Ben Kim miyim?

1332 Kelimeler
Bir insan neden Tarih Öğretmeni olmayı tercih eder ki? Ben bilmiyorum, siz biliyor musunuz? Ya da sen illa bir neden söyle derseniz; pişman da olsam, zamanında sağlam olduğunu düşündüğüm bir nedenim vardı. Bölüm değil, şehir tercih etmiştim ben. Tesadüfe bakın ki bütün tercihlerim aynı şehirde toplanıyordu. Anlayacağınız benim Angara'ya gelişim sadece Cihan sevdasından. Sonra ne mi oldu? O gitti ben kaldım. Ne kadar acınası bir durum değil mi? Öyle öyle. Hiç ağız yüz eğip 'yok canım' falan demeyin. Çocukluğumu, toyluğumu, ergenliğimi bana zehir eden adamın peşinden kalkıp gelmiştim, görmeden yaşayamam dediğim denizin olmadığı memlekete. O zamanlar nereden bilebilirdim ki, göz yaşlarımla Ankara'ya ufak ölçekli bir deniz getireceğimi? Tam tamına 3 yıl 3 ay 13 gün. Gümüş sokakta beni gara götürmek için bekleyen taksinin arkasından annemin su döküşünden, her arızama rağmen beni hiç yalnız bırakmayan arkadaşım Fulya'nın, bir gece öncesinde bana 'sen tanıdığım en büyük salaksın.' deyişinin üzerinden, babamın 'ben seni avukat ol diye besledim' diyen o sitemkâr bakışlarının üzerinden geçen 3 yıl 3 ay 13 gün. Saçmalamayın canım! Hezimetimin yıl dönümlerini kutlayacak kadar zavallı değilim. Neyse ne diyorduk? Zaman, öyle ya da böyle geçiyor. Ya bizi fark etmeden ya da varlığımızı eze eze. Bana ne yaptı biliyor musunuz zaman? Geçerken farkıma varmayıp döndü ve üzerimden aheste aheste tekrar geçti. Doğup büyüdüğüm, adını aşk sandığım saçma duygulara kapıldığım, hırpalandığım, yara aldığım, sonunda da aşk denen hastalığa amansız bir şekilde tutulduğum sokakla böyle ayrılmıştı yolum. İnsan onca yıla rağmen, onu kendisine getiren kamyonun plakasını ezberinde tutar mı? Ben tuttum. Ondan ne kadar hakaret, aşağılama görse de susar mı? Ben sustum. O aşağıladı çevresi güldü, ben iyice sustum. Susmaz olaydım keşke. Ama dönüp baktığımda, şimdiki konuşkan, girişken, öz güvenli hallerimin temeliymiş meğer o zaman sustuklarım. Ona karşı kırgınlıklarım çok fazla ama içimdeki hastalıklı hisleri de sökemiyorum. Ha derseniz ki; 'şimdi gelse, affeder misin? Asla! Asla çünkü benim üzerimden geçen zaman, bana hediye olarak biraz fazla nefret bıraktı. Açtığı yaraları tek tek iyileştirmesi, bıraktığı hasarı telafi etmesi, daha da önemlisi beni hak ettiğine dair güçlü bir izlenim bırakması gerekiyor. Yanlış anlamayın. Kalbimin bir yerinde hala yer tutuyor diye kendimi asla aşka, ilişkilere kapamadım. İnsanlara şans verdim, onlarla yola devam etmeyi düşündüm ancak bir yerde hayalini kurduğum sonsuz aile kavramının içini dolduramadılar. Ya da sonsuzun adayı henüz karşıma çıkmadı, bilemiyorum. Daha gencim yahu, durun panik yapmayın. Henüz 22 yaşında üniversite son sınıf öğrencisiyim. Hala neden seçtiğimi bilemesem de Tarih öğretmeni olma yolunda emin adımlarla ilerliyorum. Bu arada kendime örnek olarak Hürrem'i aldığımı da söylemeden edemeyeceğim. Türk dizi sektörü tarihi tırpanlıyor efendim, bakmayın siz onlara. Hürrem'im bahsedildiği gibi entrika keki değil. Müslüman olduktan sonra Osmanlı devlet işlerinde etkin rol oynamış, devlet adına sayısız hayır işine el atmış, ekranda gösterildiği gibi derin göğüs dekolteli kaftanlar giymemiş mesela. Her ne kadar doğuştan ortodoks olsa da, sarayın haremine girdikten sonra usul erkana göre giyinmiş esvaplarını. Adına gazeller yazılmış, dünya sultanlarının hayranlığını kazanmış, Kanuni sınırları genişletirken önünü süpürmüş saçıyla bu hatun. Tek başına "kadınlar saltanatı" devrini başlatmış. Oğullar, kızlar vermiş Kanuni'ye, evlatları katledilmiş gözlerinin önünde. Tarih kaynaklarında sık sık bahsedilen bir anı var hele, bilseniz ağlarsınız. Oğlu Şehzade Mehmet'in mezarı başında, güzel sesiyle okuduğu ayetler yürek telini titretirmiş duyanın. Hem Hürrem bahsedildiği gibi entrika ve haset queen olsaydı Sultan Fatih'in türbesine defnedilme şerefine layık görür müydü ecdat hiç? İşte bu yüzden bitirme tezimi de bu şahane üzerine aldım efendim. Kısa bir es vereceğim, canım anam arıyor çünkü. " Halo madam. What is the problem?" " Şule annem sen bilirsin. Şehirden şehire terliği ilk hangi anne fırlatmış?" " Ne diyon anne ya?" " Ni diyin anne yeağğ mış. Kız getirtme beni oraya. Ne zaman bitecek sınavların? Sema ablanın nişanı var unuttun mu? Halanlar sen de burada ol diye ara tatile aldılar tarihi." " Aney kurdeleyi ben mi kesicem? Bensiz yapamıyorlar mı nişanlarını? Son senem bu sene ya tez yazıyorum ben. Kalıp araştırma yaparım diyordum." " Kız attırma benim tepemin tasını. Kaç tane kuzenin var senin? İnsanlar seni de yanlarında görmek istiyorlar anlasana. Zaten hafta sonu. Cuma gelir pazar dönersin. Hem bizi hiç özlediğin falan yok senin." " Anne öyle deme ya. Gözümde tütüyorsunuz bilmiyor musun? Ama çok zor bu yılım. KPSS de var. Bir yandan dershane, bir yandan okul, tez anam ağlıyor benim burada. Şişşşt lafın gelişi dedim kız, sakın ağlama bak!" " Görüntülü arama çıktı mertlik bozuldu anam. Gözünde tütüyormuşuz, yalana da başladı bu kız Muharrem." " Anne ne yalanı ya, babamı niye karıştırıyorsun? Tamam gelicem merak etme. Hatta şimdiden alayım bileti de aksilik çıkmasın." " Sen merak etme baban halletti o işi." " Yuh! Geleceğimden bu kadar emindin yani?" " Ne sandın kız sen beni? Yaş tahtaya basar mıyım hiç? Hadi çok konuşma da kapat. Nurhayat kahveye bekliyor." dıt dıt dıt.... Ulan yüzüme kapattı yine. Diyeceğini dedi, alacağını aldı sonra çat. Hah nerede kalmıştım? Benim kim olduğumdan bahsediyorduk di mi? Annemin TDK'nın kıymetli otoritelerini mezarında ters döndürecek dilinden anladığınız kadarıyla ismim Şule efendim. Her mecrada övünerek söylüyorum ki doğma büyüme İstanbul'luyum. Annem Sivaslı. Onu da az çok anlamışsınızdır zaten. Sema abla benim en sevdiğim kuzenim. Bir de dayımın benimle yaşıt azman ikizleri var. Fırat ve Murat. Onlarla pek geçinemem. Çünkü çocukluğumu zehir eden faillerden ikisi olur kendileri. Yeni gelen havalı çocuğun gözüne girebilmek için, akrabalık bağlarını hiçe sayarak benimle dalga geçtiler yıllar boyunca. Sema ablam için canımı verebilirim ama onlara yağmurlu havada su yok. Maalesef benim doğumumda annemin geçirdiği bir komplikasyon yüzünden bir daha çocuk sahibi olamamış bizimkiler. Sema ablam da tek çocuk olunca baba tarafının göz bebeği olmuşuz. Bu nedenle biz torunlarını hep el üstünde tuttu rahmetli ninem ve dedem. Onları da maalesef iki yıl önce üst üste kaybettik. Haliyle çoğunuzun aksine ben baba tarafı akraba sporu tutuyorum bu ligde. Anne tarafı biraz mal canlı. O yüzden pek anlaşamayız onlarla. Laf aramızda annem de baba tarafını tutuyor. Anneme sıraladığım bahaneler, aslında aşılmayacak şeyler değil. Sema abla için finalleri dahi yakarım. Ancak benim asıl sıkıntım iki yıldır geceleri yaptığım radyo programcılığı. Üniversite bünyesinde bir radyo kurulurken, Medeniyet tarihi hocam yanıma yanaşıp, "bu işi sen kotarırsın Şule. Konuşma dilin, üslubun, birikimin bu iş için çok uygun. Bu şansı kaçırma derim. İlginç bir kariyer kapısı olabilir senin için." demişti. Baştan korksam da, kimliğimin gizli tutulması şartıyla kabul etmiştim. Eğer ki Dil Tarih Coğrafya'nın kantininde, geceleri içlerinden geçen kişinin siz olduğunuzu bilseler, canlı canlı yerler sizi o yamyamlar. Nitekim bir hevesle başladığım yayın, radyo frekansının uyduya dahil olmasıyla kampüs sınırlarını aştı da hatta ülke sınırlarından bile taştı. Web yoluyla taa Tanzanya'dan bile dinleyebilirsiniz beni canlarım. Haliyle kimliğimi gizli tutma işini biraz abartıp ailem ile bile paylaşmadım bu bilgiyi. Şimdi nasıl derdim geceleri radyo yayını yapıyorum, o yüzden bırakıp gelemem diye? Şimdiden diğer programcılar üzerinde ikna turlarına başlasam iyi olacak. Ben Şule. Ergenliğine kadar fazla kiloları el alemin ve Cihan'ın ağzına sakız olmuş, çoluğun çocuğun maskarası olma vasfından ancak şehir değiştirince kurtulmuş, geçen üç yıl boyunca ailesini sadece bir kez görmeye gitmiş, eskilerin utangacı, şimdilerin utanmazı Şule. Ailemi sık ziyaret etmediğim için beni yargılamayın reca ederim. Ankara'da rahmetli dedemden kalma bir dairemiz olduğu için ailem sık sık benim yanıma geldi çünkü. Onlar da az çok benim o sokaktan ne diye uzaklaştığımı bildiklerinden rahatımı bozmak istemediler. Tabii nişan, düğün merasimleri hariç. Üç yılın ardından o sokakta yaşayan kimsenin beni tanıyamayacağı kadar değiştim ayrıca. Gelir gelmez Cihan nemrudu ile yaşadığım acı bir yüzleşmeden sonra hırs yapıp bir diyetisyene gittim. Sıkı diyet ve egzersiz programı ile yaklaşık 6 ayda 24 kilo verdim. Uzun kumral ve düz saçlarım omuz hizasında, herkesin bana çok yakıştığını söylediği bir modelde kullanıyorum artık. Herkes ne düşünür umurumda değil, ben kendimi çok beğeniyorum yetmez mi? Uzun boyuma yakışan elbiseler, kotlar, şortlar giyiyorum. Ergenliğimde içimde ne kaldıysa, o ukde kalelerini tek tek yıkıyorum. Spor yapmayı bırakmadım mesela. Tunalı'nın geniş caddelerinde her sabah bir saat koşuyorum. Arada kaçamaklar yapsam da yediğime içtiğime özen gösteriyorum. Ben Şule. 22 yaşında 1,73 boyunda alımlı, çalımlı, sahte ama doğala yakın sarışın, ela gözlü bir Angara bebesiyim. Saygısızca yaşanıp bitenlerin öcünü almak için yardımınıza ihtiyacım var. Siz bana o güzel aklınızdan verin, ben de sizin için güzel güzel şarkılar paylaşayım olur mu? Sıradaki şarkı; hikayemde kendini bulanlara gelsin... Sezen Aksu, Sarışınım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE