Ahu elinde defter çantasıyla evinden çıktı. Hava tertemizdi; dağlardan gelen hafif rüzgâr saçlarının birkaç telini yüzüne savuruyordu. Henüz köy tam uyanmamıştı, ama fırından gelen taze ekmek ve poğaça kokusu her yanı sarmıştı. Burada sadece bir fırın bir de bakkal vardı. Köy meydanına doğru yürürken, arkasından küçük adımlarla koşan Ayşen’i gördü. Elinde beyaz bir peçeteye sarılı bir şey vardı. Nefes nefese, ama kocaman bir gülümsemeyle Ahu’nun yanına geldi. “Günaydın öğretmenim!” dedi, gözleri ışıl ışıl. Sonra elindeki peçeteyi uzattı. “Babaannem sabah poğaça yaptı. Sana da vermemi istedi. Sıcakken yersin dedi.” Ahu, şaşkın ama çok mutlu bir ifadeyle eğilip Ayşen’in göz hizasına indi. “Teşekkür ederim, güzellik,” dedi sevgi dolu bir sesle. Küçük kızın yanağını okşadı. “Senin gib

