayak seslerinden tanıdım onu. Parfümü bile sivriydi. Döndüğümde Ece tam karşımdaydı. Gözlerinde bildiğim o küçümseyici bakış. Bu kez bir farkla—kıskançlık ve öfke. “Yani artık kutlamalara ailece mi katılıyorsun Şilan?” dedi, sesi tıslama gibiydi. Soğukkanlılığımı korudum. “Beni kutlama listesine ekleyen sen değildin zaten.” Bir adım daha yaklaştı. Sarışın saçları yüzüne düşmüştü ama bakışlarını kaçırmadı. “Adar’a bu kadar yaklaşman tesadüf mü gerçekten? Yoksa zekânın yanı sıra başka yöntemler mi kullanıyorsun?” İşte o an… içimde biriken her şeyin kaynadığını hissettim. Beni anlamadan, yargılayan her kelimesi göğsümde çatlamaya başladı. “Sınırı geçiyorsun Ece,” dedim. Sesim sakin ama kararlıydı. “Sen geçtin o sınırı!”

