Zaman durdu. Beynim işlevini kaybetti. Haddini bilmez bu adam, beni ne ile tehdit ediyordu? Kendisini ne sanıyordu? Kafede değilde farklı bir alanda olsaydık, ona gününü gösterirdim. Kasılıp kalan bedenim hareket etmezken arkamda hissettiğim bedenin sıcaklığı, yaralarıma ulaşıyor ve onları uyuşturuyordu. Az önce acıdan dolan gözlerim, şimdi acıyı hissetmiyordu. Bir an önce terbiyesiz bu adımın, etkisinden kurtulmam gerekiyordu. Aksi halde ortalığı alev alacak ve küle çevirecekti.
Sırtımdaki sıcaklık kayboldu. Bedenim, büyük bir boşluğa yuvarlandı. Kulaklarıma adım sesleri doluyordu ama hareket edemiyordum. Hipnoz olmuş gibiydim. Gözlerimin önünde oluşan hareketle, gözlerimi kırpıştırdım.
"Merhaba. Masa 8'in hesabı ne kadar acaba?" Diye konuşan müşterinin sesini duyuyordum ama cevap veremiyordum. Dilim tutulmuş gibiydi.
"Hayatım, beyefendi sana diyor?" Yan tarafımda konuşan Aktan'a çevirdim bakışlarımı. Hayatım mı demişti? Bana mı? Şaşkınlıkla dudaklarımı açıp kapattım. Müşterinin yanında beni sevgilisi olarak göstermişti. Sinirden gözlerim dolarken derin bir nefes aldım.
"Kusura bakmayın, sevgilim biraz dalgın. Ben hemen bakıyorum. 20 lira beyefendi." diyerek müşteriden hesabı almış ve onu göndermişti Aktan. Sinirle yerimden kalkarak, müşterilerle ilgilenen Berrak'a seslendim.
"Berrak benim küçük bir işim var, bir kaç dakika kasaya bakar mısın?"
"Tabi." diyerek beni onaylayan Berrak ile hızla Aktan'a döndüm. Durmuş arsızca beni izliyordu. Başımı iki yana sallayarak, kolundan tutup giyinme odasına sürükledim. Biliyordum ki gelmek istemeseydi, yerinden asla hareket ettiremezdim. Odadan içeri girerek hızla kolunu savurup, odanın bir ucuna ilerledim. Sinirden yerimde duramıyor, bir oraya bir buraya gidip geliyordum.
"Sen!" Dedim sinirle ona doğru dönerek.
"Sen kim oluyorsun da, bana bu şekilde davranabiliyorsun?!" Diye tısladım. Ellerini cebine sokmuş, bedenini duvara yaslamış beni süzüyordu. İnsanda bir utanma olur. Ama bu gereksiz adamda utanma denilen bir şey yoktu. Sinirlerim daha çok gerilirken, bağırmamak için dudaklarımı dişledim. Avazım çıktığı kadar bağırmak, Aktan'ı parçalara ayırmak istiyordum ama sakin olmak zorundaydım. Aksi taktirde müşteriler dahil herkes sesimi duyabilir ve rezil olabilirdim. Bunu göze alamazdım. Derin bir nefes alarak, sakin kalmak için gözlerimi yumdum.
"Neden bu kadar çok tepki veriyorsun?" Diye sakin bir sesle konuşan Aktan'a çevirdim bakışlarımı. Az önce arsızca ensemi yalayan ya da müşterinin yanında bana hayatım ve sevgilim diyen o değilmiş gibi tavır sergiliyordu.
"Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Biraz önce herkesin arasında bana, benim iznim olmadan, zorla dokundun!" Dedim dişlerimin arasından. Dudaklarına yerleştirdiği alaylı gülümseme ile gerildim. Beni dalgaya alıyordu. Bunu anlayabilmek için insan sarrafı olmaya gerek yoktu.
"Senin için yabancı bir durum değildir." diyerek gözleriyle boynumu işaret etti. Elim istemsizce boynuma giderken, kasıldım.
"Geçmek üzere olan zevk morluklarının yerine, yenisini ekliyorum." diyerek devam etti sözlerine. Yine aynı hakaret barındıran sözler, yine aynı hayat kadını gibi hissetmeme neden olan bakışlar arasında gözlerim doldu. Beni tanımayan birinin bu kadar rahat ön yargı yapıyor olması gururuma dokunuyordu. Ağlamak istiyordum ama bu adamın karşısında ağlamayacaktım. Derin bir nefes alarak, yüzüme gülümseme yerleştirdim. Bir iki adım atarak ona yaklaştım.
"Kaç kadının salyalarını taşıdığı belli olmayan o, pis dudakların bana zevk vermek yerine kusma isteğimi uyandırıyor." diyerek gülümsedim. Ardından parmağımla ensemi göstererek "Eve gidince, çamaşır suyuyla yıkayacağım." diyerek sözlerime devam ettim. Yüzündeki alaylı gülümseme yerine sert bakışlara bırakırken, bundan zevk aldığımı fark ettim. Sinirden gözü seğirmeye başlamıştı.
"Benim dudaklarım, senin satılan bedeninden temizdir." diye sinirle soludu. Sözleri, içimde bir yerlerin sızlamasına neden olurken, zorlukla gülümsedim. Beni alt etmesine izin vermeyecektim. Bir kaç adım daha atarak, aradaki mesafeyi sıfıra indirdim. Burnum, burnuna temas ederken terleyen avuç içimi kotuma sildim.
"Çok iyi. Bundan böyle kirli olan bedenime dokunma gereği duymazsın." diyerek dudaklarına doğru fısıldadım. Gözle görülür biçimde bedeni kasıldı. Onu etkileyebiliyor olmanın gururu ile bir kaç adım geri atarak, ondan uzaklaştım.
"Artık gidersen sevinirim. İlgilenmem gereken müşterilerim var." diyerek göz kırptım. Ardından yanından geçerek odadan çıktım. Yüzümde onu alt etmenin gururuyla gülümseme oluştu. Söylediği ve itham ettiği iğrenç yakıştırmaları canımı acıtıyor olsada, Aktan'ın son halini düşündükçe, acı umurumda olmuyordu.
....
Aktan'ın gidişi ardından olanları düşünmek yerine, müşterilerle ilgilenip zaman geçirmiştim. Gün içinde aklımı kurcalayan notlar olsada, bir sonuca varamamıştım. Kimsenin kalmadığı kafeden, ışıkları kapatarak çıktım. Kapıyı kilitleyip, anahtarı çantama koydum. Saat kaçtı bilmiyordum ama sokakta kimsenin olmayışı, gecenin yarısı olduğunu savunuyordu bana. Sessizlikten ya da karanlıktan korkmazdım. Ama ürkütücü hayvan sesleri, irkilmeme neden oluyordu. Adımlarımı hızlandırdım. Ürkütücü hayvan sesleri duydukça, boş ve ıssız sokakta her an biri karşıma çıkacak gibi hissediyordum. Başımı iki yana sallayarak düşüncelerden kurtulmaya çalıştım.
Sokağın köşesini dönerek derin bir nefes aldım. Sonunda ev göründü ve ben rahatladığımı hissettim. Yüzüme aptal gülümseme yerleşirken, delirdiğimi anladım. Adımlarım, rahatlıkla yavaşlarken arkadan gelen adım sesiyle durdum. Bedenime yayılan korku, gün yüzüne çıktı. Duran ayaklarım hızlanırken, koluma dolanan elle dudaklarım arasından dökülen çığlık, yankılandı boş sokakta. Korkuyla gözlerimi kapatıp, sakin kalmaya çalıştım.
"Az kaldı. Sana, bana bulaşmanın hesabını soracağım. Ve sen sürtük, benliğini kaybedeceksin!" Kulağıma dolan tehditkar sesle gerildim. Bu sesi hatırlayarak hızla gözlerimi açtım. Gözlerim önce, koluma dolanan ele ardından sahibini buldu. Bu kadın... Annemin yatağında, babamla sevişen kadındı. Damarlarımdaki korku yok oldu. Yerini, sinir ele geçirdi. Kaşlarım çatılırken, kolumu hızla kendime çektim. Kadınla burun buruna gelecek şekilde yaklaştım.
"Yediğin dayak az geldi sanırım." diyerek tısladım. Günlerce not gönderenin bu kadın olduğunu anladım. Bu kadından başka kimse, böyle boş işler yapmazdı. Buna şu anda kanaat getirdim. Yüzüne yaydığı gülümseme, sinirlerimi daha çok bozmaya başlamıştı.
"Yakında görüşeceğiz tatlım." diyerek yanımdan uzaklaştı. Bedeni, karanlık sokakta kaybolana kadar arkasından baktım. Gerçekten bu kadın delirmiş. Başımı iki yana sallayarak evin kapısına ulaştım. Kapıyı sessiz olmaya özen göstererek açtım. Evin ışıkları kapalıydı ve hiç bir ses yoktu. Sanırım babam olacak o adam odasında sızmış kalmıştı. Kapıyı aynı sessizlikle kapatarak, odama ulaştım. Işığı açarak, içeri girdim. Kapıyı ardımdan kapatarak, derin bir nefes aldım. Çok yorgun hissediyordum. Bir an önce uyumak istiyordum. Çantayı kapının köşesine bırakarak, dolaba doğru ilerledim. İçinden, geceliğimi alarak hızla üzerime geçirdim. Aynı hızla yatağa yatarak gözlerimi kapattım. Gün içinde yaşananları düşünmemeye çalışarak, uykuya daldım.
......
Gözlerimi, kulağıma dolan seslerle açtım. Seslerin ne olduğunu anımsamak için bir süre bekledim. Odada, dolanan ayak sesleri ve kulağıma dolan babamın sesiyle hızla yatakta doğruldum. Gözlerim şaşkınlıkla açılırken, babamın ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum. Dolabın kapakları açık ve içinde tek bir kıyafetim bile yoktu. Gözlerim, fermuarını kapatmaya çalıştığı bavuluma kaydı. Ne yapıyordu? Kıyafetlerimi neden toplamıştı?
"Baba? Ne yapıyorsun sen?" Diyerek yataktan kalktım. Bavulun fermuarını kapatarak bana çevirdi bakışlarını. Gözlerindeki nefret, titrememe neden oldu. Benden nefret mi ediyordu? Neden? Bir baba evladından nefret eder miydi?
"Artık senin bu evde yerin yok!" Diyerek bağırdı. Neden? Bir şey mi yapmıştım?
"Nasıl bu evde yerim yok? Neler oluyor baba?" Diyerek merakla sordum. Hâlâ bu olanlara anlam veremiyordum. Nedensiz gözlerim dolmaya başlamıştı. Belki de korkuyordum. Annemden kalan tek insanı da kaybetmekten korkuyordum.
"Kendini kime sattıysan ona gideceksin! Benim senin gibi bir kızım yok orospu!" Sözleriyle zaman durdu. Nefes almayı unuttum. Etime batan görünmez bıçaklar, canımı yakıyordu. Babam dediğim adam bana az önce ne demişti? Gözlerim dolarken, kolumdan tutulup cekiştirildim. Dış kapıyı açıp bir bez parçasıymışım gibi, bedenimi dışarı savurdu. Hareket etmekte zorluk çeken bacaklarım birbirine dolanarak yere düştüm. Gözlerimden, yere damlayan yaşla derin bir nefes aldım. Yanıma savrulan bavulun ve çantanın tok sesiyle irkildim. Yine nedenini bilmediğim bir durum daha yaşıyordum. Ve benim canım hiç yanmadığı kadar yanıyordu. Gözünü kırpmadan kızını sokağa atan bir babaya, muhtaç olmaktan nefret ediyordum. Onun canımı yakmasına müsaade ettiğim için kendime acıyordum. Ama elimden bir şey gelmiyordu. Canım çok yanıyordu çünkü annemden kalan son kişiyi de kaybetmiştim. Anılarıyla süslü olan bu evden, nedenini bilmeden kovulmuştum.
Ne yapacaktım? Nereye gidecektim? Bilmiyorum. Tek bildiğim saatlerce, düştüğüm yerde uzanıp ağlamaktı.