Sencerin anlatımı
Müjgan Hanım, Mardin’de yaşayacağım cümlesini duyduğu an elindeki kristal bardağı masaya öyle bir bıraktı ki, içindeki su çevreye saçıldı. Az önceki o mesafeli, elit kadın gitti; yerine kızını kaybetme korkusuyla pençelerini çıkaran bir anne geldi.
"Yeter!" dedi sesi titreyerek. "Esra, sen ne dediğinin farkında mısın? Tıp fakültesini bitirip uzmanlığını al diye mi biz senin üzerine titredik? Orada, o medeniyetten uzak taşların arasında, bir aşiretin gölgesinde mi çürüyeceksi? o kaba saba adamların aşiret davasına kurban gideceksin, farkında mısın?"
bana dönüp parmağını sallamaya başaldı
"Siz Sencer Bey! Kızımın aklını neyle çeldiniz bilmiyorum ama İzmir’de kurallar farklıdır. Burada duygularla değil, mantıkla hareket edilir. Esra’yı o tozun toprağın içine çekmenize izin vermeyeceğim!"
Esranın anlatımı
Annemin bu çıkışı beklediğim bir şeydi ama Sencer’e karşı bu kadar saldırgan olması damarıma bastı. Masadan hışımla kalktım. Üzerimdeki o devasa Sencer tişörtüyle, annemin o ultra modern yemek odasında tam bir aykırılık abidesi gibi duruyordum.
"Anne, medeniyet dediğin şey sadece beyaz mobilyalar ve pahalı restoranlar değil!" diye bağırdım. "Ben Mardin’de sadece bir kadının hayatını kurtarmadım, kendi hayatımın anlamını buldum. Orada bana ihtiyaç var. Asel’le beraber bir klinik kuracağız.
Annem, babama döndü: "süha bir şey söylesene! Kızın elden gidiyor, bir mağara adamının peşine takılıp çöle gidiyor!"
Babam sakinliğini koruyarak bir yudum şarap aldı, Sencer’e baktı ve sonra bana: "Müjgan, kızın artık çocuk değil. Eğer bu kararı verdiyse, sonuçlarına da o katlanacak. Ayrıca Sencer Bey'le kısa sürede konuştuk ve hiç mağara adamı gibi değil gayet modern ve aklı başında bir adam ayrıca kız evlenmeye değil mardinde çalışmaya gidiyor hem sen bir mimarsın , 'mağara' dediğin yerler bu ülkenin mirası."
Annem babamın bu çıkışıyla iyice delirdi. "Harika! Hepiniz bir olmuşsunuz! Ama şunu unutmayın..." dedi ve Sencer’in gözlerinin içine baktı: "Esra’nın buradaki hayatını, konforunu ve geleceğini riske attığın her an karşında beni bulacaksın Sencer bey Bakalım senin o aşiret gücün, benim İzmirli inadımla baş edebilecek mi?"
Sencerin anlatımı
Müjgan Hanım’ın o öfkeli bakışlarında tanıdık bir şey gördüm: bu, saf bir koruma içgüdüsüydü. Ayağa kalktım, ceketimin önünü ilikledim."Süha bey Haklısınız evlenmeye gitmiyor ama hayat ne getiri bilinmez şu kısacık zamanda Esraya çok bağlanmışım eğer isterse onun her haline talibim ve Müjgan Hanım," dedim, sesimdeki o derin tonla. "Benim hayatımda hiçbir şey kolay olmadı. Esra’yı o 'tozun toprağın' içinde el üstünde tutacağıma söz veriyorum. Ama sizin inadınız... O inat Esra’ya da geçmiş belli ki. O yüzden bu savaşı en başından kaybettiniz."
Esra’nın elini tuttum. Avucu terlemişti ama parmaklarımı sıkıca kavradı. O an anladım ki, asıl fırtına Mardin’de değil, bu şık İzmir evinin koridorlarında kopacak ..itirafım Esrayıda Müjagan hanımıda Süha beyide çok şaşırttı hepsi sus pus oldular söze giren müjagan hanım oldu" Göreceğiz sencer bey şimdi odanızı gösyereyim ve sen Esra o üstündeki çaputu hala çıkarmadınmı "
**
Herkes odasına çekildiğinde, evde ağır bir sessizlik hakimdi. Esra yanıma geldi, üstünü değiştirmişti ama hala benim tişörtüm elindeydi.
"Annem durmayacak," dedi fısıldayarak. "Yarın İzmir’in tüm nüfuzlu kişilerini, o 'ideal damat adayı' doktor Arda’yı falan eve toplar. Seni bezdirmeye çalışacak."
"Doktor Arda mı?" dedim, kaşlarımı çatarak. "Demek rakibim bir doktor..."
Esra gülümsedi, elini kalbimin üzerine koydu. "Rakibin yok Sencer. Ama Müjgan Sultan'la baş etmek için biraz 'takviye kuvvet' lazım. Ne dersin, yarın o meşhur İzmir davetine seninle el ele girip tüm o 'elit' planları yerle bir edelim mi?"
"Yarın bir davet mi var annemlerin hersene düzenlediği arkadaş toplantısı gibi birşey normalde pek denk gelmemeye çaşırım ama bu sefer olmadı ne dersin yaaplım mı annemin planını patlatalım mı"
" Hertürlü varım güzelim "
Esranın anlatımı
Müjgan Sultan’ın kaos fabrikası sabahın ilk ışıklarıyla çalışmaya başlamıştı bile. Ben daha gözlerimi açmadan evin içinde bir ordu hizmet etmeye başlamış, gümüş şamdanlar parlatılmış, en pahalı porselenler sofraya dizilmişti. Annem, dünkü yenilgisini hazmedememiş olacak ki, bugün için "stratejik imha" planını devreye sokmuştu.
Esra, tatlım," dedi annem, kapımı bile çalmadan içeri dalarak. Elinde lila rengi, ipek bir elbise vardı. "Akşam hersene düzenlediğim yaza merhaba ' daveti veriyorum. Sadece en yakın dostlarımız... Ve tabii Arda da gelecek. Biliyorsun, babasıyla beraber o meşhur özel hastaneler zincirinin veliahtı."
Gözlerimi devirdim. "Anne, Sencer burada. Arda’nın ne işi var? Ayrıca o adamdan nefret ettiğimi biliyorsun."
"Aman canım, Sencer Bey de görsün buraların havasını. Bakalım senin o 'çöl rüzgarı', İzmir’in melteminde savrulmadan durabilecek mi?" dedi ve zafer kazanmış bir
edayla odadan çıktı.
Hemen Sencerin odaya daldım üstü çıplak yatıyordu öyle hızlı giriş yaptım ki Sencer yatakta sıçradı resmen" Yuh be kızım az yavaş ne oldu ne bu telaş" Hemen gidip yataktan kaldırdım" kalk kalk git takım simokin falan al üstüne değim gibi akşam parti var dün halletim ben onu adamlarımdan biri getiri az sonra "İyi bari
**
Akşam olduğunda ev, İzmir’in en seçkin, en "burnu havada" kitleleriyle dolmuştu. Ben annemin zorla giydirdiği elbiseyle bir köşede eğreti dururken, Sencer merdivenlerden indi. Üzerinde jilet gibi siyah bir takım elbise vardı; kravat takmamıştı ama o dik duruşu, o keskin bakışları tüm o smokinli adamları bir anda gölgede bıraktı.
Tam yanıma geldiğinde, Müjgan Sultan yanında Arda ile belirdi. Arda; saçları özenle taranmış, bembeyaz dişlerini sergileyen, elinde şampanya kadehiyle tam bir "salon beyefendisi" prototipiydi.
"Esra, canım!" dedi Arda, elimi öpmeye yeltenerek. Sencer’in çene kasının seğirdiğini hissettim. Elimi hızla çektim.
Müjgan Hanım araya girdi: "Sencer Bey, tanıştırayım. Arda, Türkiye’nin en genç ve başarılı cerrahlarından biridir. Esra ile ihtisas planlarını hep beraber yapardık... Ta ki şu Mardin macerası çıkana kadar."
Arda, Sencer’e küçümser bir bakış attı. "Memnun oldum Sencer Bey. Mardin... İlginç bir yer olmalı. Ama Esra gibi bir pırlantanın orada, o imkansızlıklar içinde körelmesine gönlümüz el vermez. Müjgan Teyze ile konuştuk, Esra için burada harika bir klinik hazırlıyoruz. Sizin de taş işçiliği falan yaptığınızı duyduk, belki klinikte bir iki dekorasyon işine bakarsınız?"
Sencer, Arda’nın uzattığı eli sıkmadı. Bir adım öne çıktı, boy farkıyla Arda’nın tepesine dikildi. Sesi, partideki o hafif caz müziğini bastıracak kadar derindi " birincisi müjgan hanım biz meslektaşız beni mimar ve restorayon adı altında şirketim var ayrıca arda bey taş işçiliği zordur Sabır ister, emek ister. Ama en önemlisi, hangi taşın mücevher, hangisinin sadece kaldırım taşı olduğunu bilmek gerekir. Esra benim yanımda körelmez; aksine, o topraklarda can verir. Sizin o camdan kliniklerinize sığmayacak kadar büyüktür onun yüreği."
Annem bozulsa da pes etmedi. Sencer’i bir ara mutfağa giden koridorda kıstırdığını gördüm. Hemen arkalarındaki sütunun arkasına gizlendim.
"Bakın Sencer Bey," diyordu annem, sesi bu sefer buz gibiydi. "Dürüst olalım. Siz o kızın dünyasına ait değilsiniz. Esra burada kraliçeler gibi yaşar. Eğer onu bırakıp giderseniz, İzmir’deki o büyük restorasyon projesinin tüm ihalesini sizin şirketinize bağlayabilirim. Hatta babamın bankasından sınırsız kredi imkanı... Ne dersiniz? Bir kadının aşkı mı, yoksa bir imparatorluğun anahtarı mı?"
Sencer’in hafifçe güldüğünü duydum. O meşhur, karanlık gülüşü...
Müjgan Hanım, dedi Sencer. "Siz Esra’yı bir mal, beni de bir tüccar sanıyorsunuz. Yanılıyorsunuz. Ben Mardin’de bir kadını sevdim, o kadın benim annemi kurtardı. Sizin bankanızdaki paralar, Esra’nın bir tek gülüşünün ederi bile değil. Şimdi izninizle arkasını dönüp "müjgan hanım kralık deniz ya bizim oralarda aşiretler kral zaten Esrayı o lralığın kraliçesi yapmak istiyorum"
Tam o sırada Sencer’in telefonu acı acı çalmaya başladı. Arayan Ahmet’ti. Sencer telefonu açtığında yüzü anında kaskatı kesildi. Ben de yanına koştum.
"Ne oldu Ahmet? Konuş!" dedi Sencer bağırarak. abi annem hastaneye kaldırdık acil gelmeniz lazım