"Acele etmene gerek yok."
Bugün Gazel'den ikinci kez bu cümleyi duymuştum.
Alt tarafı midem bulanıyordu ve lavaboya gidicektim. Bunun için üst kata çıkmam gerekiyordu ve bende merdivenlere yönelmiştim ama Gazel Hanım durur mu?
Tabii ki de HAYIR!
'Acele etmene gerek yok.' cümlesi büsbütün bir ima içeriyordu. Benim anlamadığım şey, neden durup dururken Yankı ile beni kendi kafasında hayal etmeye çalıştığıydı.
Onu ciddiye almadan üst kata çıkıp lavaboya girmiştim. Karnımda ki sıvı sürekli boğazıma kadar geliyordu ve bende kusmamak için sürekli yutkunuyordum. Artık kendimden iğrenmeye başlamıştım.
Midemde ki bulantılara rağmen Gazel'in beni Yankı ile aynı cümlede kullanması rahatsız ediciydi.
Belli işte mide bulantılarımın sebebi, stres. Beni stres yapan şey Yankı. O zaman Yankı eşittir stres oluyor ve Gazel'in yakıştırması tam olarak burada düşüyordu.
Ayna da kendi görüntüme baktıktan sonra ne kadar berbat bir halde olduğumu gördüm. Babamın iki haftadır her sabah 'İyi misin? Soluk görünüyorsun?' sorularının şu anda cevabını ayna bana veriyordu.
Kötüydüm.
Daha fazla aynaya bakıp kendimi kötü hissetmek istemiyordum. Son kez yüzüme su vurup lavabodan dışarı çıktım. Aşağıya inmek için merdivenlere yöneldiğim de bir anlık gafletle Yankı'nın durumunu merak ettiğim için daha önce defalarca geldiğim evin bir üst katına çıkmak için hareketlenmiştim.
Sanırım en son onun odasına 12 yaşında falan girmiştim. O zamanlar aramızda her ne kadar mesafe olsa da Gazel için birbirimize katlanıyorduk ama şimdi...
Artık Yankı bana katlanamıyordu.
Odasının önüne gelmişken acaba vaz mı geçsem diye içimden geçiriyordum ki odanın içinden iniltiler geldiğine şahit oldum. Gazel, Yankı sarhoş demişti, uyuyor demişti, ayılmaz demişti.
Merakıma yenik düşüp aralık kapıdan içeri girdim. Yankı'nın yaşıyla birlikte zevkleri de değişiyordu anlaşılan.
Eskiden odasının renkleri sadece siyah ve lacivertken şu anda odasında lacivert yerine beyaz vardı.
Beşiktaş...
Tamam Yankı koyu bir Beşiktaşlı olabilirdi ama odasından laciverti çıkarıp yerine beyazı koyacak kadar olduğunu sanmıyordum.
Küçükken Umutla olan bir konuşmasına kulak misafiri olduğumu hatırlıyorum, laciverti çok sevdiğini ondan asla vazgeçmeyeceğini falan söylemişti. Görüyorum ki insanların sevdiği şeyler kolaylıkla değişebiliyormuş.
Odanın içinde biraz daha ilerlediğim de Yankı'yı aynen bu sabah Gazel'in anlattığı gibi buldum. Yankı Saygıner'in ne gibi bir derdi olabilirdi de bu kadar içmişti bilmiyorum. Gerçi ben onun hakkında Gazel'in kuzeni ve bana bulaşması dışında ne biliyordum ki?
Koca bir hiç.
Arkamı dönmüş odadan çıkmak için hareketlendiğim de yatakda ki koca bebekten 'Okyanus' diye bir mırıldanma duymuştum.
Bu odada olmam yanlıştı. Bu odaya girme fikrim de yanlıştı. Yankı'nın aciz halini görür mutlu olurum diye girmemiştim ben bu odaya. Benim girme sebebim, dün gece ağlattığı kız kadar acı çekiyor mu diye bakmaktı. Eğer benimki kadar kalbi yanıyorsa bende ona şarkı söylerdim.
Gerçi benim sesim banyoda şarkı söylemelik seslerdendi.
Adımlarım yatağa, Yankı'ya yöneldiğinde uyanmaması için içimden dua ediyordum. Uyanırsa yanlış anlayabilirdi. Onu bu halde görmek için geldiğimi sana bilirdi. Onunla dalga geçmek için geldiğimi sanardı.
İki kişilik yatağın boş kısmına oturduğum da hiç düşünmeden bana arkası dönük olan adamın saçlarının arasına daldırmıştım elimi. Ellerim onun yumuşak saçların da gezinirken hangi şampuanı kullandığını merak etmiştim. Bir erkeğin saçları neden bu kadar yumuşak olurdu ki?
Kızlar için.
Eğer konu Yankı ise sırf iltifat almak için saçlarını böyle yapıyor olabilirdi ya da sadece birlikte olduğu kız saçlarına ellerini geçirdiğinde mutlu olsun diye.
Ben ikisi de değildim. Ne Yankı'ya saçları için iltifat ederim ne de... Sanırım asla onunla yatmıyacağım için ikinci seçeneği cevaplayamazdım.
Bence saçlarını okşamam için ikisinden biri olmama gerek yoktu. Ben sadece...
Belki ona şarkı söyleyip onu rahatlatamazdım ama ona iyi gelmek için saçlarını okşayabilirdim değil mi?
Bir nevi borcumu ödüyorum da diyebiliriz.
Yankı'nın bedeni pozisyon değiştirmek için hareketlendiğinde elimi saçlarından çekmiştim. Ben daha ne olduğunu anlamadan o elini yatakta bir şeyin varlığını hissetmek için gezdirirken ben 'Anlamış mıdır?' diye düşünmeden edemiyordum.
Acilen buradan çıkmam gerekiyordu.
"Okyanus?" uyanmamasına rağmen varlığımı hissetmiş olabilir miydi? Bu imkansızdı. Sadece bir şeye sinirlenmiş ve uykusun da araya gitmeyeyim diye bana da saydırıyordu. Evet hepsi bu kadardı. Daha fazlası yoktu, olamazdı.
Yan bir şekilde yatmanın zararları adlı kitap yazsam en üste, 'sakın direğiniz yastığın üstünde ve sizde yanınızda ki bedenin saçlarını okşuyacak biçimde yatmayın.' yazardım. Yankı'nın tam boynum da hissettiğim nefesleri...
Sarılmak için hamle yaptığında bende aynı hızla dirseğimi yastıktan çekip yataktan kalkmak için hareketlenmiştim.
Kolunu üstüme attığında artık her şey için çok geçti.
Gazel'in bizi görüp dalga geçmesini engellemek için, Yankı'nın uyanınca 'Bana mı aşıksın?' deyip dalga geçmemesi için ve bir erkekle uyuma hayallerimin tek sahibi olan Doruk için. Kalkmam gerekiyordu.
Sanırım bir ilkim gidicekti. Yankı daha önce bir sürü kızla birlikte uyumuştur ama ben daha önce babamdan başka hiçbir erkekle uyumamıştım.
Koluyla beni kendine çekerken geri çekilmek istesem de Yankı'nın uyanma ihtimalini göze alamazdım. Uyanıp benimle dalga geçme ihtimali...
Arada mesafe kalmayacak derecede beni kendine yaklaştırdığında ne yapmaya çalıştığını anlayamadım. Ne yani bir kolunu üstüme atmak için mi beni bu kadar kendisine yaklaştırmıştı?
Kafasını boynuma doğru getirip oraya gömdüğünde nefesim kesilmişti.
Amacı neydi? Beni öldürmek falan mı? Kalbim, göğüs kafesinden çıkmak ister gibi depar atmaya başladığında bunun tek açıklamasının daha önce bir erkekle bu kadar yakınlaşmadığım için olduğunu düşünüyordum.
Onun nefesi benim boynuma değerken benim nefessiz kalmam ne kadar adildi?
Ellerimi nereye koyucağımı bilmediğim için rahatsız olsamda kısa bir süre sonra bir elimi Yankı'nın sırtına yerleştirirken diğerini saçlarına götürmüştüm.
Tek düşündüğüm şey, illaki pozisyon değiştirmek ister düşüncesiydi.
Ayrıca ben de burada uyuya kalmayacağıma göre, korkmama gerek yoktu.
Hem uyanmadığı sürece sorun çıkmazdı.
Nefesi boynumu yalamaya devam ettiği süre zarfında bende onun gibi yavaş yavaş nefes almaya başlamıştım. Saçlarının kokusu, yumuşaklığı ile yarışırdı.
Sanırım Yankı'nın ilk artısı sesi, ikinci artısı ise saçlarıydı.
Yavaş yavaş saçlarını okşamaya başladığımda boynuma iyice yerleşmiş derin derin nefes almaya başlamıştı.
Sanırım kendini boğmaya çalışıyordu.
Bedeninin büyük bir kısmı üstümdeydi. Benim ise tek yapabildiğim uyanmasını beklemekti.
Tabi kokusu insanın beynini uyuşturmasaydı, uyumamak mümkün olabilirdi.
Beni çok yemek yediğimde hemen uyku basardı, çok sinirlendiğim de, mutlu olduğum da, huzursuz ya da huzurlu olduğumda. Sanırım hayatımın son bir ayında ki en büyük eksisi, benim her yerde uykumun gelmesiydi.
Son bir aydır olanlar bunlardı. Öncesinde çok uyuyan bir insan değildim ama şu sıralar tam olarak her yerde uyuyan bir insana dönüşmüştüm.
Gözlerim ağır ağır kapanırken tek dileğim, Yankı dan önce uyanmaktı. (bölümü bitirmek için çok uygun bir kısımdı)
"Peki ne zaman uyanırlar?"
Uzaklardan Burak abinin sesi kulağıma geldiğinde tahmin ettiğim şey olmaması için dua etmeye başlamıştım.
'Uyanırlar?' üstümde ki ağırlık ve bu kelime kulaklarımda çınlıyordu.
"Aman Burak, boş versene çocukları. Gel çıkalım."
Yonca ablanın sesinde ki mutluluk? Yaaaa olamaz değil mi? Gerçekten de uyumuş olamam değil mi?
Hadi ben uyudum diyelim Yankı hâlâ uyanmamıştı, buraya kadar dualarım kabul olmuş ama ben bütün ev halkının buraya geleceğini hiç tahmin edemediğim için bunun hakkında bir dua da bulunmamıştım.
"Vallaha amca, Yankı dün geceden beri uyuyordu. Bende kuzenime göz kulak olmak için bugün okula gitmedim. Okyanus'u da ders çalışırız diye çağırmıştım. Bir ara Okyanus lavaboya çıkarken ona 'Yankı öldü mü diye baksana.' dedim ve sanırım o da bakarken bir şekilde bu pozisyona gelmişler." Gazel'in açıklaması...
Kuzenime göz kulak olmak istedim demesine mi ağlasam? Ders çalışmak için Okyanus'u aradım demesine mi? Yoksa şu anki pozisyonu açıklarken sesindeki gülmemek için kendini kasan tınıya mı? Bence gözlerimi açınca hepsine ağlıyım.
Yankı uyanmasın diye içimden o kadar dua ediyim ben ama sonra...
Saygıner ailesi uyanmıştı, Yankı uyanmamıştı.
Gözlerimi yavaş yavaş açtığımda karşımdaki manzaraya bakmak adına bakışlarımı oraya yönlendirmek için burnumu Yankı'nın saçlarından çektiğimde onunda hareketlenmesi bir olmuştu.
Sırf ben uyuyorum diye o pozisyonda kalmış olamazdı değil mi?
Yüksek ihtimalle başının üstündeki ağırlık kalkınca huylanmıştı. Ben onun uyumasını beklerken o da aynen bunu yapıp boynuma kendini sanki mümkünmüş gibi daha çok bastırdı.
"Günaydın kanka."
Gazel'in sesini duyduğuma hayatımda ilk defa lanet etmiştim. Benimle dalga geçicekti eyvallah da eğer Saygınerlere Yankı Saygıner de eklenirse büyük ihtimalle utancımdan kendimi asardım.
Bakışlarımı Yankı'nın saçlarından çekip karşıma baktığımda Burak abinin kınayan bakışları, Yonca ablanın tatmin olmuş bakışlarıyla kesinlikle ters orantılıydı.
Bir anlık gafletle Gazel'e baktığımda sırıttığını görmüştüm. Biri bana Gazel'in Yankı ve beni yakıştırmadığını söyleyebilir mi? Çünkü buna ihtiyacım var.
"Tatlım utanmana gerek yok." Yonca ablanın anlayışlı çıkan sesi beni normal şartlarda bütün konularda rahatlatabilecek tını da çıksada, ben şu anda hiçbir şekilde rahatlamazdım.
Utanıyordum.
Hayır bu yanlış. Ben çok utanıyordum. Uzay boşluğu kadar derindi benim utanmam. Kara deliğin içine düşsem bütün dünya buna gülse bu kadar utanmazdım herhalde.
Kalkmak için hareketlendiğimde bunun hiçte doğru bir hamle olmadığını Yankı'nın belimden tutmasıyla anlamıştım. Kafasını yavaşça boynumdan kaldırmadan önce derin derin nefesler almıştı. Benim içimdeki korku onun hareketlenmesiyle artarken "Lütfen kalkma." diye fısıldamıştım.
Karşımdakilerin bir şey dediğimi duyduğunu anlayabiliyordum ama ne dediğimi anlamadıklarını da görebildiğim için sıkıntı yoktu. Eğer şu an Yankı kalkarsa utancım bin kat artıcaktı ve ben eve domates olarak dönücektim.
Kızarmayı geç morarmaya başlamıştım.
Yankı'nın kasıldığını fark etmiştim. Zaten hemen hareketlenmeyi kesip burnunu boynuma tekrar bastırmıştı. Hiçbir zaman onun bu hareketinden memnun olucağımı düşünmezdim.
Gazel'e yardım et bakışları attığımda o da ciddileşip Burak abiye döndü ve "Amca çıkalım." dedi. Burak abi belli ki Yankıdan hesap sormak istiyordu ama bunun için çok yanlış bir zaman seçmişti ve şu an hiç anlayışlı değildi. Tamam oğlun çok şerefsiz biri olabilir hatta karaktersiz belki de biraz haysiyetsiz ama işte oğlunun diğer kızlara karşı olan tavrını şu anda sorgulamak sence ne kadar doğruydu Burak abi?
Yonca abla, Gazel'in tepkisini boşa çıkarmadan -utandığımı anladığı için- Burak abiyi alıp odadan çıktı. Peşlerinden Gazel de çıktığında, benim canım arkadaşım kapıyı kapatmayı ihmal etmemişti.
Kafamda az önceki an dönüp dolaşırken bütün damarlarımda utancın verdiği etki dolanıyordu.
Boynumda duran yüzün hareketlendiğini hissettiğim de bu sefer kaçışım olmadığına emindim.
Yankı kafasını kaldırıp yüzünü yüzüme hizaladığında kaşlarını çatıp gerçek olup olmadığımı algılamaya çalışıyordu. En sonunda başını olumsuz anlamda sallayıp bir daha kafasını boynuma gömdüğünde benim gözlerim kocaman açılmış bir şekilde onu üstümden itmek için sırtındaki ve başındaki elimi çekicektim ki belimi sıkmasıyla inlemem bir olmuştu.
"Uyumak istiyorum." biri şuna güneşin gökyüzünden kaybolduğunu anlatabilir mi? Daha ne kadar uyuyacaktı ve uyuyacaksa da bunun benimle olması ne kadar doğruydu?
"Yankı." sesim o kadar çaresiz çıkmıştı ki ben bile şu an kendime acımıştım.
"Eğer şimdi uyanırsam yemin ederim seninle bütün hafta hatta bütün ay ya da bütün yıl vazgeçtim hayatımda varlığının bulunduğu her Allah'ın günü seninle dalga geçerim Okyanus."
Neden bahsediyordu?
Uyursam dalga geçmeyecek miydi yani?
"Hatırladığım kadarıyla en son saçlarımı okşuyordun." parmaklarımı saçlarının arasına daldırırken o üstümde daha çok yayılıp bir eliyle belimi tutmuştu.
Sanırım bu gece uzun olucaktı.