Üçü de düşünüyordu. Tekrar ve tekrar düşünüyorlardı çünkü böylesine saçma sapan bir olayın başlarına gelmesi onlar için fazlasıyla can sıkıcıydı ve fazla aceleye gelmişti. Damla uzun uzun düşünüyordu ama o bile ne yapacağını bilemiyordu. Tüm durumlar için bir çıkar yol bulan ve en çaresiz anlardan bile kendini kurtarabilen Damla düşüncelerinin arasında boğuluyor haldeydi. "Aklnızda bir şeyler var mı?" diye sordu. Cevap almak ister gibi kardeşine baktı lakin İmral çoktan gözlerini kapatmıştı. Kardeşinin nefesinin sıklaşmasını dinledi önce. Ayağa kalkarak arkadaki küçük bölmeye gitti ve bir battaniye alarak geri döndü. Kardeşinin üzerini örttüğünde İmral'ın uykusu çoktan derinleşmişti. İmral üşüyormuş gibi battaniye'ye sarıldı ve arkasını dönerek uykusuna devam etti lakin Damlanın uyumaya hiç niyeti yoktu. Kendi içerisinde büyük bir yüzleşme vardı ve tüm duyguları birbirine geçiyormuş gibiydi.
Gök gürültüyle gürlediğinde Damla derin bir nefes aldı. İçindeki merhametli ablayı yine ortaya çıkarmak üzereydi. Karşıdaki koltuğa oturarak rahatlamaya çalıştı. Yağmur damlaları yavaş yavaş yeryüzüne düşmeye başladığında su damlacıkları evin kiremit çatısına vurarak rahatlatıcı bir ses çıkarıyordu. Dışarıda kuru bir rüzgar ağaçları sallayarak, yaprakların eceli oluyordu. Damla ruhuna gömdüğü yaralarını hatırlamaya başladı. Bir damla yağmur evin çürük zemininden sızarak burnunun ucuna damladığında derin bir iç çekti. Kalkarak etrafı kontrol etmeliydi. Yayıldığı koltuktan, rahatını bozarak ayağa kalktı. Etraftaki bilgisayarı ve ek cihazları ıslanmayacak şekilde örttükten sonra tekrar yerine oturdu.