Savaş sona ermişti, ama vadide sessizlik yalnızca görünürdeydi. Rüzgar hafifçe esiyor, savaşın dumanı ve kan kokusu hala havayı ağırlaştırıyordu. Toprak, düşmüş askerlerin ve köylülerin kanıyla karışmış, yer yer toprak taşlaşmış, taşlar kırılmıştı. James, kılıcını yere saplamış, dizlerinin üzerinde duruyordu. Gözleri yorgun ama kararlıydı; halk ve askerler onu izliyordu. Zafer kazanılmış, ancak bedeli ağır olmuştu. Marcus hızla James’in yanına geldi, yüzünde hem yorgunluk hem de gurur vardı. “Prens,” dedi, sesi kısık ama net, “yaralılar… onları acilen güvenli bölgelere almalıyız. Bazıları hayatta kalamayacak kadar ağır yaralı.” James başını salladı. “Hemen yapalım. Kimseyi göz ardı etmeyeceğiz.” Vadide her köşe ayrı bir dram sahnesi gibiydi. Bir grup köylü, kendi aralarında toplanmış, y

