BÖLÜM 12

1277 Kelimeler
HAFİZE Mustafa ile birlikte o halde sarılırken. Paramedik kadın “Sizi muayene ettiler mi? Bir baktıralım durumunuza” dediğinde içerideki kaos ortamı aklıma geldi. Hastanenin koridorlarında her yerde hastalar yaralılar her yerdeydiler ve gerçekten yardıma ihtiyaçları vardı. Ben sırtımdaki ağrı yüzünden içeriye girip de benim sırtım ağrıyor demek zor geldi. Utandım. O yüzden “ben iyiyim gerçekten. Hiç gerek yok” diyerek Mustafa ve seninle birlikte hastaneden çıktık. Evimizin olduğu sokağa gittiğimizde her yer darmadağındı. Bütün sokak yıkık dökük içindeydi. Bir çok ev yıkılmıştı. Bizim evimiz sadece enkaz halindeydi ve insanlar sürekli “Sesimi duyan var mıııı?” diye bağırıp enkaz altındaki insanlara sesleniyorlardı. Çadırlar kurulmuştu. Bir adam yanımıza gelerek “Mustafa hadi sizde çadıra geçin” diyerek bizi çadırların olduğu yere doğru bizi götürdü. Orada bir kaç kişi ile görüştükten sonra Mustafa beni çadırın içine sokara “Siz girin ben aramaya katılacağım” diyerek bizi bırakarak gitti. Yaklaşık 3 gün sonra geri geldiğinde Mustafa’dan eser kalmamıştı. Yanıma oturdu seni kucağına aldı ve “Hepsi gitti. Hepsi. Bir kişi bile kurtulamadı” diye sayıkladı. O binadan sadece Ben Mustafa ve sen sağ kurtulmuştuk. Mustafa’nın gözünden yaşlar sicim gibi akıyordu. Onu teselli etmek için elimden ne geldiyse yaptım. Günler sonra birlikte Bursa’ya annemlerin evine geldik. Aylar sonra Mustafa tayin istedi ve buraya yerleştik. İlk zamanlar arada bir de olsa benimle konuşan Mustafa artık konuşmaz olmaya başlamıştı. Ben konuşmaya çalıştıkça daha fazla susmaya başladı. Sessizlik içerisinde günler geçmeye başladı. Günler geçtikçe Mustafa’nın sessizliği arttı. Bu duruma alkol eklenmeye başladı. Artık eve sarhoş gelir oldu. Eve geldiği zamanlarda senin saçını okşayıp salondaki koltukta sızıp kalıyordu. Sürekli bu halde yaşamaya başlamıştık. Ben ilk zamanlar ailesini kaybettiği için mutsuz olduğundan dolayı böyle davrandığını yakında düzeleceğini düşünüyordum. Elimden geldiğince konuşup onu teselli etmeye çalışsamda beni yok sayıyordu. Bir gece onun en sevdiği yemekleri özellikle pırasalı böreği yaparak beklemeye başladım bugün kararlıydım onunla konuşacak buna bir son vermesini isteyecektim. Gerçi her akşam onun için yemekler yapıp masanın başında saatlerce bekliyordum. O gece eve yine sarhoş geldi ama bu sefer ayakta zor duruyordu. Eve girerken düşek gibi oldu ama toparlandı. Her akşam yaptığı gibi senin saçını okşayarak salondaki koltuğa uzandı yanına gidip saçlarını okşamaya başladım gözleri yarı açık yarı kapalıydı. Sızması an meselesiydi. “hayatım seni çok iyi anlıyorum. Bende ailemi kaybettim. Kendini toparlaman lazım. Kızımız için toparlan lütfen” dediğimde sesi varla yok arası sayıklar gibi “Bütün bu olanlar için seni suçluyorum. Senin yüzünden annem bana küs kalbi kırık gitti” dedi. O an anladım yaşadığım bu dışlanmanın sebebini. Anne kaybı gerçekten çok zordur bunu en iyi bilen birisiyim. Ama annesi ile dargın ayrılmalarının sebebi ben değildim. Beni suçlaması kalbimi sıkıştırdı. O günden sonra bende onunla fazla konuşmamaya başladım. Çünkü ben ne desem Mustafa ikna olmayacaktı. Beni suçluyordu kendince haklıydı belki ama benim ona ve ailesine karşı herhangi bir gün bir an bile saygısızlığım olmadı. Annesiyle olan en son olayda neresine şahit oldu bilmiyorum ama beni suçlayabileceği bir durum aklıma gelmiyor. Annesinin ona küs gitmesinde hiçbir suçum olmadığını düşünsem de Mustafa’nın kafasından geçenleri bilemezdim. Her gün eve sürekli alkollü gelmesi başlarda o kadar maddi anlamda sorun olmasa da sonraları iyice sorun olmaya başladı. İlk geldiğimizde mahallelinin getirdiği un şeker çay gibi malzemelerle idare ediyordum ama onlarda tükenmeye başlamıştı. Mustafa kazandığını alkole verdiği için bana hiçbir şey kalmıyordu. Zaten bana para vermek gibi bir niyetinin olduğunu düşünmüyorum. Beni resmen cezalandırıyordu. Mustafa ile bu konuyu konuşmanın bir anlamı olduğunu düşünmüyordum. Annemin emektar makinesi ile dikiş dikmeye başladım. Mahallenin düğün zamanlarında kadınlarına kızlarına elbiseler yaparak gelir elde etmek bana güven vermeye başladı. Mustafa gün içerisinde işe gittiği hiç evde bulunmadığı ve hafta sonları düzceye gittiği için yaşadığım zorluklar hakkında hiçbir fikri olduğunu sanmıyorum. Bazen elbiseleri yetiştirmek için gece yarılarına kadar dikiş diktiğim zamanlarda Mustafa sadece makina sesinden dolayı gelir kapıdan bakar giderdi. Ben onu camdan yansımasını görürdüm hareketlerinden yürüyüşünden alkollü olduğu malumdu ama işimi yetişmek önceliğim olurdu. Dikişlerim zaman içerisinde beğenildiği için Bursa merkezde de müşterilerim olmaya başladı. Her şey gayet güzel gidiyordu. Dikiş konusunda üne kavuşmuştum resmen. Ama bu benim yalnızlığımı engellemiyordu. Her gün eve bir çok kadın gelir onların ölçülerini alırdım. Onları güzel ağırlardım ama yakınlık kurmazdım. İçimdekileri dökecek derdimi anlatacak kimsem yoktu. Bazen sana ufak tefek şeyler anlatırdım. Sen büyümeye başlıyordun. Minik minik konuşmalar oluyordu. Bu beni mutlu ediyordu. Dilek ve Meryem vardı ama Dilek İstanbul’da görevliydi. Meryem ise üçüncü çocuğuna hamileydi ve şehir merkezinde oturduğu için çok görüşemiyorduk. Sadece yaz aylarında bir araya gelmeye çalışıyorduk ama o dönemler düğün dönemleri olduğu için benim işlerim çok yoğun oluyordu. Bazen bana yardım etmeye çalışırlardı. Biri ütü yaparken diğer teğel yaparak bana destek oluyorlardı. Bazen seninle ilgilenip benim rahat çalışmama yardım ediyorlardı. İçimi sadece onlara dökerdim. Onlar ise bu günlerin geçeceğini söyleyerek beni rahatlatırlardı. Onlar gittiği zamanlarda kendimi gerçekten yapayalnız hissederdim. Tek sığınağım sendin. Ne yaptıysam hep senin için yaptım. Sabahlara kadar çalışmamın sebebi sana güzel bir gelecek sunmak içindi. Sen buna şimdi bana kendini acındırıyor diye düşüneceksin. Hayır kendimi sana acındırmak gibi bir niyetim yok. sadece gerçekleri bilmen için anlatıyorum bunları. Sende benim çektiğim yalnızlığı çektin bunu biliyorum ve hissediyorum. Allah sana da Dilek ve Meryem gibi dostlar nasip etsin bana nasip ettiği gibi. Allah onlardan razı olsun. Bir gün Meryem doğum yapmıştı. Kızı Tuana doğdu ama Meryem ilk defa bu kadar zor bir doğum yapmıştı. Ertesi gün Dilek ile anlaşıp Meryem’e gittik. Kızı Tuana çok kilolu doğmuştu. Meryem’in ayağa kalkacak hali yoktu ama bütün derdi benim yüzümü güldürmek oldu. Bana “Sen gülünce çok güzel ışık saçıyorsun Hafize mutlu olmanı istiyorum” demişti sancılar içinde. Dilek ile birlikte elimizden geldiğince Meryem’e yardım edip oradan ayrılmıştık. Gözümüz arkada kalmadı. Çünkü biliyorduk ki Meryem’in kayınvalidesi ona kızı gibi bakardı. Herkese nasip olmuyor böyle kayınvalideler maalesef. Öyle düşünme kıskanmıyorum. Ama özenmediğim anlamına gelmiyor. Keşkelerim var elbette. Benim kayınvalidem de öyle bir kadın olsaydı bugün Mustafa ile olan ilişkimiz bambaşka olurdu. O bana anne gibi yaklaşmış olsaydı ben kızlarından daha iyi olurdum ona. Mustafa annesiyle dargın ayrılmazdı, beni suçlamazdı. Yada depremde hepimiz kurtulurduk. O gün bize hesap sormak için kapıya geldiklerinde ilk merdiven yıkılmış, farkı olsaydı o merdivenlerde bütün aile birlikte durmayacak belkide kapıdan çıkıp kurtulacaklardı. Bilemiyorum belkide Mustafa beni suçlamak için başka bahaneler bulurdu. Yıllar geçtikçe sen büyümeye başladın. Çok bıcır bıcır bir kız çocuğu oldun. Sürekli bana sorular soruyordun. “Anne bu ne, anne şu ne” diye sorular soruyordun peltek peltek konuşman harikaydı. Senin sorularına cevap vermek beni o kadar mutlu ediyordu ki anlatamam. Senin sorularınla kendi yalnızlığımı unutuyordum. Sana doğru cevaplar vermek için elimden geleni yapıyordum. Bilmiyorum demek istemediğim için sürekli okuyordum. Bir gün Dilek teyzeni ziyarete İstanbul’a gittiğimizde daha çok küçüktün 4 yaşındaydın. otobüste cam kenarına oturduk dilek teyzen yanımızda sen kucağımdayken etrafa bakıyordun. Boğaz köprüsünden geçerken sen kocaman bir geminin köprüye yaklaştığını görünce korktun ve “Anne çarpacak, anne çarpacak” diye panikle bana sarıldın. Sana “Annecim çarpmaz bak sadece köprünün altından geçecek” dediğimde “Çok büyük bak direkleri var. Çarpacak” dedin. Sana o an aklıma gelen şeyi “O geminin altında havuzlar var. O havuzların içine su aldığında gemi aşağı iner suyu bıraktığında gemi yukarı çıkar o zaman gemi çarpmaz. Bak gemi alçalmaya başladı bile” anlattığımda arkamızda oturan bir adam bana “Gerçekten mi. Ben bunu hiç bilmiyordum. Bende hep düşünürdüm nasıl oluyor diye” dediğinde Dilek teyzen ile birlikte çok gülmüştük. Bilgi doğruydu aslında ama o köprü için yada o gemi için geçerli değildi. Sana geminin köprüye çarpacak gibi görünmesinin açıyla ilgili olduğunu anlatmak o yaşta anlayabileceğin bir şey değildi. Ama en azından arkamdaki beyefendiyi bilgilendirmiş oldum. Bursa’ya döndüğümüzde her şey aynı devam ediyordu. Mustafa her gece alkollü gelip yatıyor ben gecenin bir vaktine kadar dikiş dikiyordum. Bir gün seninle birlikte alışveriş yapmak için bakkala gittik. Ben ekmek dolabından ekmek alırken duyduğum sesle donup kaldım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE