Ankara - İstanbul arası 430 km, oradan Kuzguncuk Gümüş Sokağa ulaşmak ise bir işkence benim için. Daha önce bir iki kez geldim İstanbul'a, hiç gelmedim değil. Ancak iki ziyaretim de günübirlikti. Sokağa uğramadan geri dönmüştüm her seferinde. Şimdi ise bir hafta gibi uzun bir süre kalmak zorundayım. Artık insanlardan kaçmıyorum ancak, sözde olgunluklarının verdiği, sözde ağır başlı sahte tavırlarına katlanmak zor geliyor.
Otobüs, gara girip perona yanaştığında gözlerimin etrafı çok fazla taraması gerekmiyor. Yeni yeni aydınlanan gün, yılların erkencisi Muharrem beyi aydınlatmaya yetiyor çünkü. Otobüsten inip direk heybetli babamın boynuna atlayıveriyorum. Genlerimi tamamen ondan almışım. Boyum, saç ve göz rengim her şeyimle babamın kızıyım. Annem artık ne kadar çok sevmişse bu herifi, aynı ona benzetmiş beni.
"Kız leylek ne bu hal? İyice zayıflamış kelaynağa dönmüşsün."
"Baba kuğu gibi zarif bir kuş varken, söylesene neden kelaynak?"
"Bana devrik cümle kurma sırık, düş önüme anan su böreği yaptı. Enişten kokusunu almadan sofraya yetişelim."
" Mahsus yapıyor değil mi? Kiloma dikkat ettiğimi biliyor ve beni en zayıf yerimden, su böreğimden vuruyor kademsiz."
" Ananı bilmiyormuş gibi konuşma. Senin zayıflamanı mutfak becerilerine hakaret gibi görüyor."
" Tabii kendisi aldığım kiloların bir numaralı faili olduğu içün."
" Bak o konuda haklısın işte."
" Ee halamlar ne alemde, eli ayağına dolanmıştır şimdi tontişimin."
" Vallahi sinir küpü gibi dolaşıyor. Enişteni de ayak altında dolaşıyor diye sürekli bize yolluyor. İnsanın sevmediği ot burnunun dibinde biter misali. Herif sürekli benim bulmacalarımı çözüyor yahu.
" Baba adam daha ne yapsın? Sırf sen kardeşimden ayrı kalmam dediğin için, İzmir'deki yerini yurdunu bıraktı bizim sokağa, dibimize taşındı. Başkası yapmaz vallahi."
" Sıkıyorsa yapmasaydı. Zor görürdü Halide'nin yüzünü."
Muhabbetten de anladığınız üzere canım halam ve çekirdek ailesi de bizim sokakta yaşıyor. Hatta aramızda sadece bir ev var. O ev de maalesef Fehime teyzenin evi. Kadıncağız geçen yıl göçtü aramızdan. Ancak Meral abla o evde oturmaya devam ediyor. Fehime teyzenin iki yılda bir anca gördüğümüz Alamancı bir oğlu var. O da kardeşinin rahatını bozmak istememiş ve evi direk Meral ablanın üzerine yapmışlar. Bizim gazap meleği Cihan efendi de şimdi dayısının yanında master yapıyor. İki yıl önce gitti. Bu aralar bitirmesi lazım ancak Sema ablamdan duyduğuma göre dönmeyi düşünmüyormuş, orada çalışmaya karar vermiş. Dayısı da otomotiv sektöründe çalıştığı için bir mühendis olarak iş bulması kolay olur sanırım. Yok ki şöyle yerlerde dayımız anasını satayım. Neyse biz ne karar almıştık? Bu mağlubiyet her şeyin sonu değil, önümüzdeki maçlara bakacağız.
" Baba ya, geçerken Dilim'den elmalı kurabiye de alsak ya."
" Kızım neden ergenler gibi ağzını yaya yaya konuşuyorsun? Dilini düzgün kullansana. Uyarmıyor mu hocalarınız sizi bilmiyorum ki."
" Babacım, canım babacım. Bırak da nasıl rahat ediyorsam öyle davranayım. Zaten çok yoruluyorum. İmanım gevriyor bütün gün. Tamam sana da hak veriyorum Türkçe'miz katledilmemeli ama arada kaçamak yapmak da güzel beağ. Hadi kır direksiyonu da açmış mı tükkanı Hüsam bakalım. Çok pis canım çekti. Bak anneme söylerim, canım istedi almadı derim, valla bak."
"Hasbinallah! Tamam tamam gidip alalım. Görüşmeyeli epey üç kağıtçı olmuşsun sen. İşimiz var desene."
Efendim babamın Türkçe takıntısı hem İstanbullu oluşundan hem de mesleğinden geliyor. Mesleği ne ki? Diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Kendisi İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyat Fakültesinde Osmanlı Türkçesi Doçenti. Büyüyünce profesör olacak inşallah. Annem ise mahallenin şifacı hatunu yani nam-ı değer Pharmacy Gülden. Fakülteyi bitirip babamla evlendikten sonra bu mahalleden hiç dışarı çıkmamışlar. Gerçi burası hem mimarisi hem samimiliği hem de geçmişe bağlılığı ile bana kalırsa İstanbul'un en güzide semti. Sokak güzel de işte, için de Cihan ve çocukluğum var...
Kurabiyelerimizi aldıktan sonra malum sokağa dönüyoruz. Bir süre ilerleyip yavaşlıyor babam ve kuzguncuğun karakteristik evlerinden biri olan yuvamızın önünde duruyoruz. Bir ilerdeki eve gözüm değmesin diye ekstra çaba harcıyorum.

Sokağın geneline aykırı olmak için sarıya boyanmış binadan bahsediyorum. Bizimkini söylememe gerek yok, eczanenin hemen üstü. Gülden hanım, mutfak penceresinin önünde erketeye yatmış sokağa girişimizi bekliyor. Arabayı görür görmez bir sıçrayışı var anlatamam. Babamla hemen saymaya başlıyoruz. 1,2,3,4,5,6 demeden evin kapısı açılıyor ve kısa boylu narin hanım direk boynuma atlıyor. Annem, kuzum seni çok özlemişim, hoş geldin demeden; "Kız bu halin ne, yine mi kilo verdin sen? Vay benim emeklerim..." yaygarasına başlıyor. Sanki eşkıyalar mahsulünü yakmış kadının. Birden geri çekilip süzüyor ve "bir haftada ben buna kesin kilo aldırırım" bakışı atıyor. Geldiğim gibi geri dönme fikri tüm zihnimi ele geçirmiş olsa da Sema ablamın hatırı yine baskın geliyor.
Sonra da camdan bana seslenen halam giriyor devreye. "Çitlembiğim, halasının kuzusu hoş geldin"
"Sağol hala hoş buldum. Sayenizde bütün mahalle duydu geldiğimi. Semoşumu da al, kop gel günahlarından."
Ah içimdeki radyocu kekim. Aklım hep mevzuya uygun şarkılarda.
Meral abla evde yok herhalde. Bu kadar sese cama çıkmadığına göre. Gerçi neden merak ediyorsam? Annem önden, babam arkasından ben de kuyruk olarak peşlerinden giriyorum mis kokulu evime. Ah benim salak kafam. Üç kuruş etmeyen insanların sözleri yüzünden ne kadar ceza verdim kendime. Kaç yıldır şu evin huzuruna hasretim. Sanırım bundan sonra sık sık geleceğim. Ama siz yine de kararlılıkta benim gibi olmayın. Annem mutfağa girince bir şamata koptu, bir şeyler düştü yere. Babamla birbirimize bakıp anlam vermeye çalışırken, her şeye anlam yükleyen kadın içeriden bağırmaya başladı.
" Aşkolsun Mutlu abi. Böreği bozmuşsun ya. Bekleyemedin beraber oturalım sofraya."
" Baba sakin ol gözünü seveyim, alt tarafı bir börek. Öldürme eniştemi."
" Alt tarafı börek olur mu Şule? Her katı emek onun. Aç herif bozmuş güzelim tepsiyi."
Tutamadım babamı, o da devasa cüssesiyle kıç kadar mutfağa dalıverdi.
" Mutluuu, bugün senin en mutsuz günün olacak koçum."
" Abartma Muharrem. Şekerim düştü attım bir dilim. Hem onun iç harcını ben hazırladım, sen elini bile sürmedin. Elbette tadına bakmak benim hakkım."
" Ulan ben de Gülden'in omuzlarına masaj yaptım ya."
" Bana ne hocam, bana ne? Karın senin elbette sen yapacaksın."
Eğer olaya müdahale etmezsem ne börek kalacak ortada, ne de mutfak.
"Hey hey hey! sakin olun ya. Bu ne biçim karşılama? Giderim bak! Enişte sen o elindeki dilimi geri bırak, anne sen de spatulayı indir, onunla adam öldüremezsin. Baba neden kettle'a su koyuyorsun, kaynar suyla mı haşlayacaksın adamı? Bakın ben soyunup dökünmeye gidiyorum, duş falan alır inerim 15 dakikaya. O zamana kadar kardeş kardeş oturun, sofraya da dokunmayın sakın, yakarım çıranızı."
Yok annem, bunlara arada bir eli maşalı Şule'yi göstereceksin yoksa akıllanmıyorlar. Hepsi de azar işitmiş velet gibi büktü boynunu tiplere bak!
Ben odama girdiğimde kapı çalıyor ve halamın sesi geliyor. Eğer huyunu biliyorsam bir papara da ondan yiyecekler. Bu hallerini öyle çok özlemişim ki anlatamam. Ah aptal Şule, ah. Ne kadar zaman kaybettin bir kadir bilmez yüzünden.
Odamda nevresim harici hiçbir şey değişmemiş. Annem ben geleceğim diye bir güzel temizlemiş anlaşılan. Valizimi açıp evde giyeceğim bir kaç parça ile çamaşırımı alıp kattaki banyoya gidiyorum. İnsan banyonun kendine has kokusunu da özler mi be? Biraz nem, biraz çamaşır suyu, biraz yüzey temizleyici, biraz da wc bloğu kokuyor. K9 köpeği falan değilim saçmalamayın. Annemin standart temizlik ürünleri bunlar, burun alışkanlığı nihayetinde.
İşimi görüp aşağı indiğimde ise Sema ablamı arkası dönük bir şekilde babamlara gülerken görüyorum. Kesin az önceki mevzunun mizahı dönüyor ortamda. Parmak ucunda yürüyüp arkadan boynuna sıkıca sarılıyorum. Hemen yerinden sıçrayıp boynuma atlıyor. Evet herkes boynuma atlıyor çünkü bizim takımın en uzun liberosu benim. Millet bana diyor ama bu kızı nişan stresi yemiş bitirmiş resmen.
" Kız müstakbel nişanlı nörüyon? Zayıflamış kuru kermeye dönmüşsün."
" Asıl sen kendine bak sırık, bu ne hal?"
" Yahu Gülden bu kız neden öz Türkçe'mizi konuşmuyor? Sen bunu yaparken içine kezzap falan mı kattın? Kesip biçiyor, katlediyor dilimizi."
"Bırak şimdi Muharrem. Senin bölümün dersliği mi burası? Bir sözelci ile bir sayısalcının ortak yapımı ancak bu kadar oluyor. En azından ne söylediğini anlayabiliyoruz. Büyütme lütfen."
Sema ablam sinsi sinsi gülüyor ve sessizce diyor ki; "bana attığın w******p mesajlarını göstereyim mi?" Aman Allah korusun Semoş, o nişanın kazasız belasız geçmesini istiyorsan susmalısın. Babam bir de sosyal medya diliyle mesajlaştığımı görürse diplomasını yakar Allah korusun.
Uzun bir aradan sonra ailece yaptığımız kahvaltının sofrasını el birliği ile topluyoruz. Hepimiz o kadar daracık mutfağa nasıl sığdık da sıkışmadık, inanın ben de bilmiyorum. Evimiz orijinal bir mimariye sahip olduğu için anıtlar kurulu açma germe işlerine izin vermiyor. Ne balkonu mutfağa katabiliyor ne de salonla arasındaki duvarı yıkabiliyoruz. Ancak üç kişilik ailemizin bu mutfakla çok güzel anıları var. Biz her şeyi ile evimizden çok memnunuz. Allah evsizlere yardım etsin inşallah. Amin deyin lütfen!
Kahvemi çok özlediklerine dair gözlerimin içine baka baka yalan söyledikten sonra beni mutfağa geri gönderdiler. Tabii meraklı Semoş hemen ardımdan damladı.
" Ne haber kız hüzünlü kekim? Değişen bir şeyler var mı hayatında? Otobüste falan yanına oturmadı mı yakışıklı birileri he?"
" Babam tekli koltuk almış Semoş. Ben şansıma küseli yıl oldu."
" Neyse ya iyi ki de olmamış. Ben Mete'nin kuzenini ayarlayacağım sana. Çocuk bir bankada operasyon müdürü. Boyu boyuna, posu posuna uygun. Kumral güzeli bir de. Bu saatten sonra bir de elti oluruz. Bizim isteyip de başaramayacağımız şey yok biliyorsun."
" Ulan Semoş, en son beni böyle gaza getirdiğinde, o karaktersiz yüzünden bütün fakülteye rezil olmuştum. Bir daha yer mi senin gazını bu Angara bebesi?"
" İyi be. Ben senin gözünü kapadığın şeyleri gör istedim. O çocuk seni asla hak etmiyordu bir kere. Megaloman, egoist köpke."
" Dayın bu typoları duyarsa seni çiğ çiğ yer yalnız, haşin kız."
" Senden ötürü. Sen alıştırdın beni manyak. Yoksa ben öz Türkçe'mizi bülbül gibi şakıyordum."
" He he Hint bülbülü. Allah için söyle izliyor musun yine o Hint dizilerini?"
" Yok artık National Geographic, Science falan izliyorum. Mete o tür yayınları seviyor."
" Enişte köylü oldun yani. Yazıklarım olsun."
" Eray'ı görünce sen de bana onu enişte yapacaksın. Sizde artık koyun koyuna finans kanalları izlersiniz."
" Beni sinir etme nişan elbisenin üzerine kusarım ha! Mezuniyettekine kustum, yine kusarım."
" Ya ben senle arama ta o zaman mesafe koymalıydım. Beni durduran ne oldu hatırlayamıyorum şu an."
" Bana karşı olan platonik hislerin canım."
Biraz daha devam edersek yapılacak bir nişan başı kalmayana dek yoluşacağımızı bildiğim için kahveleri tepsiye dizip şöyle bir eserime bakıyorum; hiçbirinde köpük yok. Bir de utanmadan özledik elinden kahve içmeyi diyorlar. Alın size bulaşık suyu o zaman.
İlk günümü misafirlik saydıkları ve misafirin kusuruna bakılmaz dedikleri için kahvemi sonuna kadar içtiler. Saçmalamayın ne bakıcam gözlerine dik dik? Kahve faslı bitince bulaşığı topladık ve yanımıza giyeceğimiz kıyafetleri de alarak canım ahiretliğim Fulya'ların eve doğru yola çıktık. Onu da alıp nişanın yapılacağı salonda, bizim için ayarlanmış çok kazıkçı kuaförlerin yanına gidecektik. Semoş araba kornasına frikiğe abanır gibi abandığı halde Fulya bir türlü ses vermiyordu. Saate bakıyorum 11:30. Eğer hala uyuyorsa bırakıp gideriz, çok da şey değil yani. Ben kafamdan bunları geçirirken, Fulya reis ellerinde poşetlerle arka kapıyı açıp, ahıra dalan tosun gibi kuruldu. Kendine çeki düzen verdikten sonra aklına gelmiş olacağım ki, oturduğum koltuğa beni yapıştırarak, yanağıma salyalı kocaman bir öpücük kondurdu. Ben de yakaladım hırkasının ucunu, çekiştire çekiştire sildim yanağımı. Bir de kendi üstümle mi silecektim?
Hem Fulya hem de Sema ablam Ankara'ya yanıma sık sık geldikleri için öyle çok özlem birikmişliği yoktu aramızda. Sırlarımız vardı elbet. Mesela benim radyoda program yaptığımı bir tek onlar biliyordu. Onu da yanıma geldikleri bir vakit kendim söylemek zorunda kalmıştım. Yoksa onlardan da saklayabileceğim kadar saklamayı düşünüyordum. Aramızda kalsın ama ikisinin de ağzı birbirinden gevşek.
Salonda bizden başka iki de Mete abinin kuzeni vardı. Yaşları 16 ve 19 olan iki taze. Önceliği onlara verdik ve annelerinin yanlarına postaladık. İlk önce Fulya'nın badanası bakımı yapıldı, sonra da Sema ablamın makyajına başladılar. Ben makyajımı kendim yapmayı tercih ettiğim için, saçıma sadece hareketli bir fön çektirmeyi düşünüyordum. Elbisemi buraya gelmeden, Tunalı'da oldukça hoş bir butikten almıştım. Benim içime çok sindi vallahi, kimsenin fikrini de sormuyorum. Ocak ayı ortasında olduğumuz için kumaş seçimini de ona göre kadife olarak yapmıştım.
Aramızda kalsın 34 beden olur kendileri. Hey gidi Şule. Sen ki bir zamanlar 44 bedene sığamadım diye ağlardın. Şimdi ise Hadid kardeşleri ardından meletecek bir fiziğe sahipsin. Hadi durmayın siz de azıcık övün.

Herkes yavaş yavaş sona yaklaşırken, Fulya da kenarda meşhur bacak sallama hareketi eşliğinde sosyal medyasında geziniyordu. Aynadan onu görüyordum ve eyeliner çekerken dikkatimi dağıtmasaydı çok iyi olacaktı. Güç bela sağ gözümü bitirip soldakine geçmiştim ki; Fulya'dan "hasiktirrr" diye bir nida yükseldi. Sema ablam hemen bir aksilik olacak sandığı için yeşil gözlerini doldurdu, ben de o sırada irkildiğim için kaşıma kadar sürdüğüm eyelineri silmeye çalışıyordum.
" Ağzını yüzünü yamultturma da söyle çabuk ne oluyor. Kızın yüreğine inecek şimdi."
" Ona bir şey olmaz da sen ne olursun bilmem canımın içi."
" O ne demek Fulya? Benimle ne alakası var?"
" Şey, önce sakin ol, gel otur şöyle. Sema abla sen de kendine gel şimdi bayılacaksın."
" Çıldırtma adamı Fulya, birine bir şey mi oldu?"
" Yok öyle bir şey değil canım. Cihan story atmış Sabiha Gökçen'den. Açıklamaya da 'sürpriz' yazıp Cenk ile Sefa'yı etiketlemiş."
Ben biri muazzam, diğeri pandaya benzeyen gözlerimle donup kalıyorum. Hani dönmeyi düşünmüyordu bu adam? Hani benim gibi bir salaktan kurtulmak için gerekirse dünyanın diğer ucuna da giderdi? Uzun zamandır aklıma getirmemeye çalıştığım o gün düştü zihnime. Bizimkilerin gazına gelip, onun kırıcı sözlerine alındığımı çünkü ondan hoşlandığımı söylemiştim. O an ne zaman umurumdaydı ne de mekan. Bizim fakülteye yine bizim mahalleden olan Cenk ve Sefa'nın yanına gelmişti. Ben o gün onların varlığını dahi umursamamıştım. Sözlerim üzerine gür bir kahkaha attı ve kimsenin duyup duymamasını umursamadan son zehirli sözlerini de söyleyip ardını dönüp gitti. Her kelimesi aklımda.
"Sen şaka mısın kızım? Bu kadar salak mısın gerçekten? Yahu hiç mi aynada kendine bakmıyorsun? Dön de şu haline bak. Şu saçına başına, kıyafetlerinden taşan yağlarına bak. Sence ben sana bakacak kadar yoklukta mıyım? Ulan o kadar tersledim, her hareketimle senden tiksindiğimi belli ettim. Bu kadar gurursuz musun sen? İstediğin kadar ağla, zırla umrumda değil. Zaten çok yakında gideceğim bu ülkeden. Senden ne kadar uzağa gidersem o kadar iyi."
Sadece o gün ağlamıştım. Ardından Fulya ve Sema abla ile yaptığım konuşmalardan sonra kendime gelmek, kendime bir çekidüzen vermek için büyük bir söz verdim. Eğer olur da bir gün karşılaşırsak diye, söylediği her acı sözü ona iade etmek için ant içtim.