Keyifli okumalar...
1.Bölüm ''Ruhların Dansı''
Hikayeye başladığınız tarihi ve saati yazın lütfen.
Bölüm Şarkısı: Sleepsong
Şafak Akova
18.01.2021
Korkuyorum, çünkü korkumu dindiremeyecek kadar yalnız, korkusuzluğu öğrenemeyecek kadar cahilim. Yalnızım, çünkü arkadaş edinemeyecek kadar utangaç, insanları kıracak kadar pervasızım. İnsanları kırıyorum, çünkü bir yandan da yalnızlığı ve pervasızlığı seviyorum. Pervasızım, çünkü kendimi güçlü hissettiriyor. Güçlü hissetmeyi seviyorum, çünkü aslında güçsüzüm, korkağım ve bunun farkındayım.
İç dünyam bir kelebeğin döngüsüne kapılıyor, bir duygu diğer bir duyguyu çağırıyor. Bir tutku, diğer tutkuyu, bir korku bir diğer korkuyu... Sonlarım yok benim günlük. Hislerim sürekli yenileniyor, birbirlerinin yerlerini alıyor. Kendimi tanıyamıyorum. Ben kimim? Hayır, hayır! Adımın Şafak olduğunu ben de biliyorum, peki ya ben gerçekten kimim? Kendimi tanıyamıyorum, çünkü hislerim, düşüncelerim devrediyor birini bir diğerine. Yirmi altı yıldır enlerim yok benim, çünkü değişiyor. Enlerim yok çünkü güvenim yok; insanlara, hayata, kendime... Enlerim yok çünkü kimsem yok... Doktorlar buna 'sosyal fobi' diyorlar, ama bence yalnızlık benim mecburiyetimdi.
Bugün de böyle bir gün işte günlük; enleri olmayan, karmaşık, yalnız...
Çalan telefonun iç gıdıklayan sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım ve deri kapaklı defterimi kapatıp beyaz, ahşap sehpamın üzerine bıraktım.
Nur Sancak Arıyor...
İşe gitmesem bile işin beni bırakacağı yoktu anlaşılan. Nur, bürodan iletişimimin sayılı olduğu meslektaşlarımdan biriydi. Benden çekinse de benimle arkadaş olabilmek için çok çabalamıştı. Sıcakkanlı bir insandı, benim aksime. Yine de onu severdim, özel hayatıma burnunu sokmaz ve bürodaki diğerlerinin aksine hakkımda değişik senaryolar üretmezdi. Nur'u daha fazla bekletmeyip aramayı cevapladım.
''Şafak, kusura bakma izin gününde aradım ama üzerine çalıştığımız davanın dosyaları sanırım senin çekmecende kalmış. Anahtarın yerini söylersen ben alırım. Biliyorsun, yarın için acil gerekli.'' Nur'un bahsettiği dosya aklıma gelirken avuç içim istemsizce alnımla buluşmuştu. İki gün boyunca uyumadan, büroda üzerinde çalıştığımız dosyadan bahsediyordu. Dava notlarını o kadar karmaşık almıştım ki temize geçirmek üzere eve, yanımda getirmiştim. Gözlerim çalışma masamın üzerindeki lacivert dosyaya ve etrafına saçılmış notlara kayarken gözlerimi devirip kısa bir iç çektim.
''Alo? Orada mısın?'' Nur'a cevap vermediğimi yeni fark ediyordum.
''Buradayım. Dosyayı ben yanımda getirmiştim, bugün de izinli olunca unutmuşum kusura bakma Nur. Yarım saate büroda olurum.'' Neyse ki büro, evime çok da uzak sayılmazdı.
Sorumluluklarımı aksatmak pek benlik değildi fakat bu dava bizi oldukça zorlamıştı. Gerçi bir savcıysan sorumsuzluk yapmak diye bir lüksün yoktu. Yine de davadan önce bir gün soluklanmak ve günümü evimde geçirmek istemiştim. Neyse ki tüm dava notlarını toparlamış, önemli ve işe yarar detayları dosyada işaretlemiştim. Bunlar bize dava için yeter de artardı bile.
Geç kalmamak adına pratik bir şekilde üzerime düz beyaz bir kazak, altıma da bej renginde mom jean geçirirken pantolonun ince belimden düşmemesi için kombini siyah, altın tokalı bir kemerle tamamlamıştım. Kısa süreliğine de olsa iş ortamına gireceğimden üstüme başıma biraz çeki düzen verdim. Saçlarımı açık haliyle bırakıp ellerimle düzelttikten sonra beyaz yünlü bereyi başıma geçirdim. Bej rengi kaşe paltomu da üzerime geçirirken gözlerim koridordaki saate gidip geliyordu. Geç kalmaya tahammülüm yoktu.
İçinde olduğum duraksız telaşe, kendimi ve hayatımı içten içte sorgulatıyordu. Bazen kendimi istemsizce başka bir hayatı yaşarken düşünüyordum. Acaba daha mutlu olabilir miydim? Belki de yalnız olmayacaktım. Mutlu bir aile... Düzgün giden bir ilişki... Güzel dostlar... Aynadaki soluk tenime gülünç bir ifadeyle baktım. Bunlar benim için çok uzak şeylerdi. Ben doğduğum andan itibaren bu hayata mahkumdum, neden başka bir hayatı düşler olmuştum ki? Belki de bugün fazla düşünceli günümdeydim, saçmalıyordum.
Yine de, keşke diye düşündüm. Keşke, bu hayata ait olmasaydım. Belki de o zaman gerçek beni keşfedebilirdim. Ne için yaşadığımı, ne için bu kadar çalıştığımı bilirdim.
Aynadaki aksime bakıp hisli bir şekilde nefes verirken musluğu açtım ve yüzüme birkaç kez soğuk su çarptım. Zaten üşüyen bedenim ekstra soğuğa maruz kalırken ufak bir titreme bedenimi aldı. Yüzümü üzerine damlacıklar sıçrayan aynaya çevirip soluklandım. Parmaklarım boynumdaki varlığıyla yokluğu bir olan ince altın kolyenin ucundaki kelebekte, gözlerim ise aynadaki suretimde oyalanıyordu. Birden kulağımda duymaya başladığım çınlama ve çok derinlerden gelen bir adam sesiyle kaşlarım çatılırken ellerimi lavabonun fayansına yasladım. Çınlama sesi ,beynimin içinde yankılanıyor, bana inanılmaz bir baş ağrısı bahşediyordu.
Buğulu bakışlarım tekrar aynadaki aksime dönerken gördüğüm cızırtılı görüntüm gözlerimin aralanmasına neden oldu.
Görüntüm gidip geliyordu.
Gidip gelen görüntünün içinden bir yüz seçiyordum. Korkuyla birkaç adım gerilerken aynadaki aksimi gördüm. Bu bendim, ama değildim de. Saç rengim farklıydı ve giysilerim bu devirdenmiş gibi görünmüyordu. Ayrıca olduğu yer de bir banyodan çok ormana benziyordu. Aynadaki aksimin de gözleri de bana doğru dönerken onun da gözleri büyümüş ve yerinde dikelip bir iki adım gerilemişti. Sanki karşımda farklı bir insana farklı bir açıdan bakıyordum fakat bu bir aynaydı. Aksimi gösteriyor olmalıydı, değil mi?
''Aybige!'' Kulağımda çınlayan sesle yerimde sıçrarken, aynadaki aksimin de şaşkın ve odaksız gözleri başka bir tarafa dönmüş sonra da görüntü yavaş yavaş kesilip yerini tekrar benim görüntüm almıştı. Temkinli adımlarım tekrar lavaboya doğru ilerlerken odaksız bakışlarım aynanın her bir tarafında geziniyordu. Az önce aynada farklı bir yer, farklı bir ben vardı. Yoksa kafayı mı yemiştim? Üç gündür neredeyse uyumadığım için sanrılar görmeye başlamıştım belki de. Bunun üzerinde durursam delireceğimi fark ettim ve yüzüme son kez buz gibi suyu çarpıp odamın küçük banyosundan koşar adımlarla ayrıldım.
Soğuktan, belki de korkudan rengi atmış yüzüme hafif renk verdikten sonra hazırdım. Siyah bez çantamın içine gerekli olan dosyayı ve toparladığım notları koydum. Cüzdanımı, anahtarlarımı ve telefonumu da kontrol ettikten sonra kendimi evden sonra da apartman kapısından adeta attım.
Sen delirmedin Şafak, sadece uykusuzsun. Saçma sapan korkulara kapılmayı kes, onsuz da pek korkuları olmayan biri sayılmazsın zaten.
Adımlarımı yolun karşısına park ettiğim minik arabama taşırken Ocak ayının yakıcı soğuğuna karşı hassas olan tenim şimdiden gerilmeye başlamıştı bile. Soğuğun somut hali olan buhar, etli dudaklarımın arasından havaya karışırken arabanın kapısını açtım. Üşüyen bedenimi arabanın deri koltuğuyla buluştururken çantamı yan koltuğa yerleştirdim. Birkaç dakika motorun ısınmasını beklerken gözümle arabanın saat göstergesini kontrol ettim. Saat 17:30'u gösteriyordu tam. Büroda olmak için 15 dakikam vardı demek ki. Saat misali işleyen zihnimin ve dakik kişiliğimin beni yanıltmayacağını umarak arabayı çalıştırdım ve büroya doğru sürmeye başladım.
Bir pazartesi günü için yol çok boştu, gökyüzü ise bulutlu bir gün için fazla değişik renklere ev sahipliği yapıyordu. Sanki gökyüzü, toprakla yer değiştiriyordu. Bu durumu, kar yağacak olmasına yorup yoluma devam ettim. Eh, yolun boş olması işime geliyordu neticede. Sorgulamanın bir manası yoktu.
Arabayı büronun olduğu büyük plazanın otoparkına park ettikten sonra çantamı alıp binaya doğru ilerlemeye başladım. Yürürken birkaç gözü üzerimde hissediyordum. Yine konuşuyorlardı. Bu iş yerinde kimse başarılarımı, kazandığım davaları, memnun ettiğim insanları konuşmuyordu, herkes beni konuşuyordu, hiçbir fikirleri olmayan hayatımı konuşuyordu. Kendi hayatım hakkında benim bile fikrim yoktu oysaki, neden konuşuyorlardı?
Bir kere iki asistanın, benim gayrimeşru bir çocuğum olduğu hakkında konuştuklarını duymuştum. Ya da sosyopat olduğumu düşünenler oluyordu zaman zaman. Bu düşüncelerini reddetmek için hiçbir çabaya girmemem de onları cesaretlendiriyor olmalıydı. Oysaki ben sadece işimi yapıp evime gitmek istiyordum.
Öyleydi işte, insanlar konuşuyordu. Konu hakkında hiçbir fikirleri olmasa da, yargılanacak olsalar da, yalan da olsa sadece konuşuyorlardı. Herkes kendi hayatına baksa belki insanlar bir nebze daha mutlu olacaktı.
Saygıdan selamda bulunan birkaç çalışana ufak bir tebessümle ve baş hareketiyle selamımı iletirken sonunda bize ait olan büroya ulaşabilmiştim. Nur, yorgun olduğu zamanlarda taktığı gözlüğünü yine gözüne geçirmiş harıl harıl önündeki dosyaları inceliyordu. Beni fark etmesiyle yüzünde büyük bir gülümseme oluşurken gözündeki gözlüğü kafasının üstünde sabitledi.
''Ah, gelmişsin. Ben de karşı tarafın ifadelerini inceliyordum tam.'' Gülümsemesini karşılıksız bırakmak istemediğimden ona bir tebessüm gönderdim.
''Biraz dinlenmelisin.'' Çantamdan çıkardığım dosyayı ve zımbaladığım notları masasına bıraktım. ''Zaten kaç gündür sen uykusuz kalıp işi hallettin, bırak da bu kadarını yapayım'' diyerek şakıdı.
Yerinde ayaklanıp masasına bıraktığım dosyalara göz atarken devam etti. ''Ayrıca o Giray denen avukatı ezmen için sabırsızlanıyorum. Bu kez o zevki ona tattırmayacağız.'' Hırsla bezenmiş tatlı ifadesine güldüm ve biraz soluklanmak için kendimi masasının önündeki koltuğa attım.
Giray dediği avukat da bizim büroda eskiden savcı olan, fakat şimdilerde avukatlığa geçen hayatıma çomak sokmaya ant içmiş birisi oluyordu. Uzun zamandır tanışıyorduk, epey uzun zamandır. Tabi bir de aynı üniversitelerde okumuştuk ve mezun olduğumuzdan beri hayatı benim için çekilmez kılmakta bir numaraydı kendisi.
Yarınki davada da karşı tarafın avukatlığını yapıyordu, yani bir nevi düşman taraf da diyebilirdiniz. Benim işim onu haksız, müvekkilini de suçlu çıkarmaktı. Daha doğrusu müvekkilinin suçunu ortaya çıkarmak. Eh, benden âlâ düşmanı yoktu kendi çapında.
''Karşı taraf çok kararlı görünüyor. Hiçbir suçlamayı kabul etmiyorlar.'' Nur, önündeki kağıt parçasına düşmanıymışçasına baktı. ''Tecavüz, zimmetine mal geçirme, evrakta sahtecilik gibi bir sürü suçun üstüne bir de adam öldürmeye teşebbüs etti. Şu ana kadar içeri atılmaması mucize!''
''Öldürmeye çalıştığı adamın komada olmasına güveniyor olmalı. Ha bir de şöhretine ve parasına... Bir önceki sefer şanslıydı, bu sefer değil. Adının Sergen Turna olması bizim için bir şey ifade etmiyor, cezasını alacak.''
Masanın üzerindeki kar küresinin içinde süzülen karları gözlerimle takip ederken düşüncelerimi Nur'la paylaştım. Söylediklerime karşı düşünceli bir şekilde başını salladı.
''Giray Bey'in böyle bir davanın avukatlığını üstlenmesine şaşırdım, idealleri doğrultusunda hareket bir adammış duyduğum kadarıyla.''
Dudağım sinsi bir yılanın avına saldırmadan önceki hali gibi yavaşça kıvrıldı. ''Giray, idealleri olan bir adam, ama idealleri babasıyla arasına girecek kadar güçlü değil. Sergen Turna'dan sorumlu avukat, Giray'ın babasıydı. Belki de onun kalan son görevini tamamlamak istedi. Hata ediyor.'' Derin bir nefesi bıraktım ve Nur'un şaşkın bakışlarını görmezden gelmeyi tercih ettim.
''Nasıl yani? Sergen Turna'nın avukatı, Basri Ramsay mıydı?''
Omzumu silktim ve bu konudan sıyrılmak için gözlerimi pek de düzenli olmayan odada bir tur gezdirdim.
''Barış nerede? Yine kaytarmıyordur umarım.'' Gözlerim odamızda çalışan üçüncü meslektaşımın boş koltuğuna gitmişti. Barış, ben ve Nur aynı odada çalışıyorduk.
Normaldeki şanssızlığıma ters olarak bu sefer şans yüzüme gülmüş ve çalışma arkadaşı olarak bana iyi insanlar bahşetmişti. Belki de bana karşı önyargılı olmayan tek insanlardı. Yine de istemsiz, kendimi onlara karşı tam açamıyordum. Aralarında bazen fazlalık hissediyordum fakat bana böyle hissettiren onlar değil, ezilmiş benliğimdi. Beni çok ezmişlerdi geçmişte, ruhen.
'' Hiçbir fikrim yok. Şu yeni sekreter, adı neydi? Hah, Kumru'nun yanında olabilir.''
Nur'un ifadesi komik bir hal almışken, dosyanın sayfalarını daha hırçın çevirdiği gözlerimden kaçmamıştı. İçten içe Barış'tan hoşlanıyor, fakat bunu asla kabullenmiyordu. Belki de Barış'ın çapkın kişiliği bunu kabullenmesini güçleştiriyordu, kim bilir? Her zamanki gibi bu konuda yorumda bulunmamıştım. Ne kadar özel hayat konusunda bir şeyler paylaşırsak hayatıma onları o kadar çok dahil ederdim. Bunu istemiyordum. Mesafe iyiydi.
''Gelirken havayı gördün mü? Çok tuhaf değil mi?'' Nur, sessizliği bozup soğumuş kahvesini yenilerken göz ucuyla bana baktı. Dosya yığınlarının arkasında kalmış pencereden görünen gökyüzüne gözlerimi değdirdim.
''Kar yağacağı için böyledir herhalde.'' Diye mırıldanırken dalgındım.
''Öyle mi? Yan bürodakilerden duydum, sanırım Kuzey Işıklarına benzeyen bir görüntü oluşacakmış. Bilim adamları bile hala bir açıklama yapamadı ne olduğuna dair. Görmek için sabırsızlanıyorum!'' Heyecanına dudak ucumla gülümsedim. Türkiye'de Kuzey Işıkları'nı görmek ne kadar mümkündü? Saçmalıktı.
''Belki tutulma falandır, neden bu kadar büyütüldü ki?'' diye mırıldanırken yerimde ayaklandım.
''Tutulma olsa, bilim adamlarının bir açıklaması olurdu herhalde. Hem şu renklere bir bakar mısın? Yeşil, sarı, mavi, kırmızı... Her renk birbirine girmiş. Böyle tutulma gördün mü hiç?'' Gözlerini büyülterek heyecanla yaptığı açıklamayla dudaklarımı birbirine bastırıp omuz silktim. Nur, sihirli şeylere ve mucizelere inanan bir kızdı, bu yüzden heyecanını tuhaf bulmadım. Muhtemelen bu havayı da değişik, ütopik şeylere yoruyordu kendi içinde.
''Belki de kıyamet geliyordur.'' Deyip çantamı omuzladım. Bana sinir bozucu olduğumu belirten bir bakış atarken dil çıkardı. Yirmi dört yaşındaydı fakat hala çocuk gibiydi. Çocuk gibi kalabilmesi güzeldi, bense hiç çocuk olamamıştım.
''Çok sinirsin, arkandan cadı diyorlar haberin olsun.'' Omzumu silktim.
''Gidiyor musun?'' Nur'un sorusuna kafamı sallayarak cevap verirken kabanın altında kalan saçlarımı dışarıya çıkartıp özgür bıraktım.
''Sen ne ara geldin, suratsız?'' Barış'ın gereğinden fazla yüksek çıkan sesiyle elimle ağzını kapattım. Bu çocuğun ayarı yoktu gerçekten. Nerede nasıl davranacağını bilmiyordu, ya da bilmezlikten geliyordu. İkinci seçenek daha olasıydı tabii.
'' Şu sesinin ayarını düşüremez misin? Geldim ve şimdi de gidiyorum.'' Elimi ağzından çekip Nur'a doğru el salladım.
''Biraz daha dursaydın, buradan çıkınca yemeğe gidecektik Nur'la.'' Barış'ın teklifine omuz silkerken ayıp olmaması için hafifçe gülümsedim. Fazla mı kasıntı görünüyordum?
''Size afiyet olsun. Eve gidip, iyice dinleneceğim. Yarın yoğun bir gün olacak.'' Barış kolumu sıvazlarken bu kadar samimiyetin bana fazla geldiğini hissederek yavaşça uzaklaştım ve tekrar el sallayarak büroyu terk ettim. Arkamdan Nur'un seslendiğini duyabilmiştim. ''Yarın seni ben alacağım, unutma!''
Birkaç bakışı yine üzerimde hissederken bunu umursamamayı çoktan öğrenmiştim. Umursandıkça daha çok bakıyor, daha çok konuşuyorlardı.
''Giray Bey'e aşık olduğunu ama reddedildiğini duydum. Yarınki davada hıncını çıkartacak gibi duruyor.''
''Emin misin? Geçen gün gördüm, Giray Bey bunun peşinden koşturuyor ama Şafak yüz vermiyordu.''
''Sence bir cadı olma ve Giray Bey'i büyülemiş olması ihtimali nedir?''
Yanından geçtiğim kızın arkadaşına doğru söylenmesine adımlarım kısa bir an duraksarken bahsimi eden kıza donuk gözlerimi çevirdim. Kız anında gözlerini ben hariç her yerde gezdirmeye başlamıştı. Yüzündeki makyaj, kim olduğunu anlamamı zorlaştırıyordu. En az benim kadar cesaretsiz, kirli ruhuna birkaç saniyeden fazla bakamazken tekrar önüme döndüm ve çıkışa doğru ilerlemeye başladım. İstedikleri saçmalığa inanabilirlerdi. Ne benim Giray'a ne de onun bana karşı hissettiği bir şey yoktu. Sadece uzun zamandır -maalesef ki- tanışan iki meslektaştık.
''Bakışlarını gördün mü? Tüylerim diken diken oldu.'' Hala konuşuyorlardı, neyse ki binadan çıkmış ve kalanını duymamıştım.
İnsanların riyakarlığı midemi bulandırıyordu, sosyal fobi denen şey beni nasıl bulmasındı?
Soğuk hava tenime ilmek ilmek işlenirken, adımlarımı hızlandırdım. Açık otoparkta gözümü gezdirip arabamı park ettiğim yeri bulmaya çalıştım. Koskoca insanlar, hala arabalarını düzene uygun park etmesini bilmiyorlardı. Arabam gözüme çarparken adımlarımı o yöne doğru ilerletmeye başladım. Arabama yaklaşmışken yolumu kesen kişiyle duraksadım ve aynı donuk, sabırsız bakışlarımı yüzüne çevirdim.
''Sakin ol, ne bu acele? Eski dostuna bir selam verir insan.'' Üşüyen bedenimle beraber benliğimi de kabanımın içine iyice gizlerken gözlerimi karşımdaki şahısın gözleriyle birleştirdim.
'' Üşüdüm. Diyeceğiniz bir şey yoksa, izninizle Giray Bey.'' Attığım adımla yolumu tekrar kesen Giray'a kaşlarımı çattım.
''Şu sizli bizli konuşmaları bırakmayacaksın değil mi? Uzun zamandır tanışıyoruz sonuçta.'' Alayla konuşmasına gözlerimi devirirken kollarımı birbirine geçirdim.
''Böylesi daha iyi.'' Ayaklarımı gergince yere vurmaya başladım.
''Ne oldu Şafak Hanım? Yarınki dava için pek bir gergin gördüm seni.''
''Oradan bakınca acemi gibi mi görünüyorum? Sizinle dava hakkında konuşmayacağım. Yarın kozlarımızı paylaşırız.'' Kendimden ödün vermeyen tavrım onu eğlendiriyordu belli ki. Ben konuşmak istemedikçe neden insanlar daha çok üzerime geliyordu?
''Peki öyleyse, seni daha fazla tutmayayım. İyi akşamlar Şafak Hanım. Çok yormayın kendinizi, nasılsa yenileceksiniz.'' Küstah tavırları sinirlerimi bozmuyordu. Sekiz yıldan fazla olmuştu, Giray'ın bu tavırlarına maruz kalmaya başlayalı.
''Her ikimiz de işimizi yapıyoruz Giray Bey. Size de iyi akşamlar.'' Çizgimi bozmadan yan tarafından dolaştım ve arabamın kilidini açtım. Çantamı yan koltuğa fırlatırcasına koyarken şoför koltuğunda yerimi aldım. Bakışlarını hala üzerimde hissediyordum. Koskoca adamın benimle alay edip, yarışmaktan başka işi yoktu sanki.
Düşüncelerimle yüzleşmek istemediğimden radyoyu açtım.
'' Bugün, gökyüzü bizlere harika bir manzara sunuyor. Peki, bu görülmemiş doğa olayının sebebi ne? Bilim adamları-'' Derin bir nefesi bırakırken kanalı değiştirdim. Hafif, rahatlatıcı bir müziğin çaldığı kanalda dururken gözlerimle yolu takip etmeyi sürdürdüm. Parmaklarım sabırsızca direksiyon üzerinde hareket ediyordu. Bir an önce eve gidip rahatıma bakmak ve ısınmak istiyordum. Böyle havalar ve soğuk, beni olduğumdan daha gergin bir insan yapıyordu. Gözlerim arabanın saatine kaydı.
18:42
Bürodayken zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. Havanın kararması gerekmiyor muydu? Oysaki hala şu renk olayı devam ediyordu. Bunun üzerine fazla düşünmedim ve yola odaklanmaya çalıştım. Açlıktan ölüyordum. Birkaç gündür sadece kahveyle besleniyordum. Et ürünleri de yemeyince vücudum iyice halsiz düşmüştü. Sabahki sanrılarımın nedeni de buydu belli ki. Ne bir uyku düzenim, ne de bir beslenme düzenim vardı. Halüsinasyon görmemden doğal bir şey olamazdı.
Araba, evimin olduğu sokağa doğru dönerken derin bir nefes bıraktım ve park yerimin dolmamış olmasına ufak bir mutluluk duyarak arabayı eski yerine düzgünce yerleştirdim. El frenini kaldırıp çantamla beraber arabadan indim ve kumandanın kilit kısmına bastım. Arabanın kilitlendiğini belirten 'tık' sesi boş sokağı doldururken gözlerimi soğuğun ele geçirdiği sokakta gezdirdim. Dünden kalan karlar erimeye yüz tutmuş, çamur birikintilerine dönüşmeye başlamışlardı. Bu görüntüye yüzümü kırıştırırken adımlarımı apartmana doğru taşıdım.
Apartman kapısının önünde öylece ayakta dikilen küçük kız çocuğuyla kaşlarım çatıldı. Bu soğukta ailesi nasıl dışarı çıkmasına izin vermişti? Aileler, daha fazla sorumluluk sahibi olmalıydı. Küçük kızı korkutmak istemediğimden adımlarımı dikkatli ve telaşsız atmaya çalışıyordum. Ayağım kaymadan yanına ulaşmayı başardığımda küçük kızın buz mavisi gözlerine gülümseyerek baktım. Büyüleyici gözleri vardı ama beni korkutan bir yanı da vardı aynı zamanda.
''Merhaba, üşümüyor musun burada?'' Cevap bekleyen gözlerim küçük kızın üzerinde gezindi. Bir yerlerine bir şey olmamıştı değil mi? ''İsmin ne?'' Bir kez daha şansımı denedim fakat yine cevaplamamıştı.
Bembeyaz teni, pespembe dudakları ve yanakları, upuzun kirpikleri ve güneş sarısı saçlarıyla çok güzel bir kız çocuğuydu. Üzerinde siyah bir elbise, onun üzerinde de beyaz bir kürk bulunuyordu. Sokaklar onun için tehlikeliydi. Soğuk ellerimi tutan sıcak elleri hissettiğimde gözlerim beni tutan ellere ilişti. Küçük kız, minik eliyle elimi kavramış gözlerimin içine bakıyordu.
''Tanrıça dileğini duydu, dileğin gerçekleşti. En umutsuz anında dediğiniz bir 'keşke' kaderinizi değiştirdi ve birbirine bağladı güzel insan. Dilerim; gerçek seni keşfeder, ne için yaşadığının ve diğer sorularının cevabını alır, üzerindeki bu umutsuzluk lanetinden sıyrılırsın. In Aurora dea est benedixitque tibi. Et aperuit ostium est inter duos mundos.''
Küçük kızın hiç konuşmadan zihnime fısıldadığı cümleler gözlerimin sonuna kadar açılmasına neden olurken elimi, kızın ellerinden çekmek istedim. Küçücük kız o kadar güçlüydü ki elimi elinden ayırmak imkansız gibiydi. Hoş, kızın artık insan olduğundan bile emin değildim. Az önce ağzı kıpırdamadan benimle konuşmuştu! Zaten son cümlelerinden de hiçbir şey anlamamıştım, ne dil konuşuyordu?
(In Aurora dea est benedixitque tibi. Et aperuit ostium est inter duos mundos: Şafak Tanrıçası seni kutsadı. İki dünya arasındaki kapı açıldı.)
Küçük kız yüzündeki mayhoş bir gülümsemeyle göz kapaklarını yavaşça indirdi ve yüzüme doğru soğuk buharı üflemeye başladı. İçinde bulunduğum durumu kavrayamadan istemsizce kendimi gevşerken ve gözlerimi kapatırken bulmuştum.
Hissettiğim boşluk hissiyle bir arabama bir apartman kapısına doğru bakarken kaşlarımı çattım. Bir şey mi yapacaktım ben? Hatırlamıyordum. Titreten soğukla kendime geldim. Omzumu silkip anahtarla apartman kapısını aralayıp girdim. Üçüncü kattaki daireme merdivenle çıkmayı tercih etmiştim. Kendimi çok bitkin hissediyordum, yattığım yerde bayılacaktım neredeyse. Miskin adımlarımı dairemin önüne taşırken bir yandan da anahtarlarımı ayarlıyordum.
Sonunda eve girebildiğimde çantayı bir köşeye bıraktım ve esnemekten ayrılan ağzımı zar zor kapatıp kendimi yatak odama attım. Üzerimi değiştirmeye bile halim kalmamıştı. Açlığım ve diğer tüm hislerim kaybolmuş, yerini uçsuz bucaksız bir uyku isteği almıştı. Gözlerimi kapatsam yüz yıl uyanmayabilirdim sanki.
Zayıf bedenimi acelesiz bir şekilde yatağıma bırakırken son kez esnedim ve cenin pozisyonunda yatağa yerleştim. Kulağımda ninnivari fısıldamalar çınlarken uykum merakıma ağır basıyordu. Dayanamadım ve kendimi uykunun tatlı kollarına bıraktım.
'' In Aurora dea est benedixitque tibi. Et aperuit ostium est inter duos mundos...''
BÖLÜM SONU
Merhabaa, ilk bölüm burada son buldu. Umarım beğenmişsinizdir. Beğendiyseniz yorumlarda belirtmeyi ve bana destek olmayı unutmayın♥ Yeni bölümler 1 Ekim'den itibaren geliyorr!! Takipte kalın güzel tanrıçalarım♥