Zamansız Teklif

2679 Kelimeler
"Sana söz. Bu dünya iyi bir yer olacak illa." ☽ Çakırbey'in kurallarında pek esneklik söz konusu olmazdı. Tolerans gösterirdi ki o da çoğunlukla gözü gibi büyüttüğü kızına olurdu. Ama bu akşam hiç birine ne tolerans ne de anlayış yoktu. Herkes yemek saatinde büyük masanın başındaki yerini almıştı. Çatal bıçak sesleri dakikalardır sessiz salonda yankılanırken Poyraz Çakırbey daha fazla uzatmanın manası yok diyerekten elindeki çatalını ve bıçağını nazikçe tabağının kenarına bırakarak dirseklerini masaya dayadı ve önünde birleştirdi. Yalandan temizlediği boğazıyla herkesin gözleri kendisine döndüğünde o sadece kızına bakıyordu. "Sen bize başarını kanıtlayalı çok oldu kızım. Üniversite birinciliğinle olsun, birçok dili su gibi biliyor olmanla olsun, annenin yönlendirmesiyle bale derslerinde piyona derslerinde olsun, hele hele bizzat sana öğrettiğim dövüş teknikleri ya da silah derslerinde olsun çoktan bize ne kadar akıllı, azimli bir evlat olduğunu kanıtlayalı çok oldu." Çakırbey hemen yanında oturan karısının dolu gözlerle elini elinin üzerine koymasıyla bakışlarını saniyelik ona çevirdi. Ve buruk bir tebessüm ederek tekrar bakışlarını kızına döndürdü. Kara harelerinde acıma, şefkat duygusu yoktu. Tamamıyla gururdan oluşuyordu gözlerindeki parıltılar. "Başına gelen bu olayın gelmemesi için canımı bile.." "Babaaa.." Asya, babasının sözlerinin nereye gideceğini anladığında ağlak ses tonuyla müdahale etmek istedi ama babası hala yüzünde devam eden buruk tebessümüyle elini kaldırarak onu susturmuştu. "Kalbindeki acının muhatabı ben olmayabilirim. Ama gözlerindeki hayal kırıklığının, acizliğinin muhatabı benim Asya'm. İstemeden de olsa benim ve buna şahit olmamayı dilerdim. Bunun yaşanmamış olması için ise canımı bile verirdim." Asya'nın çenesi çoktan titremeye başlamıştı ki abisinin kolunu omzunda hissetmesiyle başını düşünmeden onun göğsüne yatırdı. Göz ucuyla karşısında oturan ikizine baktığında ise kalın kollarını huzursuzca önünde bağlamış gözlerinde fırtınalar kopan bir adam gördü. Susmaktan başka bir şey gelmiyordu elinden ki. Çünkü çok utanıyordu. "Sana yakışmayacak şeyi yapmana izin veremem Asya. Vazgeçmene razı gelemem. Hem de daha Yirmi dört yaşında hayatının başlangıcındayken." bakışlarını babasına odaklayan Asya bu konuşmanın nereye varacağını anlayamıyordu. Sabırsızca beklemeye devam ederken Çakırbey, derin bir nefes alarak parmaklarını karısının parmaklarına doladı içini sakinleştirmek ümidiyle. Dört bir yandan kızını saran bu uğursuzluklara bir son vermeliydi. Daha da dibe batmasına mani olmalıydı. Bunu o'na borçluydu. Kızına mutluluğu borçluydu. "Biliyorsun abinin titizlikle yürüttüğü bir otel var. Dünya çapında bir iş bu. Bu ay sonunda da açılışı olacaktı ama bir an önce gitmesi gerek. Bazı aksaklıkları yakından görüp el atması lazım ama..". Babasının omzundaki yükü hafifletmek istiyordu Mehmet. Bu yüzden boğazını temizleyerek baktı çaresiz gözlere. Müsaade istiyordu. Devamını kendisinin getirmesi için izin istiyordu babasından. Çakırbey'in ağır ağır başını sallamasıyla kardeşinin Omuzlarını tutarak kendisine çevirdi. "Ama ben gidemiyorum fıstığım. Malum artık küçük bir kızım var. Hem onu ordan oraya sürüklemek istemiyorum bunun için daha çok küçük hem de onlarsız bu kadar uzun bir süre orada kalamam.." Şaşkın bakışlarla abisinin yüzüne bakan Asya bu otelin sahibini çokça yakından tanıdığı için dili tutulmuş gibiydi ama yine de abisinin sözlerini zar zorda olsa bölüp panikle fikrini söyledi. "A-atlas g-gitmeli. Holding'e de i-işlerede hakim olan o." Mehmet sevecen gülümsemesini kardeşine göndererek başını onun göz hizasına kadar eğdi. "O mal bir takım işleri eline yüzüne bulaştırdığı için ki ben de onun arkasını toplayan amelesi olmadığım için burada kalacak ve sıçtığını temizleyecek." Atlas abisinin kendisine dönen bakışıyla histerik bir gülüş atıp kafasını sallarken boldan bola da sabır çekiyordu. Kimera'nın öldürücü bakışıyla ve tehdit vari kaşının kalkmasıyla ciddileşerek Omuzlarını dikledi. "Evet olmaması gerek maddelerin bulunduğı evraklara imza attım. Ve adamlar geri adım atmıyor imzalandı diye. Haftaya bir toplantı ayarladık ama bu işi de abimsiz halledemem ki tek toplantıyla da olacak bir iş değil. Yani sevgili kardeşim sen oraya gitmezsen ve oteli açılışa hazır etmezsen, bu çaptaki büyük projesini tamamlamazsan, açılışı istediğe tarihte yapamayacağı için beni si... " " Yanı gitmen gerekiyor fıstığım. " Kardeşinin konuştukça saçmalayacağını anlayan Mehmet, sözlerini keserek kız kardeşinin kendisine bakmasını sağladı. Sözlerinden sonra epey afallamış görünüyordu. Gözleri birçok duyguyu anda yaşıyordu hatta. Nazlı kocasının iri bedeninin müsaade ettiği kadar uzanarak Asya'nın elini tuttu ve moral olması için şakayla karışık mırıldandı. "Kızım bu iş senin için çerez. Bir kaç kağıdı gözden geçireceksin çalışanlara az buz bir ayar okeydir. Bizde o gün orada, açılışta olacağız." Buruk tebessüm bu sefer Asya'nın yüzünde yerini almıştı. Kafasını babasına çevirdi ve düz bir sesle soludu. "Emeğim olmayan yerde göğsümü kabartamam baba. O sahada bulunamam. Hepsine haksızlık olur. Bütün çalışanlarımıza." Kızıyla ciddi anlamda gurur duyuyordu Çakırbey. Bu kadar ince düşünceli, sağ duyulu bir insan olduğu için. Önemsiz bir şeymiş gibi omuzlarını rastgele sallayan adam babacan sesiyle" Güzel ya işte. Bu projeye son dokunuşu sen yapacaksın ve Asya Çakırbey olarak orada yerini alacaksın." Hadi her şeyi kabul etse bile Karahanlı'nın burnunun dibine nasıl giderdi? Öyle bir yüreği var mıydı gerçekten? Gözlerinin içi titriyordu. Konu ne ara buraya gelmişti böyle aklı almıyordu." B-ben yapamam. " Diyebildi sadece. Sesindeki tını korkunun en dibiydi çünkü orada göreceklerinden de adamın buz gibi bakışlarından da korkuyordu. "Sen mi yapamazsın? Annecim dalga mı geçiyorsun bizimle? Bu zamana kadar elinin değdiği hangi iş güzelleşmedi?" Asya, annesinin neşeli tutmaya çalıştığı sesini bozmak istemediği için gözlerini tabağına ordan da sağ eline çevirerek ağzının içinde geveledi. "Sorun orda ya. Marifetli elim bozuldu." Kendi kendine konuştuktan sonra gülen genç kız başka bir çaresinin olmadığını anlamıştı. Aslında babasının yapmaya çalıştığı şeyi de anlamıştı. Onu hayatın akışına katıp kafasını dağıtmasını istiyordu. İyi hoş tabi ama yanlış yerde istiyordu! O'na karşı olan duygularını öğrenmişken neden o'nun yanı?! Ağır ağır kafasını sallayarak babasının gözlerine baktığında onu hayal kırıklığına uğratmak istemiyordu. Şuan ki bakışları gibi ona hep gururla bakmasını istiyordu. Çakırbey'in dudakları zaferle kıvrılırken masada tuhaf bir esinti vardı. Hepsinin aklında çokça cevapsız sorular varken bir tek Poyraz Çakırbey bu soruların cevaplarını bilir rahatlıktaydı. "Afiyet olsun!" Atlas'ın sakince sandalyesini geriye ittirerek masadan kalkarken ki sözleri imalıydı. Huzursuzdu. Çünkü kardeşinin daha da üzüleceğinden korktuğu için ve bu fikri asla onaylamadığı için orada bulunmak istemiyordu. Bu akşam için Beren'le bir şeyler yapmayı düşünen adamın tek yapmak istediği şey odasına kapanarak uzun uzun kafasını dinlemekti. Hızlıca merdivenlere yönelerek üst kata yol aldığında Mehmet kardeşine otel hakkında minik minik bilgiler vermeye başlamıştı bile. Hiç bir şey olmamış gibi davranan ailesine minnettardı Asya. Yüzüne vursaydılar, sevgisini görmezden gelip onu kırıp dökseydiler ne yapardı bilmiyordu ama tek bildiği bir şey vardı o da böyle bir aileye sahip olduğu için çok şanslı olduğuydu. "Ne kadar erken gitmem gerekiyor?" "Bütün hazırlıklar yapıldı. Yarın içinde pilotla konuşuldu kızım." "A-anlamadım? Bu kadar erken mi?!" "İş beklemez babacım. Bu kadar acil olmasa, beklemeye fırsatımız olsa başka bir çare düşünürdük." Anladığını belli edercesine kafasını sallayan Asya, ayağa kalkarak "Müsaadenizle." Dediğinde üzerinde yoğunlaşan bakışlara bir açıklama yapma gereği duyarak devam etti. "Onu böyle bırakıp gidemem. Siz beni anlayışla karşılasanızda o karşılamayacak. Sanırım ikizimle bazı şeyleri konuşmam gerekiyor." Sessizliği gerisinde bırakarak merdivenleri çıkmaya başladığında bir yerde okuduğu şu sözler beynini işgal etmişti. "İnsan, ne kadar güçlü olduğunuz bilemez. Taa ki güçlü olmak tek seçeceği olana dek.. " Hüzünle kıvırdı dudaklarını. Ailesi yanında olmak istiyordu. Hem de onlar için fazlaca zor olan bir yolla. Tek bir kişi hariç. O da şuan kapısının önünde durduğu sevgili ikizi oluyordu. İstemsizce alt dudağını ısırdı. Parmak uçları ise pantolonun kumaşını sıkıp bırakıyordu. İçinde ki bu duygunun bir adı olsa korku olurdu. Hissettikleri yüzünden İkizini kaybetme korkusu. Usul usul çaldı beyaz oymalı modern kapıyı ama içeriden hiç bir ses gelmemişti. Vazgeçmeyerek tekrar ve tekrar çaldı. Kapı sertçe geriye açıldığında Atlas burnunun dibinde biterken sinirli çıkan sesiyle çoktan söylenmeye de başlamıştı. "Şu inadından hiç mi vazgeçmeyeceksin?!" Genç adam tabi ki biliyordu ısrarla kapısını çalanın kim olduğunu. Ne kadar söylense de masum masum yüzüne bakan kardeşini görünce gözlerini devirerek iç çekip ofladı. Sakin olmaya çalışarak "Sonra!" diyerek kapıyı kapatmaya yeltenmişti ki genç kız elini kapıya atarak tuttu ve masum bakışlarıyla kafasını sağa sola sallayarak ikizinin bu istediğini reddetti. "Asya sonra dedim!" Genç kız pozisyonu değiştirmedi. Bir eli kapıyı tutarken masum bakışlarını daha da masumlaştırarak kafasını salladı. "Bak kırmak istemiyorum seni. O yüzden şimdi değil tamam mı?!" Asya, Omuzlarını kaldırıp indirerek inatçı tavrını devam ettirdi. "Sorun değil kırabilirsin. Ama lütfen şimdi konuşalım." İkzinin ısrarıyla burnundan sert sert nefesler veren Atlas, dişlerini sıkarak kafasını salladı ve huysuzca homurdandı. "Sen benim başımın belasısın." Diyerek kapıyı bırakıp odasının ortasında doğru yürüdüğünde Asya belli belirsiz dudaklarını kıvırdı ve hemen içeriye girerek kapıyı örttü. "Ne kadar da çirkin oluyorsun." Atlas, odasında bulunan dev televizyona bağlı olan oyun konsolunun başına kurulurken asık suratından taviz vermeden göz ucuyla baktı Asya'nın yüzüne. "Meğer seni yakışıklı yapan güldüğünde karizmatikleşen yüz hatlarınmış." Ciddi ciddi durum analizi yapan kardeşine bu sefer inanamayan bakışlarla baktı. Ve kafasını sabır çekerek sağa sola salladı. Kendisini yumuşatmaya çalışıyordu. Hep böyle yapmaz mıydı zaten? Hemen dibine, geniş konforlu koltuğuna oturan ikiziyle kenarda duran oyun kolunu eline aldı ve ilgi odağını televizyonmuş gibi göstermeye başladı. Oysa deli gibi kardeşiyle konuşmak gerekirse tartışmak istiyordu. Bacaklarını kendine çekip toplayan genç kız, elleriyle etrafını sararak bakışlarını kardeşinin oynadığı futbola çevirmişti. Saniyeler dakikalara dönerken genç kız, gözlerini odaklandığı oyundan ayırmadan homurdandı. "L1+üçgen ve L1+Y'ye basıp aşırtma pas atarak oradan geçmen gerekiyordu!" Deminden beri öylesine topçuları koşturan Atlas, ikizinin bu engin tecrübelerine ıslık çaldı. E sonuçta hocası babasıydı. "Pekala. Saçmaydı kabul ediyorum. Sonuçta maç izlemeye gelmemiştim değil mi?" Tek kaşını kaldırarak yüzüne bakan Atlas işini asla kolaylaştırmıyordu ama yapacak bir şey de yoktu bu saatten sonra. "Beren'i ilk sevdiğini anladığın o an her şey için çok geçti değil mi? Bazı şeylere müdahale etsen bile sonucu değiştiremezdin." Şimdi ikisinin de bakışları duran oyuna çevrilmişti. Yan yana oturuyor olmalarına rağmen. Asya, titrek bir nefes alarak parmak uçlarıyla önüne dökülen saçlarını kulağının arkasına iliştirip devam etti." Benim de öyle oldu işte Atlas. Kendime inanamadım. Hatta çok kızdım inkar ettim ama gecenin sonunda onun yeşil gözlerini düşünürken buldum kendimi." Kardeşinin kızgın nefeslerini duyduğunda acı bir tebessüm yayıldı dolgun dudaklarının arasına. "Bende haberi bile yok. Kendi hislerimi yaşıyorum ben sadece." "Ne zamandır?" Duyduğu soruyla Omuzlarını düşürdü Asya ve dik durmaya çalışarak mırıldandı. "İki yıl oldu. Onu ilk Mezuniyetimde fark ettim. O zamandan beri de aklımdan çıkaramadım. Beni anlaman gerekiyor kardeşim. Sende aşıksın..." Bir anda ayağa fırlayan Atlas, ikizine yukarıdan aşağıya bakarak tısladı. "Sıçarım böyle aşkın içine ben! Kızım sen mazoşist misin? Neyden bahsediyorsun bana?! O adam sana uygun birisi mi?!" Sesi gittikçe hiddetleniyordu. Bu kızgınlık kardeşini kıskanmış olmasından da kaynaklanıyordu elbet ama asıl sebebi o karanlık adama kardeşini yakıştıramıyor oluşundandı." O herif bizden dokuz yaş büyük Asya! Karısını katleten vicdansızın teki! Kızım o masa üyesi masa! Bunun ne demek olduğunu bilmiyor musun sen?! Sen! Sen onu hayallerine nasıl yakıştırdın?! Benim kardeşim ne ara olmak istediği kızdan, yaşamak istediği hayattan vazgeçip bok çukuruna batmaya razı geldi?! " Asya titremeye başlayan çenesiyle kafasını sallayarak" Gelmedim. " Dediği esnada Atlas, güçlü bir tekme savurarak ortadaki cam sehbayı darmaduman ederek dağıttı. Ve bütün siniriyle bağırdı. " Geldin kızım geldin. Ondan vazgeçmeyerek geldin. Sen, sen bu değilsin! Kendine gel ve bu saçmalığa bir son ver! " Asya, gözümden aşağıya süzülen bir damla yaşla birlikte ayağa kalkarak konuşacaktı ki Atlas, kardeşini koltuk altlarından kavrayarak havalandırdı ve ayağına bir şey batmaması için dikkat ederek yatağının dibine bıraktı. Asya'nın içi yumuşacık oldu Atlas'ın bu hareketiyle. Her ne kadar karşı karşıya olsalar bile kardeşinin onu düşünmesi duygularını kabartmıştı. "Beren'den vazgeçebilir misin gerçekten?" Burun kemerini sıkarak sabırla ikizine bakan genç adam, daha fazla sinirlenmemeye çalışarak sabırla soludu. "Beren'le Kuzgun Karahanlı'yı nasıl aynı kefeye koyabiliyorsun Asya? Beren benim hayatımı karartacak birisi olsaydı tamam ama değil. Fakat Karahanlı senin hayatını zifiri karanlık yapabilecek birisi..." "ATLAS! Adamla evleniyormuşum gibi konuşmasana! Ya benden haberi bile olmayan birisinden bahsediyoruz. Senden sadece saygı duymanı bekliyorum. Hislerime, kalbime saygı duymanı bekliyorum." "Yok öyle bi şey küçük hanım yok. Sen benim kardeşimsin. Benim Civcivimsin. Narin çiçeğimsin. O herif sende bunların hiç birisi sağ bırakmaz. Hadi herif olmasın ona karşı hissettiklerinde bırakmaz! Bizimkiler topluca aklını peynir ekmekle yemiş olabilir ama ben yemedim. Yemeyeceğimde! Sende bu saçmalıktan vaz... " " Lanet olsun geçmeye çalışmadığımı mı düşünüyorsun?! Kendimi yedim bitirdim ama manzara karşında Atlas! Kalbime hakim olamıyorum kusura bakma. Hissettiklerimin acısı, çizim yapamayışım hepsi üst üste geliyor zaten bari sen yapma. N'olur yapma kardeşim." Balyoz yemiş gibi duraksadı Atlas. Tek odaklandığı o Karahanlı denen adamdı. Ama asıl resmi görememişti. Kardeşini tüketen sorunu yok saymıştı. Suçluluk hissiyle kollarını Asya'nın ince bedenine dolayarak çenesinin başının üzerine yasladı. Çizim demek kardeşinin yaşamı demekti. "Düzeleceksin. Başka bir yolu yok. Gerekirse bunu hep birlikte başaracağız." Asya hemen kollarını ikizinin beline sararak gülümsedi ve şakayla karışık sesiyle boğunuk boğunuk mırıldandı. "Bağırmayacak mısın?" Atlas, kardeşinin bu durumda bile gülümsemesine hayran kalarak dudaklarını kulağının hizasına getirdi ve serseri haliyle soludu. "Sana bağırmaya devam edersem daha fazla orada durmayacak." Kardeşinden ayrılarak anlamsız bakışlarıyla yüzüne baktı. Ne demek istediğini anlamaya çalışırken kapının dışından kalın ses sertçe yükseldi. "Duyuyorum seni lan hayta!" Bu abisinin sesiydi. Dudakları kıvrılırken Atlas'ın havalı sesini işitti. "Çakırbey'in kanını taşıyoruz Civcivim biz. Bütün duyularımız sonuna kadar açıktır." Kimera, konuşmanın başından beri oradaydı. Atlas'ın biraz rahatlaması için Asya'nın üzerine gitmesine müsade etse de ileri gitseydi dalacaktı odaya da ona da. Ama şanslıydı ki dozunda bırakmıştı. Omzunu yasladığı girişten ayırmadan kapıyı ardına kadar açtı ve her şeye rağmen sarılmış kardeşlerine baktı. "Güzel. Hadi düşün bakalım önüme." Çoktan kapı ağzına gelen ikiliye bakan Mehmet'in bakışlarında sevgi vardı. "Abi nereye?" Kız kardeşine nadiren görünen sevecen gülümsemesini yollayan Mehmet, kardeşinin yanağını severek başıyla hadi dercesine işaret etti. "Eflin sultan odasında bekliyor. Özel emri eksiksiz orada olacakmışız." Asya odadan çıkıp önden gitmeye başladığında Atlas homurdanmaya başlamıştı ki ensesine yediği şaplakla resmen susturulmuştu. "Ben hala o ibne hak.." "Hadi ulan, hadi. Yürü!" Üst kata çıkan üçlü devasa siyah kapının önünde boy sırasıyla dizilmiş duruyorlardı. Çakırbey'in sınırlarına girmişlerdi o yüzdendi üzerlerindeki bu saygı. Mehmet ve Atlas yan yan Asya'ya bakıyorlardı. Çünkü kapıyı onun tıklayıp ilk onun içeriye girmelerini istiyorlardı. "Babamız o bizim. Biraz sakinleşseniz mi?" Diyerek kapıyı tıklayarak içeriye giren Asya'nın peşine önce Atlas sonra da Mehmet girdi. Babaları annelerinin belini sarıp başını omzuna yaslayarak camdan dışarıya bakıyorlardı. Odaya girmeden önce belli ki bir şeyler konuşuyorlardı. " Benim canlarım. Hoşgeldiniz." Eflin'in kızarmış mavi hareleri anında canlanarak gülümsemeye başladığında kocasının kollarının arasından çıkarak odanın ortasına doğru yürüdü ve kollarını sonuna kadar açarak üçüne birden sarılmaya çalıştı. Evet sadece çalıştı çünkü oğullarının babalarına benzeyen cüsseleriyle bu pek mümkün değildi. "Sultanım abime şöyle sarılmaya çalışma bozuyorsun fiyakasını." Atlas, haylazca sözlerinin ardından kafasına yediği şamarla kızacağına daha da güldü. Mehmet kardeşinin ensesini yakalayarak kenara fırlatırken Asya'yla birlikte annesine sımsıkı sarıldı. "Bir gün keseceğim dilini ama anacığıma dua et sen." Oğlunun sırtını sıvazlayan Eflin gülümseyerek geri çekildiğinde başıyla devasa yatağı işaret etti. Çakırbey, karısını duygulu gözleriyle izlerken ilk yatağa gidip kenara kurulan kendisi olmuştu. Sonra da karısı yatağın diğer ucuna kuruldu." Davetiye mi bekliyorsunuz orda! Güzel kızım sen gel bakalım şöyle." Asya kıkırdayarak annesi ve babasının ortasına girdiğinde Atlas, kahkahayla zıplayarak yatağın ortasındaki yerini almıştı. Bu hareketiyle hepsinin yüzü genişçe gülerken Mehmet kendisine yakışır şekilde ağır ağır giderek annesinin yanına girdi. Eflin Mehmet ve Atlas'ın üzerine doğru kolunu uzatırken Çakırbey kızını sarıp sarmalamıştı. Ezelden gelen bir şeydi bu onlar için. Her ne kadar çok uzun bir süredir bunu yapmasalarda hepsi özlemişti. Nazlı, Belis'i yatırmak için evlerine geçtikleri için orada bulunmuyordu. Yoksa o da artık tamemen ailedendi. "Her ihtiyaç duyduğunuzda sığınacağınız anne ve babanızın olduğunu unutmayın olur mu?" Eflin'in duygusal sesiyle mırıldandığı sözleriyle hepsi birbirine baktı. Şanslıydılar. Bunu biliyorlardı. Aile bağları çok kuvvetliydi. Her şeyi, herkesi silerlerdi birbirleri için. Eflin, kocasıyla çocukluklarını sürekli böyle sarıp sarmaladığında onlara söylediği ninniyi söylemeden önce dudaklarını kıvırdı. Parlayan gözleri üç evladının da yüzünde gezindikten sonra yaşlanmasına rağmen hala daha pamuk gibi Yumuşacık olan sesiyle mırıldanmaya başladı. "Bebeğim hadi hoşgeldin. Bak ben nasıl yenilendim." Annesinin söylemeye başladığı ninniyle gözlerini kapatarak gülümseyen Asya, kulağına annesinin aksine babasının fısıldadığı sözler iliştiğinde açtı gözlerini ve yaşaran mavi gözlerle babasının duygulu gözlerine baktı. " Sana baba sözü bu dünyaİyi bir yer olacak İlla." Daha da yumuştu babasının güçlü kollarının arasına ve yanağını göğsüne dayayarak sıkı sıkı sarıldı iri bedenine. Çakırbey kızını Sevgiyle sararken Mehmet'te annesinin yaşlı gözlerine daha fazla dayanamadı ve bedenini kollarının arasına alarak bir bebek gibi sarmaladı yaşlı kadını. "Neden ama yaa neden? Neden bana her dakika üvey evlat muamelesi yapıyorsunuz?" Atlas tam ortada yalnız kalmasıyla yalandan söylenmesine başlamıştı ki abisinin tiksiniç bakışlarıyla göz göze geldiğinde mavi gözlerini kısarak baktı ona. "Lan o kadar bile değilsin anla şunu." Atlas'ın yüzünün aldığı şekille Kahkahalar odada yükselirken hepsi birden ortaya doğru çekilerek Atlas'ı iyice aralarına sıkıştırıp sarıldılar. Doğruymuş. Bir anne baba için evlatları hiç büyümezmiş. Çakırbey ailesini dışardan bir gözle izleyerek şükretti. Birbirlerine sımsıkı sarıldıkları şu anı keşke ölümsüzleştirebilseydi. Her şeye yeten gücü keşke buna da yetebilseydi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE