Sabahın ilk ışıkları vadiyi yavaş yavaş aydınlatıyordu. Sis, dağların arasından ağır ağır süzülüyor, kayalıkların üzerinden ince, serin bir esinti ile süzülüyordu. Her nefesle birlikte James ve askerleri, çam, yosun ve nemli toprak kokusunu derin ciğerlerine çekiyordu. Sis, yavaş yavaş vadinin orta kısımlarına doğru ilerlerken, uzaklarda Charles’ın ordusunun hatları belirmeye başlamıştı. Zırhların metalik parıltısı, dev süvarilerin atlarının nalları ve silahların ışıltısı, vadiyi hem görsel hem de psikolojik olarak baskılayan bir tablo oluşturuyordu. James’in ordusu, çoğunluğu köylülerden oluşan bir kalabalıktı. Çiftçiler, demirciler, balıkçılar, ellerinde paslı kılıçlar, kırık mızraklar veya kimi zaman yalnızca tırpan ve baltalar taşıyordu. Bazıları elini silaha alışık değildi, gözlerind

