Hayatımızda ummadığımız anda birileri girebiliyor ya da çıkabiliryordu. Benim hayatıma Meriç Arslanoğlu girmişti. Hiç düşünmediğim bir anda karşıma çıkmış ve hayatımı değiştirmeye yemin etmiş gibi bütün dengemi bozmuştu.
Başımda büyük bir ağrıyla gözlerimi açtığımda yatığım yerden yavaşça kalktım. Yatağın yanında duran koltukta elinde içki şişesi ile Meriç karşımda duruyordu. Giydiği siyah eşofman altı ve onun üzerine giydiği siyah tişörtü ile sert görünüşünden taviz vermeden bana baktı. Yaşadığım şey aklıma gelirken 'Sen nasıl beni zorla buraya getirirsin' diye çemkirmeye başlamıştım. Gözlerinde hiçbir duyguyu beslemezken elindeki şişeden bir yudum aldığında o inip kalkan adem elması dikkatimi çekmişti. Bir adam bu kadar kusursuz gözükebilirmiydi.
'Sonunda uyandın' gözlerinde hiçbir duygu ifade etmeden bana bakarken yutkunmadan edememiştim.
'Evime gitmek istiyorum' dişlerini sıkıp bana baktığında sakin kalmaya çalıştığını görmüştüm. Ayağa kalkıp üzerime doğru gelirken hemen yataktan çıkmıştım. Kendimi bu adamdan nasıl koruycağımı bilmiyordum. Her attığı adımda korku biraz daha bedenimi sardığında bende adımlarını geri geri atıyordum. Sırtım gri duvarla çarptığında gözlerimi kapattım. Hep ürkek olmak zorundamıydım.
'Lina' sesinde sinirden çok merhamet var gibiydi. Ya da ben korkumdan o şekilde düşünmek istiyordum. Hemen önümde duran bedeni bana biraz daha yaklaştığında yüzüme gelen saçı eliyle çektiğini hissetmiştim. Buna rağmen gözlerimi açmamakta inatçıydım. Yaşanan şeylerden kendimi gözlerimi kapatarak kaçmayı tercih ediyordum.
'Güzelim gözlerini aç' sesinde ki merhamet tonu biraz daha arttığında bunun sadece benim beynimin oyunu olduğunu düşünmeye başladım. Az önce gözlerinden bana karşı sinirli olan adamın bir anda bu kadar merhametli yaklaşmaı sadece bana beynimin oynadığı bir oyun olabilirdi.
'Lina gözlerini aç. Hadi miniğim' alnıma kondurduğu öpücükle gözlerimi açarken bana bakıp gülümsemişti. Karşımda ki bu adamın sert yüz hatlarına gülümsemek ne kadar da yakışıyordu oysa ki. Gülümserken oluşan sağ yanağında ki gamzeye dokunmamak için kendimi tuttum.
'Bundan sonra benimle bu evde yaşıycaksın.' birden yüzünde ki o gülümseme solup yerini yine sinirli bir ifadeye bıraktığında sesinde yine itaraz istemiyorum tınısı vardı.
'Şimdi sana odanı gösterelim' bileğimden tutup beni çıktığımız odanın karşısında ki odaya getirdiğinde kapısını açıp içeri girmiştik. Oda gri duvarlara sahipken mobilyalar beyaz renkteydi. Yatak örtüsü mavi renkte olup odanın görünümünde hoş bir görüntü oluşturmuştu. Yüzümde gülümsemeyle odayı incelemeyi bitirdiğimde gülümseyip Meriç'e baktım. Onun zaten bana baktığını görmem utanmama sebep olmuştu.
Bileğimden tekrar tutup beni bir odanın içinde ki diğer kapıya yönlendirdiğinde kapıyı açıp içeri girdik. Odaya hayranlıkla bakmaya başlamıştım. Odanın üç tarafıda kitaplarla doluyken. Hemen cam kenarında kitap okumak için yaptırılan yer evin deniz kenarına bakan kısmında duruyordu. Bu evde yaşadığım boyunca sanırım bu odadan çıkmıycaktım.
'Beğendin mi' hemen arkamdan gelen sesin sahibine dönüp sarıldığımda naptığımı sonradan farketmiştim. Onun kasılan bedeni ile hemen geri çekildiğimde
'Ş..şey ben özürdilerim. Çok sevindiğim için birden şey oldu' Meriç hiçbir tepki göstermeden bana baktığında tekrar
'Özür dilerim' dedim.
'Her neyse bir daha olmasın' dediğinde başımı salladım. İstem dışı içimde bir burukluk oluşurken umursamamaya çalıştım. Daha demin bana biraz da olsa sevgi gösteren adam birden kaybolmuştu.
Meriç bir kitabın başına geçtiğinde kitabı aşağı indirdi. Raf kenara kaydığında çalışma odası olan bir yere açılmıştı.
'Birşey olduğu zaman benim yanıma gelebilirsin. Şimdi ister uyuyabilir istersen de kitap okuyabilirsin. Sakın o küçük aklınla kaçmaya çalışma. Evin her tarafında korumalar var. Seni bulurum. İnan elimden kimse alamaz' bol tehtidli bir cümlenin içinde kendisi çalışma odasına geçerken raf tekrar yerine gelmişti. O içeri girdiği andan belli tutmakta zorlandığım göz yaşım yanağıman süzülürken odadan çıktım. Benim için hazırladığı odada ki yatağa yatıp. Mavi pikeyi üzerime kadar çektiğimde yaşadığım şeylere lanet ettim.
Biri tarafından kaçırıp bir eve kapatılmıştım. Ve kaçma gibi bir şansım yoktu. Gözlerimi kapattım biran önce uyumak istiyordum. Ve yaşadıklarımın bir rüyadan ibaret olduğunu görmek. Ama uyandığımda yine her şey bütün gerçekliği ile yüzüme vurulucaktı. Ve yine mutsuz olan taraf ben olucaktım. Gözlerim daha fazla dayanamazken kendimi karanlığa teslim etmiştim.
**********
Gördüğüm kabusla çığlık atarak uyandığımda olduğum yerde titriyordum. Odamın kapısı açılıp içeri Meriç girdiğinde yüzünde endişe vardı. Ya da ben öyle zannediyordum. Meriç yatakta yanıma geliceğinde hemen ayağa kalkıp ağlamaya başladım. Bana dokunmazsını istemiyordum. Kimsenin bana dokunmasını istemiyordum.
'Lina güzelim sakin ol' o üzerime geldikçe daha çok geriye kaçıyordum. Korkuyordum. Yaşadığım şeyler hayatımı mahvetmişti.
'Yaklaşma' tek elimi kaldırıp durması için bağırdığımda beynim bana oyun oynamak istercesine çocuk Lina'yı gözlerimin önüne getiriyordu. Ne kadar çaresiz ve acizce yetimhane görevlilerini durdurmak için bağırdığını. Bir süre sonra kimsenin duymayacağını anladığında susup sadece bu işkencenin bitmesini beklediğini.
'Meleğim sakin ol' Meriç boş anımı yakalayıp beni kollarının arasına aldığında çırpının kurtulmaya çalışmıştım ama buna izin vermemişti. Kollarını daha çok sardığında bende bir süre sonra çırpınmayı kesmiştim. Duvara yaslanıp beni kucağına oturttuğunda saçlarımla oynamaya başlamıştı. Sanki bunun beni sakinleştirceğini biliyor gibi elleri saçlarımda geziniyordu.
Hıçkırmalarım yüzünden nefes almakta zorlansamda bir süre sonra nefes alış verişim düzenlenmişti.
'İyi misin' bu soru o kadar çok sorulmuştu ki artık hepsine iyiyim cevabı vermekten yorulmuştum. Görmüyorlar mıydı nasıl olduğumu iyi değildim işte. Geçmişimde yaşadığım olaylar rüyalarımı ziyaret ederken iyi olmam saçmaydı. O kadar acıya rağmen hala gülüyor olmam saçmaydı. Belki de benim hala yaşıyor olmam saçmaydı.
Başımı iki yana salladım. İyi değildim.
Meriç kucağında benle yerden kalktığında düşmemek için kollarımı boynuna sardım. Ne yaptığımı farkettiğim zaman ellerimi hemen geri çektim.
'Ben özür dilerim. Hemde kucağında taşımana gerek yok.' diğer odada yaptığı uyarıdan sonra ona sarılmamdan korkarak yere inmeye çalıştığımda
'Rahat dur' aldığım uyarı sayesinde ona baktığımda naptığını anlamaya çalıştım. Gözlerinde hiçbir duygu yoktu. O daha demin benim için endişelenen adam gitmişti. Yerini bir boş bakışlara bırakmıştı.
Sırtımın yumuşak bir yere değmesi ile yatağa yatırılmıştım. Pikeyi üzerime örterken göz göze gelmiştik. Kahverengi gözleri gözlerimle buluştuğunda bir boşluğa düşmüşüm etkisi yaratmıştı. Gözlerimi kaçırmak istiyordum. Ama bunu yapmak şuan benim için o kadar zor geliyordu ki. Böyle derin bakan bir çift göz nasıl bir insanın üzerinde bu kada etki bırakabilirdi.
'Uyu ben burdayım' emir gibi çıkan cümlesi karşısında sonundan gözlerimi onun kahverengi gözlerinden çekip
'Teşekkür ederim ama gerek yok. Zaten yeterince yardım ettin' söylediğim sözleri hiç duymamış gibi sadece
'Uyu' demişti. Bende ağlamaktan şişmiş ve kızarmış olan gözlerimi kapattım. Çok fazla ağladığım için burnum tıkanmıştı. Ama uyumak istemiyordum. Gözlerimi açıp yatakta oturur hale geldiğimde Meriç kaşlarını çatıp bana baktı.
'Uyumak istemiyorum.' gözlerimi onun gözlerinden kaçırıp dışarı baktığımda hava aydınlanmaya başlamıştı. Yataktan kalkıp camın kenarına geldiğimde odadan deniz manzarası gözüküyordu. Ve güneşin doğuşu harika bir görünüm oluşturmuştu.
'Dışarı çıkabilirmiyim. Bir yere gitmiycem sadece şu kayalara oturup güneşin doğuşunu izlemek istiyorum' kendi hayatımı yaşamak için başkalarından izin alıyordum. Hayatımı sürekli birileri yönetmeye çalışıyordu ve ben buna engel olamıyordum.
Meriç başını sağladığında gülümsedim. Adımlarımı kapıya doğru yönlendirdiğimde Meriç'in sesi ile durdum.
'Üzerine bişey al. Dışarısı soğuk'
'Yanımda giyebiliceğim bişey yok.'
'Şu odada kıyafetlerin var' gösterdiği beyaz kapıyı açıp içeri girdiğimde gözlerim kocaman olmuştu. Oda bir sürü kıyafet ile doluydu ve hepsinin marka olduğu belliydi. Bir eşofman üstü alıp çıktığımda Meriç hala odadaydı. Üzerimde aldığım eşofman üstünü giydikten sonra dışarı çıkmak için Meriç'in yanından geçtim. Meriç'e teşekkür etmiycektim. Beni burda zorla yaşamaya zorladığı için ona hala kızgındım. Belki de kızgınlığım kendimeydi. Her şeyi bu kadar çabuk kabullenmemem gerekirdi.
Aşağı indiğimde evin arka kapısı olarak düşündüğüm yerden çıktığımda önümü kesen korumaya kaşlarımı çatarak baktım.
'Geçebilir' arkamdan gelen Meriç'in sesi ile korumaya baktığımda Meriç'e bakıp başını salladı ve önümden çekildi. Meriç'e hiç dönmeden önümden çekilen korumanın yanından geçtim.
Bir kayanın üzerinde oturduğumda yüzümde oluşan gülümsemeyle karşıma baktım. Sabah olduğu için deniz bile sakindi. Sezen Aksu'nun Vay şarkısını söylemeye başlamıştım.
Her ayrılık zor
Bin yıldır söyler dururum
Öğrenmiyor kalp
Görüldüğü üzere durumum
İnsan biraz olsun akıllanmaz mı?
Büyümez mi er geç?
Yanardağ gibi için için
Sönmez mi bu sinsi ateş?
Yaşadıklarım sayesinde büyümem gerekmezmeydi. Ben yine hala içimde olan o küçük Lina'yı dışarj çıkarmak istiyordum ki. Hemde içimde ki çocuğu çıkartmam için güvenebileceğim biri yokken.
Vay, yine mi keder?
Ama artık yeter!
Yine kapıda kara geceler...
Vay, çileli başım
Ortasında kışın
İyice beter...
İçimde ki bu acı katlanamayacağım bir boyuta ulaşmıştı.
Bu zor günler de
Elbet geçer bir gün
Herkes farkında
Herkes nasıl üzgün
Geçerdi demi birgün bu yaşadıklarım. Bu zor günleri de atlatırdım. Acım biraz da olsa diner ve bende beni sürekli boğmak isteyen bu ellerden kurtulurdum.
İnsan biraz olsun akıllanmaz mı?
Büyümez mi er geç?
Yanardağ gibi için için
Sönmez mi bu sinsi ateş?
Geçer miydi zor günler ya da biter miydi bir gün cidden bu keder. Yaşadıklarıma rağmen hiç akıllanmaz mıydı bir insan. Yaşayamadığı çocukluğu yanında kâr kalıp büyümez miydi.
Yanımda oluşan hareketlilikle döndüğümde Meriç yanıma oturmuştu. Elindeki battaniyeyi üzerimize örtüp beni kendine çektiğinde şaşırmıştım. Bana kendisine sarıldığım için kızan adam şimdi gelmiş beni kollarının arasına almıştı.
Ne ona karşı çıkıcak gücüm vardı. Ne de onun bu dengesizliğini çekicek ruh halim. Şuan kollarının arasında olduğum bu adamı umursamamaya çalışıp denizi izlemeye devam ettim.
Yanımdan gelen sesle başımı kaldırmaya çalıştığımda Meriç buna engel olmuştu.
Aaaaa aaaaaaaa aaaaaa aaaaaaa
Gözlerin boşluğa dalıp gider
Sahipsiz bakışların benim olsun isterim
Sırların acıdan ağlar örer
Kendi kayboluşların sende dursun isterim
Sesi o kadar güzeldi ki insanın içinde ayrı bir etki bırakıyordu sanki. Ve şarkıyı sanki benim için söylüyor gibiydi. Ya da ben öyle hissetmek istiyordum. Onun bu güzel sesi karşısında kaybolmak istiyordum.
Ağladım senin için ilk defa
Elimde parçalanmış bir hayat var aslında;aaaaaa
Hapsoldum söylediğim yalanlara
Çıkışlar hep kapanmış ruhum dar sokaklarda;aaaa
Bir insan her şekilde kusursuz olabilir miydi. Bu adamın sesi bile güzeldi. Her cümlesinde ayrı bir duygu vardı sanki. Bu adam benim hiç sahip olamayacağım bit adamdı.
Sırların acıdan ağlar ören
Kendi kayboluşların sende dursun isterim
Ağladım senin için ilk defa
Elimde parçalanmış bir hayat var aslında
Hapsoldum söylediğim yalanlara
Çıkışlar hep kapanmış ruhum dar sokaklarda
Bir adam nasıl mükemmel olurun kanıtı gibiydi bu adam.
Yorumlarınızı bekliyorum.