1- MEZAR

1746 Kelimeler
UZUN BİR ZAMANDIR BURALARDA DEĞİLDİM. ŞİMDİ YEPYENİ BİR KİTAPLA KARŞINIZDAYIM. UMARIM BEĞENİRSİNİZ SEVGİLİ OKUYUCULARIM. KİTABA BAŞLADIĞINIZ TARİHİ BURAYA ALALIM LÜTFEN. KEYİFLİ OKUMALAR! **Kör bir kurşun beynime saplandığında acıyla sarsıldım. Ama bu, şuan kafama doğrulttuğu ve hiç tereddüt etmeden tetiğini çektiği silaha değil, saf öfkeme aitti. Karşımdaki yabancıya meydan okuduğum ilk andı o an. Ve anlamıştım ki, bu son olmayacak.** ¤¤¤¤¤¤ BİR YIL ÖNCE ¤¤¤¤¤¤ "Ayşin!" Annemin bana seslendiğini duyuyor ama yarı baygın olan bedenimi hareket ettiremiyordum. İşten yeni gelmiştim ve aşırı derecede yorgundum. Koltukta tam anlamıyla uyukluyordum. "Ayşin, beni duyuyor musun?" Mutfaktan sesleniyordu. Ama benim gözümü açacak halim bile kalmamıştı. Birkaç kez daha ismimle seslendi. Hiçbirine yanıt vermemiştim. En sonunda her zamanki sihirli sözcüğünü kullandı. "Mahperi!" Öyle güzel bir tınıyla söylemişti ki bunu, duyunca gülümsedim ve gözlerimi açtım. "Meleğim." O sırada annem içeri girdi. İsmi Melek'ti ve ona böyle seslenmeyi seviyordum. "Benim güzeller güzeli kızım." Mahperi'nin anlamı buydu. Güzeller güzeli olan. Annemin küçükken bir bez bebeği varmış ve ismi Mahperiymiş. Bebek tıpkı benim gibi kızıl saçlıymış ve gözleri de yeşilmiş. Ben doğduğumda da ona benzemişim. Bu yüzden annem her böyle seslendiğinde kendimi özel hissederdim. Tıpkı şimdiki gibi. "Markete gidebilir misin? Pirinç kalmamış evde." Ellerimle yüzümü kapadım, "Hadi ama anne! Çok yorgunum." diye sızlanırken. Bana şefkatle baktı. İş yerinde beni ne kadar çok çalıştırdıklarını biliyordu ve sanırım o an bana acımıştı. Alnımdan öptükten sonra "Tamam, tamam kızım. Ben hemen dönerim." dedi. Bana kıyamamıştı. Markete kendisi gidecekti. Gülümsedim. Akşam yine o sevdiğim sebzeli pilavından yapacaktı. "Seni seviyorum anne." "Ben de seni seviyorum Mahperi'm." Kollarında kocasının -ona baba diyemiyordum- eseri olan morlukları gizlemek için ince mavi hırkasını giyerek evden çıktı. **Ve ben, bunun son cümlesi olduğunu bilmeden gitmesine izin verdim.** Şeytan diye tabir ettiğim, baba olacak herif kesin yine birahanede içiyordu. Ondan nefret ediyordum. Anneme ve bana defalarca kez şiddet uygulamıştı. Yaklaşık iki dakika sonra yine gözlerim yavaşça kapanırken bir patlama sesi duydum. Silah patlama sesiydi. Oldukça şiddetli olan bu ses yakından geliyordu. Olduğum yerden sıçrayıp pencereye koştum. Korkmuştum. İçimden anneme bir şey olmaması için dua ediyordum. Pencereyi açıp kafamı uzattığımda gördüğüm manzara ani bir şok geçirmeme neden oldu. Giydiği mavi hırka kırmızıya bulanmıştı. Elimle ağzımı kapattım ve acı dolu sıcak bir nefes verdim. Annem! Soluğum kesildi. Tüm sesler kesildi. Sadece kalp atışlarımı duyuyordum. Fakat duymak istediğim ses bu değildi. Şu an duymak istediğim tek ses annemin sesiydi. Birkaç saniye öylece donmuş bir şekilde kalakaldım. Vücudumun her yerine iğneler batıyordu sanki. Birden çığlık sesleri yükseldi. O an kendime geldim. Marketin sahibi olan adam koşarak meleğimin yanına gelip yere diz çöktü. Sanırım bilincinin açık olup olmadığını kontrol ediyordu. Az önce çığlık atan kadın telaşlı bir şekilde ambulansı arıyordu. Saniyeler saat gibi geliyordu. Her şey bir anda yavaşlatılmıştı sanki. Kalbim kan pompalamakta zorlanıyordu. Evden nasıl çıktığımı hatırlamıyorum. Bir anda kendimi annemin yerde kanlar içinde yatan bedeninin yanında bulmuştum. "Anne!" "Annem uyan!" "Anneciğim. Beni bırakma anne!" Gözlerini açması için yalvardım ona. Ama o tamda kalbinin üzerinden vurulmuş olduğu için bilincini çoktan yitirmişti. Kalbim hızlı hızlı atıyordu. Sürekli yutkunuyordum. O an korkuyu iliklerime kadar hissediyordum. Gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı bile. Kendimi tutamıyordum. Ambulansı çağıran kadın bana "Sakin ol kızım." gibisinden bir şeyler söylüyordu ama algılarım kapalıydı. Ta ki onu fark edene kadar. Duvarın köşesindeydi. Baştan aşağıya siyah giyinmişti. Neler olduğunu uzaktan izliyordu. Kafamı kaldırıp nefes almaya çalışırken görmüştüm onu. Ama kapşonu olduğu için yüzünü tam seçememiştim. Onu gördüğümü fark ettiği an ters yöne doğru oldukça hızlı bir şekilde koşmaya başladı. Öfke patlaması yaşayacakken bir saniye bile düşünmeden insanları yararak kalkıp peşinden koştum. "Dur!" Ara sokaklara girip izini kaybetmeye çalışıyordu. O hırsla, o kadar hızlı koşuyordum ki bir anda aramızda sadece metreler kalmıştı. Bir ara ayağı takıldı ve yere düştü. Bunu fırsat bilerek koşma hızımı en son raddeye çıkardım ama o çoktan tekrar ayağa kalkmıştı. Sendeleyişi yüzünden ona yetiştiğimde elimi uzatıp hırkasından yakaladım. "Katil!" diye bağırdım. O kadar güçlü tuttum ki siyah kapşonlu hırkasının fermuarı çekişimle kaydı ve kafasıyla birlikte sol kolunun yarısı açıldı. O ise hala kaçmaya çalışıyordu. Saçları bir erkeğe göre uzundu. Dönüp arkasına bir defa baksaydı yüzünü zihnime kazıyacaktım. Ve o yüzü her ne olursa olsun bulacaktım. Ama bir saniye bile dönüp arkasına bakmadı. Hırkasını hızla çekiştirdi. O adi şerefsizi elimden kaçırmadan birkaç saniye evvel sırtından sol omzuna doğru uzanan dövmenin bir kısmını görebildim sadece. Siyah, kanat yapısına benzer çizgiler vardı. Ama tam olarak ne dövmesi olduğunu anlayamamıştım. Elimden kaçırdığımda avazım çıktığı kadar bağırdım. "Seni öldüreceğim! Nerede olursan ol seni bulacağım ve intikamımı alacağım, katil!" Nefes nefese kalmıştım. Katil gözden kaybolduğunda olduğum yere çökerek ağlamaya başladım. Annem o gün oracıkta hayatını kaybetmişti. Bunu yapan her kim olursa olsun, onu da aynı şekilde öldürecektim. Ben onu bulamasam bile, bir gün onun beni bulacağından adım kadar emindim. ¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤ ¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤ Şuan hissettiğim tek şey pişmanlıktı. O günden sonra hissettiğim tek şey pişmanlıktı. Toprağı avucuma alıp sıktığım an yağmur damlaları birer birer yeryüzüne düşmeye başlamıştı. Onlarla birlikte gözlerimdeki damlalar da bağımsızlığını ilan etmiş ve yerdeki toprağa doğru olan yolculuğuna başlamıştı. Şuan toprak her şeyimi benden almaya çalışıyordu. Bir yarımı zaten almayı başarmıştı ama bende kalan diğer yarımı da rahat bırakmıyordu. Bugünkü son özrümü de dileyip meleğimin mezar taşını öptükten sonra yağan yağmur beni ne kadar aşağıya itse de güçlükle ayağa kalkmayı başardım. Şu an ağlayıp ağlamadığım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Yanaklarıma düşen gözyaşlarımın sıcak damlaları mı yoksa acımasız yağmur damlaları mı, kestiremiyordum. Saat kim bilir gecenin kaçıydı. Zifiri karanlığın çöktüğü sokağı aydınlatan tek ışık, az ileride bulunan sokak lambasıydı. Sokak lambasına dayanmış duran birisi görüş alanıma girene kadar her şey normaldi. Doruklarda hissettiğim korku, adamın kafasını bana doğru çevirip beni fark etmesiyle kalp atışlarımın hızlanmasını tetikledi. Adamın elinde bir şişe vardı ve sallanıyordu. Sanırım sarhoştu. Hemen sağımdaki sokağa girip adımlarımı hızlandırdım. "Hey!" diye bir ses duyduğumda ne kadar yakından geldiğini fark ederek adımlarımı daha çok hızlandırıp koşmaya başladım. Hava yağmurluydu. Hem soğuktan hem de korkudan titremeye başlamış bedenimi zar zor ayakta tutuyordum. Koşarken birden kolumdan tutup beni kendine çevirdi. Çığlık atmaya başladığımda "Nereye gidiyorsun?" deyip beni duvara yasladı ve güldükten sonra üzerime saldırdı. Ağır içki kokusu midemi bulandırırken çığlık attığımda o çoktan hırkamı üzerimden indirmişti. "Bırak beni!" diye bağırıyordum ama sesim fazla çıkmıyordu. Kollarını kafamın iki yanından duvara yasladıktan sonra boynuma yapışmış saçlarımı çekip öpmeye başladı. Tüm sokağı inletecek kadar sesli bir şekilde çığlık atmaktan başka bir şey yapamıyordum. O an aşırı derecede güçsüz olmasaydım, belki onu engellemek için bir şansım olurdu ama hem çok güçsüzdüm hem de adam oldukça iri yapılıydı. Erkekliğine tekmeyi geçirmeyi denesem de beni duvara daha çok sıkıştırdığı için yapamadım. "Yardım edin!" Bağırmaya devam ediyordum ama artık kendi sesimi ben bile duyamıyordum. Bağırdığım için kafamı tutup arkadaki duvara çarptı. Gözlerim, bu darbenin etkisiyle etrafı zifiri karanlığa çevirip kapandı. Koşarak gelen adım sesleri, sarhoş adamın üzerimden çekilmesi ve yere yığılmam. Her şey bir anda olmuştu. Nefes alışverişlerimi düzene sokmaya çalışırken gözlerimi yavaşça araladım. Biri bana saldıran adamı ara sokağa doğru sürüklüyordu. İkisi de ara sokağa girdiklerinde bir çığlık koptu ve tek bir darbe sesi daha geldikten sonra bütün sesler anında kesildi. Aklıma binbir türlü kötü şey gelirken birkaç saniye sonra genç adam ara sokaktan çıkıp bana doğru gelmeye başladı. Elinde bir şey vardı ve yere attığında çıkan metal ses bunun bir bıçak olma ihtimalini arttırıyordu. O adamı bıçaklamış olabilirdi ve şimdi de bana doğru geliyordu. Üzerindeki mavi renkli tişörtün alt kısmı kana bulanmıştı. Bu bende bir dejavu etkisi yaratırken kanlı kısma bakakaldım. Şuan korkmam gerekirken ilginç bir şekilde korkmuyordum. "Ayağa kalk." dediğinde gözlerimi kandan çekip ona baktım. Karşımdaki adamın yüz ifadesi sert ve itiraz istemeyen türdendi. Duvara tutunarak kalkmaya çalıştım ama ilk denememde başarısız oldum. Hırsımdan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğimi bildiğim için tekrar denedim. En sonunda ayağa kalkabildim. "Ona ne yaptın?" diye sordum. Gözlerini gözlerime sabitleyip "Olması gerekeni." dedi ve elindeki siyah eldivenleri çıkarıp onları da yere atarken tişörtündeki kan lekesini fark etti. "Lanet olsun!" Bana arkasını dönüp ilerlemeye başladı. Peşinden gidip "Hey!" diye seslendiğimde olduğu yerde durdu. Önüne geçip "Teşekkür ederim." dedim. Öylece bana baktı. "Bu teşekkürü arabada da edebilirdin." dedikten sonra yürümeye devam etti. "Ne?" "Gel benimle." Onu takip ettim. Beyaz bir arabanın yanında durdu ve cebinden anahtarı çıkarıp düğmeye bastı. "Bin." "Ben sadece teşekkür etmek istedim. Arabana binmeme gerek yok." "Biniyor musun yoksa ben mi bindireyim?" Kaşlarım havalandı. Bu adam da kimdi böyle? "Beni zorla arabana bindirebileceğini mi sanıyorsun?" Tamam, adama biraz fazla tepki gösteriyordum. Ama huyum kurusun ki ben hep böyleydim. "Gecenin bu saatinde başka bir sarhoşa yakalanmak istiyorsan bu benim sorunum değil, özgürsün." Bindi ve hemen anahtarı çevirip arabayı çalıştırdı. Neden böyle bir karar verdim bilmiyorum ama ben de arabaya bindim. **Sanırım bu, hayatımda yaptığım en büyük hatalardan biriydi.** Yolda ilerlemeye başladık. Ona bakamadığım için ellerime bakıyordum. "Teşekkür ederim." dedim. O an kafasını bana doğru çevirdiğini hissettim ama ben hiçbir şey yapmadım. "Onu bıçakladım." dediğinde göz ucuyla ona baktım. "Bıçakladıktan sonra da tek yumrukla bayılmasını sağladım." Kafamı tamamen ona doğru çevirdim. "Bunun için bana teşekkür mü ediyorsun?" deyip o da bana baktı. Kırmızı ışıkta duruyorduk. Onu ölümcül bir yerinden bıçakladığını düşünmüyordum. Yutkundum. "Hak ettiği şey bu değil miydi zaten?" dedim, gözlerimi gözlerinden bir an olsun ayırmayarak. Şaşırıp şaşırmadığını anlayamamıştım. Ona bakmayı sürdürüyordum. O da kafasını bana çevirmişti. Gözlerimi kırpıştırıp bakışlarımı tekrar elime sabitledim. Oluşan birkaç saniyelik sessizlikten sonra göz ucuyla tekrar ona baktım. Sahilin ters istikametine gitmeye başladığında şaşırmıştım. Beni tam olarak nereye götüreceğini merak ediyordum ve bir yandan da endişelenmeye başlamıştım. Evimi tarif edecektim ama zaten doğru sürüyor ve tam geçmesi gereken sokaklardan geçiyordu. "Hey! Sen..." Aynadan göz göze geldik. Sustum ve beni doğru eve götürecek mi diye görmek için biraz daha bekledim. Tam bizim evin önünde durduğunda gözlerim kocaman açıldı. Ona döndüm. "Sen evimi nereden biliyorsun?" "İn arabadan." Bana cevap vermek yerine emir veriyordu. Sinirlenip bağırarak "Kimsin sen?" diye sordum. Cevap vermedi yine ama bu sefer elini beline attı. Kör bir kurşun beynime saplandığında acıyla sarsıldım. Ama bu, şuan kafama doğrulttuğu ve hiç tereddüt etmeden tetiğini çektiği silaha değil, saf öfkeme aitti. **Karşımdaki yabancıya meydan okuduğum ilk andı o an. Ve şunu anlamıştım; bu son olmayacak.** Silahtan gram korkmadan oturduğum yerde dikleştim. Elimi yavaşça omzuna attım. Tişörtünün omuz kısmını sıyırmaya başladığımda ne yaptığımı dikkatlice izliyordu. "Sen O'sun değil mi?" BÖLÜM SONUU! İLK BÖLÜMÜ NASIL BULDUNUZ? YORUMLARINIZI BEKLİYORUM SEVGİLİ OKUYUCULARIM. SAĞLICAKLA KALIN SİZİ SEVİYORUM :) NOT: BU HİKAYEDE AYŞİN'İN ANLATIMI GÜNLÜK ÜZERİNEDİR. YILDIZ İŞARETİNİN ARASINA YAZDIĞIM KONUŞMALAR İSE AYŞİN'İN GÜNLÜĞÜNÜ YAZARKEN BIRAKTIĞI NOTLARDIR.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE