Alaz'ın Anlatımından Devam
Çok değil. Bir dakika kadar sonra aniden ağlamayı kesmiş ve gözlerini yola dikmişti. Bu ani ruh değişikliği beni endişelendirse de bir şey demedim. En azından zırlayıp durmayacaktı artık.
Konağa kadar gözünü bile kırpmadı belki de. Bomboş baktı yola. Yolu izleyip durdu. Yolda ne varsa sanki?
Arabayı durdurduğumda kemerimi açtım. Benden önce davranıp arabadan inmesiyle ben de indim. Kaçmasın diye adımladım ama doğrudan konağa doğru yürüdü. Kapı açıldığında içeri girdi. Hızlı adımlarla merdivenlere yöneldi. "Hüma dur!" dediğimde koşturdu. Yine neyin peşindeydi acaba?
"Hüma?"
Bizimkilerin yanına geçti. Babaannemin karşısında durdu. "Sen benim temiz olup olmadığımı mı merak ediyorsun?"
"Etmeyelim mi?" dedi babaannem pişkin pişkin.
"Et. Hakkındır. İmam nikahının kıyıldığı gün ben de o kanlı çarşafı getireceğim sana." dediğinde duyduklarıma inanamadım. Hüma'ya yaklaşıp kolunu tuttum.
"Sus artık. Ne saçmalıyorsun sen?"
"İstediğiniz bu değil mi?"
"Hüma kes artık." dediğimde babaannem ayağa kalktı.
"O kanlı çarşaf bana gelmezse seni bu konakta barındırmam Hüma. Bil bunu."
Başını salladı. "Tamam. Alacaksınız. Alıp konağın kapısına asarsınız hatta!" dediğinde onu kendime çektim.
"Hüma sus artık." başını çevirip bana döndü.
"Karışma bana! İstediğiniz bu değil mi? Ne istiyorsunuz daha?"
"Gel ben sana istediğimi göstereyim." deyip kolundan çekip odama doğru sürükledim. İtiraz etmedi, peşimden geldi. Odanın kapısını açıp onu içeri ittirdiğimde kapıyı arkamızdan kapattım.
"Geçti mi sinirin?" diye sordum.
"Geçmedi!"
"O halde otur, buradan çıkma. Sinirin yatışana kadar da gözüme görünme Hüma. Senin gel gitlerine uğraşamam ben."
Tam karşıma geçip başını kaldırıp dik dik baktı yüzüme. "Uğraşma." dedi sakince ama sinirinden titriyordu. "Sana uğraş diyen mi var?"
"Dışarıda ortalığı birbirine kattın. Deli misin sen?"
"Sizin gibi ruh hastalarıyla ancak bu şekilde anlaşabilirim ben!"
Elimi saçlarımdan geçirip olduğum yerde dönerken duvara yumruğumu geçirdim. Elimde kalacaktı, sabrımı sınıyordu. "Sen o dediğin şeyi yapabilecek misin ki Hüma?" deyip ona döndüm. Alaylı bir bakış attım. "Yatağıma girebilecek misin?"
"Babaannene ne dediysem o." dedi hızlıca. "Kanlı çarşafı gösterirsin o gün ona. İçi rahatlar belki."
"Onu sormuyorum." deyip yaklaştım. Boyu kısa olduğu için biraz eğilmek zorunda kaldım. "Bunun için ne yapman gerektiğini biliyorsun değil mi?"
Başını salladı ağır ağır. "Ben biliyorum. Yapacağım." dedi titreye titreye.
Hayatta yapamazdı. Bir anlık cesaretle iyi sallıyordu. "O halde yarın." dedim. "Yarın akşam imam nikahını kıyacağız Hüma." kaşlarını çattı. Bir de hazırım ayaklarına yatıyordu. "Yarın benim karım olacaksın. Ama sana asla resmi nikah kıymayacağım. Bunu da asla unutma."
"Senin soyadını taşımak isteyen yok Alaz Taşkın. İşine bak." deyip arkasını döndü. Yatağıma oturduğunda gülüp arkamı döndüm.
"Ya sabır." deyip odadan çıktım.
Bizimkilerin yanına geçtim. "Hüma odadan çıkmayacak. Kimse de onunla konuşmayacak. Yarın da imam nikahı kıyılacak. Ne gerekiyorsa yapın."
"Oğlum..." deyip ayaklandı annem. O yanıma geldiğinde babaannem de lafa girdi.
"O kızın namusu kirliyse tez boşa. Berdel falan da olsa istemem."
Kafayı yiyecektim. Hâlâ namus diyordu bana, hâlâ namus. "Tamam babaanne. Tamam." deyip uzaklaştığımda annem beni takip etti. Sinirimden onun varlığını da unutmuştum.
"Alaz?" dediğinde durdum. "Kızın kolu kötü görünüyor. Bekleyemez mi nikah?"
"Nikah için kolunun iyileşmesine gerek yok anne. Çatlak sadece. Ben ilaçlarını da alacağım zaten. Merak etme sen."
"Alaz..." dedi sessizce. "Madem artık evleniyorsun. O kıza gitmesen mi artık?"
"Anne, o kız benim sevdiğim kadın. Ben ondan vazgeçmem."
"Oğlum karın ne olacak? Hem karın hem sevgilin mi olacak? Sonra bize ne derler? Hem baban da duyarsa kıyamet kopar oğlum, vazgeç şu sevdadan artık."
"Vazgeçmem anne. Bir daha bana sakın bunu söyleme. Ben ölsem Leyla'dan vazgeçmem. Asla."
"Oğlum, başını yakacaksın bak." dediğinde başımı çevirdim.
"Akşam gelirim." deyip merdivenleri hızla indim.
Hiçbir şey umrumda değildi. Bu berdel yüzünden sevdiğim kadından vazgeçecek değildim.
Konaktan çıkıp arabama bindikten sonra arkamı yaslanıp derin bir nefes aldım. Yok. Yok ben bu sinirle duramıyordum yerimde.
Telefonumu çıkarıp Bora'yı aradım. Benim halimden yine o anlardı.
"Efendim." diyerek açtı telefonu.
"Bora, neredesin?"
"Şirketteyim. Sen gelmiyor musun?"
"Gelmiyorum. Sen de kalk, her zamanki yere gel. Kafam kazan gibi. Kendimi öldüreceğim sinirimden."
"Ne oldu lan yine?"
"Gelince anlatırım. Çabuk ol."
"Tamam, geliyorum." dediğinde başımı salladım. Telefonu kapatıp kemerimi bağladıktan sonra arabayı çalıştırdım.
~ ~ ~ ~ ~
"Orosbu çocuğu." diye mırıldandım. "Yıllar önce s****i tutabilse şimdi bütün bunlarla ben uğraşıyorum." deyip bir yudum daha aldım içkimden. "Öldüreceğim onu."
"Sadece imam nikahı mı? Sonra ne olacak? Leyla ne olacak?"
"Leyla anlayışla karşıladı. Bir süre sonra boşanacağımızı söyledim ona. Kabul etti."
"Hayret. Nasıl kabul edebildi?"
"Seviyor çünkü beni." dediğimde güldü.
"Kadın parmağında oynatıyor lan seni. O senin değil sen onun dediklerini yapıyorsun."
Başımı arkaya attım. "Aşığım çünkü ona."
"Kullanılıp duran bir malsın daha çok. Kimse yeni tanıdığı birine ev almaz. Sen biraz malsın sanki."
Zaten içip kafayı bulmuşum buraya biraz olsun rahatlamaya gelmiştim ama iyice gerilmiştim. "Sen aşktan ne anlarsın gerizekalı. Leyla'nın bana baktığı o ilk gün ben ona vuruldum. İstese canımı veririm. Ne evinden bahsediyorsun?" nefesimi bırakıp bardağımı kafama diktim.
"İçme artık." dediğinde başımı salladım.
"İlaç almam lazım."
"Sana bir şey mi oldu?"
Başımı olumsuzca salladım. "Hüma. Müstakbel karım. Ona ilaç almam gerekiyor."
"Ne ilacı?"
"Kolu çatladı işte. Ağrısı vardır." dedim. Gözlerimi açık tutamayıp başımı masaya yasladım. "Bela oldu resmen başıma. Cezam oldu. Onun yüzünden şu çektiğime bak."
"Tek sen mi?" dediğinde kaşlarımı çattım.
"Ne?"
"Sen diyorsun da cezam diye. Sadece o senin cezan değil."
Başımı kaldırıp yüzüne baktım. "Ne diyorsun lan sen?"
"Kız keyfinden mi evleniyor seninle? Senin başına bela da o seni çok mu istiyor sanki? Niye tek mağdur senmişsin gibi davranıyorsun?"
Başımı eğdim. "Kes lan." dedim. "Ben onun yüzünden sevdiğim kadın..."
"Onun yüzünden diyorsun hâlâ? O mu istedi böyle olmasını? Sığır mısın oğlum sen?"
Yüzümü buruşturdum. "Tamam oğlum, sus sende ya." mantıklı mantıklı konuşup sinirimi bozma benim Bora.
Çünkü maalesef ki haklısın.
Hüma'nın da istediği bu değil. Ben sinirimi neden ondan çıkarıyorum ki?
"Hayvanlık ettim." diye mırıldanıp ayağa kalktım. "Boktan yere kızın da kalbini kırdım." dediğimde dengemi sağlayamadım. "İstemiyorum lan onu!" diye bağırdığımda herkes bize döndü. "İstemiyorum onu."
Bora ayağa kalkıp kolumu tuttu. "Sus gerizekalı. Eve götüreyim ben seni."
"Karıma ilaç alacağım." deyip kolumu kurtardım ondan. "İlaç almam lazım."
"Alırız. Ayakta duramıyorsun. Sabah sabah bu kadar içilir mi?"
"İçilir." dedim. "Sevmediğim bir kadınla evleniyorum ben. İçilir." başımı öne eğdiğimde kolumu tuttu.
"Usta, bizim hesabı hallederiz bir ara." dedi Bora.
"Tamam Bora beyim."
"İlaç alacağım." elimi cebime attım. "Reçete bende. İlaç almam lazım."
"Alırsın lan alırsın, hayvan gibi de ağırsın. Allahın belası."
"Kim içirdi lan bana bu kadar?"
"Sen içtin göt herif." dediğinde kaşlarımı çattım.
"Patronunum ben senin. Kovuyorum seni." dediğimde arabanın kapısını açtı.
"Şirketin ortağıyım ben, bok kovarsın."
"Kovdum." dediğimde arabanın içine ittirdi resmen. "Yüzde yetmiş beş benim hissem. Kovuyorum seni!"
"He anam he, kovarsın." deyip kemerimi bağladı. "Ayyaş herif."
Gözlerimi kapattım. "İlaçlar." dediğimde elimdeki reçeteyi aldı.
"Ben alırım." dediğinde başımı sallayıp başımı arkaya yasladım.
Uykusuzluktan geberiyor gibiydim. İçmek de iyi gelmemişti. Bu yüzden biraz kestirmeye karar verdim. Zaten kendime gelemeyecek haldeydim.
~ ~ ~ ~ ~
"İlaçlarımı aldın mı?" dedim kemerimi açarken.
" Aldım." deyip poşeti uzattı. "Al şunu." poşeti alıp arabadan inerken temiz hava beni kendime getirdi.
"Konağa niye getirdin beni?"
"Nereye gitmek isterdin paşam?"
"Leyla'ya götür beni." diye mırıldandığımda kolumdan tutup sürükledi.
"Bok ye." dedi.
Başımı tuttum. "Sonra." diye mırıldanırken konağa girmiştik.
Bir top da ben yedim kafama. "Ha ha! Salak amca!" diye bağırdı Reşat.
Biz niye salak oluyoruz amına koyayım! "Getir lan o topu ibne!" dediğimde topunu alıp kaçtı. Ben onu kesmesini iyi bilirdim.
"Karışma çocuğa." dedi Bora. Merdivenleri çıkarken annemin sesini duydum.
"Alaz? Yavrum ne oldu sana?"
"Biraz fazla içti Hatice teyze. Yoksa oğlun domuz gibi."
"İlaç aldım." deyip poşeti gösterdim. "Hüma nerede?"
"Odanda. Çıkmadı hiç."
"Odama gideceğim ben." deyip Bora'nın elinden kurtuldum. "Odam."
Yer dönüyordu. Ya da benim başım dönüyordu ama adımladım.
"Oğlum düşeceksin." dedi annem. Sallamadım. Adımladım.
Odama kadar nasıl geldim anlamadım. Kapıyı açıp içeri girdikten sonra kapıya yaslanıp nefesimi bıraktım. Başım çatlıyordu. Sanırım ben de bir ağrı kesici almalıydım.
Adımlarken gözlerim Hüma'yı buldu. Ben de neden hiç konuşmuyor diyordum. Yatağımın üzerinde iki büklüm olmuş uyukluyordu. "Hüma?" dedim sessizce. "İlaçlarını aldım." deyip uyanmasını bekledim. "Uyansana." deyip yatağın üzerine oturdum. "Kolun acır, kalk." deyip gözlerimi kapattım.
Ben de uyumak istiyordum. Gözlerimi açık tutamıyordum zaten.
İlaç poşetini yere bırakıp ceketimi indirdim. "Burası benim yatağım Hüma." deyip ayağa kalktım. Yatağın diğer tarafına geçip uzandıktan sonra kolumu Hüma'nın vücuduna sarıp kendimi ona çektim. Başımı ensesine yaslayıp gözlerimi kapattım. "Benim yatağım burası." dedim. Ama uyumana izin vereceğim. Bir seferliğine.
Ona sıkıca sarıldığımda kokusu burnuma doldu. Gözlerimi araladım.
Bora çok haklıydı. Bu kızın hiçbir suçu yoktu. Ben neden onun üzerine gidiyordum bu kadar?
"Affet Hüma. Ben seni kırmak istemedim."
Tekrar gözlerimi kapatıp ona iyice sokuldum. Sırtını göğsüme yasladığımda kendimi uykunun kollarına teslim ettim.
Mecburen evleneceğim ve sevmediğim kadına sarılıp uyudum.
~ ~ ~ ~ ~ ~