Onu gözümün önünden silip atmaya çalıştıkça, aklıma daha çok kazınıyordu. O kafenin kapısından çıkıp gidişi… başını bile çevirmemesi… Benim için sondu. Ama onun gözlerinde hâlâ bir kıvılcım vardı. Gidip gitmediğinden bile emin olamıyordum. Belki de hâlâ bir şansım vardı. O gece gözüme uyku girmedi. Ece bir şeyler anlatıyor, annem yine “Bu çocuk hâlâ kendine gelmedi,” diye dırdır ediyordu. Hiçbiri umurumda değildi. Sadece Şilan’ın sesini düşünüyordum. “Sen beni… kaybettin.” O cümle içimi parçalıyordu. Kaybetmek istemiyordum. Ertesi sabah gözüm açıldığında kararlıydım. Ne olursa olsun, onu yeniden görecektim. Önce ofise gittim. Atlas Demir’in şirketine. Görüşmeye girmeden önce resepsiyondaki kadına yaklaştım. “Şilan Aras burada mı çalışıyor?” Kadın başını kaldırdı. “Randevunuz va

