10. Evlilik Teklifi

1722 Kelimeler
"Bir ses duydum ağaçların arkasından. Kaçarken de arkama bakacağım diye-" "Dur tahmin edeyim dereye düştün!" diyerek sözünü kestim Uğur'un. Üzerine yapışan ıslak tişörtü çıkarıp suratıma fırlattığında bile ona gülmeye devam ediyorduk. Üzerini değiştirmek için çadırlardan birine girdiğinde Nisan bile tebessüm ediyordu. Biraz olsun gülümsediğini görmek iyi hissetmemi sağlamıştı. Uğur geri geldiğinde bize tirip atsa da sessizce tüm kahvaltılıkları yemesi gözümden kaçmamıştı. Kahvaltımızı ettikten sonra ortalığı toparlayıp biraz ormanda yürümeye çıkmıştık. "Zaten az önce yürüdüm neden tekrar yürüyorum." diye sızlanırken tüm ağırlığımı neredeyse Mine'ye veriyordum. Omzuna attığım elimden tutarken arada sırada beni itekliyordu. "Az önce benimle mi yürüdün sanki?" Dönüp arkama baktığımda Mustafa Uğur ile konuşuyor Nisan yine kulaklıklarıyla müzik dinliyordu. Nilay eline aldığı sopayla hevesli bir şekilde yürürken Eray da onun gibiydi. Bu gece herkesin oyalanacak bir şey bulması gerekiyordu çünkü Mine'ye evlilik teklifi ederken yalnız olmamız gerekiyordu. Eğer gitmezlerse bir yolunu bulup tek başımıza kalmamızı sağlardım ama nasıl? Daha ne olduğunu anlayamadan Mine'yle yere düştüğümüzde acıyla inledim. Doğrulmaya çalışıp Mine'ye baktığımda onu ezdiğimi fark ederek hızla toparlandım. "Özgün!" Hemen kolundan tutup onu kaldırsam da kızgın gözlerinden kurtulamamıştım. "Yürürken neden arkana bakıp duruyorsun!" Kızgınca arkamızdan gelenlere baktı ve Nisan'ı gördükten sonra gözlerinden geçen hayal kırıklığı ile toparlanıp önden yürümeye başladı. Hayır yani onu aldattığımı düşünüyor olamazdı değil mi? "Sadece bir şey düşüyordum Mine." Kalkıp üzerimi dahi silkelemeden peşinden gittiğimde arkamızdan gelen gülme sesleri sinirlerimi bozmuştu. Koşup Mine'yi belinden yakaladım. Sert çırpınışlarla kollarımdan kurtulmak için epey çaba sarf etmiş en sonunda pes ederek bana dönmüştü. "Ne düşünüyordun?" dedi cüretkâr bir şekilde gözlerime bakarken. Yutkundum ve evlilik teklifimi düşündüm. Herhalde bunu ona söyleyecek halim yoktu. "Bir şey..." diye gevelediğimde bana daha da atar yapmış ve Eray'ın yanına gitmişti. Üzgünce arkasından bakarken Mustafa gelip dizlerimi silkeledi ve yanaklarımdan tutup yukarı çekti. Ne yani şimdi gülümsemiş mi oluyordum? "Fırsat bu fırsat Özgün... Git arabadaki ışıkları al ve çadırı süsle. Biz Mine'yi oyalarız. Ayrıca şu ağaçlara asacağın notları da hallet ve gece çöktüğünde geri gel." Mustafa haklıydı belki de Mine ile kavga etmemiz şu an lehime sonuçlanacaktı. "Yardım edeyim mi?" Nisan'dan beklenmedik bir şekilde gelen bu teklife hayır demeyecektim ama bu Mine'nin bizi daha fazla yanlış anlamasına yol açabilirdi. Kafamı salladığımda Mustafa bana bol şans dileyerek sırtıma vurdu. Nisan ile beraber geri döndüğümüzde Mine'nin gözlerindeki o üzgünlüğü görmek kendimi çok kötü hissettirmişti. Geri dönüp ona her şeyi söylemek için yanıp tutuşan tarafımı susturdum ve yürümeye devam ettim. "Sence düğüne gitmeli miyim?" "Neden gitmeyesin?" Aklım tamamen Mine'de olduğu için mantıklı cevap bile veremiyordum. "Çünkü ona onu sevdiğimi söylemiştim..." Sözlerinden sonra durdum ve ona deli misin dercesine bir bakış attım. "Dedim ya bilmiyordum diye..." Bana açıklama yaparken oldukça utanmış göründüğünden dolayı kınayıcı bakışlarımı hemen geri çektim. "Gitmelisin. Hatta düğüne Mustafa ile git ki ondan vazgeçtiğini görsün. Bu şekilde artık utanmazsın." Birkaç dakika sessiz kaldıktan sonra kafasını sallamıştı. Neredeyse çadırlarımızın olduğu alana varmıştık. "Sanırım gerçekten seni hayal elçim olarak görüyorum. Tuhaf... Öyle hissediyorum." Dedikleriyle hayrete uğrayarak arabanın kapısını açtım. Torpidoda duran kartonları elime aldığımda ne diyeceğimi şaşırmış bir halde ona baktım. Yorgun ela gözleri gerçekten doğruyu söylüyor gibiydi. "Elbette öyleyim. Ve hayal elçisi olmaktan kurtulduğumda kendini dünyanın en mutlu insanı gibi hissedeceksin." Alaycı bir gülüş belirmişti dudaklarında. Hadi oradan dercesine omzumdan ittiğinde "Sanırım biraz uçtum." diyerek güldüm. Açıkçası Hayal'den sonra biraz değişmiştim ama tamamen iyileştiğimi söylemek güçtü. "Notlara ne yazacağız?" Torpidodaki kalemleri alıp birini Nisan'a verdim. Oturup Nisan ile not yazacak olmak tuhaf hissettiriyordu. Bu tür bir şeyi daha doğru düzgün tanımadığım bir insanla yapacak olmaktan dolayı gerilmiştim. "Güzel şeyler." "Çok açıklayıcı oldu gerçekten!" Diyerek derin bir nefes aldığında düşünmeye başladım. Evet güzel şeyler yazacaktık bence gayet açıklayıcı olmuştu. "Sen o kâğıtları bana versene. El yazısı farklı olmasın." Kartonları elinden aldığımda bana inanılmazsın dercesine baktıktan sonra ışıkları eline aldı. Çadırın yanına gittiği anda kartona ne yazacağımı düşünerek dudağımı ısırdım. Bu kadar plansız bir planlı evlilik teklifi de benden beklenirdi doğrusu. *** Mine'nin ağzından Gece çökmüş yıldızlar parlamaya başlamıştı. Özgün hala yanımıza gelmemişti ve içimdeki o kötü his sabahtan beri peşimi bırakmamıştı. Eray yanımda düşen suratımı eski haline getirmek için şebeklikler yapıyordu. Üstelik tuhaftı ki ne zaman Özgün'e hakaret etsem öyle deme diyordu bu beni daha da sinirlendiriyordu. Önünde durduğumuz derenin karanlık sularına baktıkça boğuluyormuş gibi hissettiğimde kafamı kaldırdım. Nisan ile bir şeyler yaşıyor olması imkansızdı ama yine de kötü hissediyordum. Gözlerimdeki anlamsız yaşlara sinirlenerek yanıma baktığımda Eray'ın burada olmadığını görmüştüm. Yerden kalkıp arkama döndüğümde diğerlerinin de gitmiş olduğunu görerek şaşkına uğramış ardından yerde parlayan şeyi fark etmiştim. Küçük bir el feneri yanımdaki ağacın önünde duruyordu. "Harika! Özgün yetmedi şimdi bir de siz mi?" Hayrete uğrayarak yerdeki küçük feneri aldım. Fenerin önüne yapıştırılmış küçük kağıdı fark ettiğimde merakım zirvedeydi. Ağaca bak. Yazıda denen şeyi yapıp feneri ağaca tuttum ve ağacın üzerine yapıştırılmış beyaz kartonu gördüm. Aptal olma! Seni aldatmıyorum! Şimdi çaprazındaki ağaca bak. Yapıştırılmış kartonu alıp çaprazında duran ağaca baktım. Kalbim ağzımda atıyordu. Bana sürpriz yapmak için mi hazırlamıştı yoksa tüm kamp işini? Benim ne kadar sinsi olduğumu falan mı düşünüyorsun yoksa şu an? Gülümseyerek o kartonu da elime aldığımda diğer notu bulmak için üç ağaç ilerlemiştim. Tuhaftı ki ağaçların arasında tek başıma olmaktan korkmuyordum. Özgün'ün notları onu yanımda gibi hissetmemi sağlıyordu. Devam et. Ayrıca söylemeden edemeyeceğim bana sinirlendiğinde çok güzel görünüyorsun. Bir ağaç atla. Kartonda yazılanları okudukça suratımdaki tebessüm artıyordu. Sen ki! Dünyanın en muhteşem kızı beni kabul ettiğin için sana müteşekkirim! İki ağaç atla. Gözümden bir damla düştüğünde hızlıca onu sildim ve kartonu ağaçtan çıkardım. Seni seviyorum. Yazan Uğur. Kaşlarımı çatmış bir halde kartonda yazanı okurken hemen altına yapıştırılmış bir kağıt daha görerek hızla onu çektim. Kaşlarını çattığını biliyorum. Hahaha şakamın iğrenç olduğunu da biliyorum. Tabi ki seni ben seviyorum. Öyle bir şey olduğunda Uğur'a ne yapacağımı en iyi sen bilirsin. Beraber kaldığımız o soğuk geceyi hatırla. Nasılda dövmüştüm onu ama... Kaptırdım kendimi her neyse yazan Şapşik. Üç ağaç atla. Sesli bir kahkaha attığımda üç ağaç ilerlemiştim. Şöyle bir şey mi yapsak diye düşündüm. Sen dört ağaç daha ilerlesen sonra o son ağacın üzerinde yazan notu eline alsan ve önünde ben olsam... Heyecanla nefes almaya çalıştığımda tüylerimin diken diken olduğunu hissederek yutkundum. Dört ağaç atladığımda gözyaşlarım akmak için direniyordu. Son ağacın önünde durup gözlerimi sildim. Kartonun üzerinde yazan yazıyı gördüğümde ağzım açık kalmıştı. Benimle Evlenir Misin? *** Özgün Mine yazıyı okuduğunda gözlerinde biriken tüm damlalar yanaklarına doğru süzülmüştü. Kendine gelmeye çalışarak yavaşça bana döndüğünde kalbimin sesi geceyi susturmuştu. Ellerimin uyuştuğunu dizlerimin boşaldığını hissediyordum. Evet diyeceğini bilsem dahi içimdeki o huzursuz his tırnaklarımı etime bastırmama neden oluyordu. Tamamen bana döndüğünde önünde dizlerimin üzerine çöktüm. Şaşkına uğramış bir halde ellerini ağzına kapadı ardından ağlamaya devam etti. Bu kadar çok ağlayacağını tahmin etmemiştim. Belki de az önce onu kızdırdığım için duyguları bu kadar karmakarışık olmuştu. "Benimle evlenir misin?" Diyerek yüzüğü çıkardım. Yüzük bir an tamamen aklımdan uçup gitse de daha sonra hatırlamıştım. Alnımdan süzülen ter damlasının gittiği yolu dahi hissederken diken üzerinde vereceği cevabı bekledim. Gözlerini silip bir bana bir de yüzüğe baktı. Gözlerinden geçen bir sürü ifade vardı ve hiçbirine yetişecek hızım yoktu. "Evlenirim..." demişti bana asırlar gibi süren bir süre sonunda. Fısıldamış olsa bile sesini duymuştum. Gözlerimi kapatıp sıkıca bastırdığımda içimde tuttuğum nefesi dışarı verdim. Kabul etmişti... Ayağa kalkıp kutunun içinde duran yüzüğü çıkardım. Elini tutup yüzüğü parmağına takmaya çalıştığımda zorlanmıştım. Ellerimin titrediğini yeni fark ediyordum. Bir gün bunu yapacağım aklımın ucundan bile geçmezdi... Diğer eliyle elimi tutup titrememi önledi ve gözlerimin içine bakarak yüzüğü parmağına geçirdi. Güzel yüzündeki gülümsemeyi uzun süre unutamayacaktım. Daha fazla dayanamayarak ona sarıldığımda bana sıkıca tutundu. Kalp atışlarımız birbirine öyle uyumlu atıyordu ki... Her şeye rağmen Mine ile tanışmış olmam hayatımın dönüm noktasıydı. Ondan ayrılıp elinden tuttum. "Gelsene çadırımıza bir bak!" Sevinçle onu elinden çekerken gülümsememi engelleyemiyordum. İçim içime sığmıyor vücudum ateşler içinde yanıyordu. Beş yaşındaki bir çocuk gibi şen şakraktım. "İnanamıyorum. Tüm bunları sen mi düşündün?" Çadıra bakıp bunları söylediğinde ona kırılmış bir bakış attım. Çadırın etrafındaki sarı ışıklar ortamı hiç olmadığı kadar romantik bir hale getirmişti. Mustafa ve Uğur yanlardan fırlayarak geldiğinde neye uğradığımı şaşırarak ikisine baktım. Gelmemeleri gerekiyordu. Ellerinde tuttukları sandalyeleri çadırın önüne koydular ve ardından önünde duran taşları bir araya getirdiler. Hayretle ne yaptıklarını seyrediyorduk özellikle de ben. Hayır yani evlenme teklifimi mahvetmeye falan uğraşmıyorlardı değil mi? Taşların arasına odunları dizdikten sonra Mustafa beni Uğur ise Mine'yi çekiştirip sandalyelere oturttu. Daha sonra ellerimizden tutup tekrar el ele olmamızı sağladıktan sonra Mustafa odunları tutuşturmuştu. Bir tiyatroyu seyrediyormuşçasına onları izlerken tebessüm ettim. Sanırım bana yardım ediyorlardı... Bugün ki sürpriz sadece Mine'ye değil bana da yapılmıştı. Önümüzde duran kahvelere baktığımda Nisan'ı gördüm. Elinde tuttuğu iki kupayı bize uzatırken şaşkınca kahvelerimizi aldık. Mine de en az benim kadar hayrete düşmüş bir halde izliyordu olanları. Üstelik kahve kupaları geçen sene doğum günümde aldığım kupaydı. Sanırım bir tane de Mine için yaptırmışlardı. Onlar gerçekten inanılmazdı. Nilay ateşin karşı tarafına geçip arkasında tuttuğu şeyi açığa çıkardığında bir kez daha şaşırdım. "Bunu unutmak ayıptır Özgün. Al şu gitarı." Bu aklıma gelmemişti doğrusu. Nilay gitarı getirip kucağıma koyduğunda kahvemden bir yudum aldım. Havalar sıcak olsa dahi geceleri esiyordu ve soğuk olabiliyordu. Arkamıza atılan ince battaniyelere baktığımızda Eray'ı görmüştük. Tüm ekip bizim evlenmemiz için mi uğraşıyordu yoksa dostları olduğum için bana iyilik mi yapıyordu emin değildim ama hayatımın en güzel günlerinden birini yaşadığımı biliyordum. "Gülümseyin!" Nilayın fotoğraf makinesi iş başındaydı. Mine ile kahvelerimizi tokuştururken, Mine ile birbirimize gülerken, Mine yanağımdan öperken... Bir sürü fotoğraf çekinmiştik. Nilay'ın poloroid kamerası fotoğrafları anında çıkarıyordu. Fotoğrafları istediğimde geri kaçarak sinirlerimi bozmayı yine başarmıştı orası ayrı. "Nilay bir baksaydık ya!" Mine dahi isyan ettiğinde Nilay çadırın içinde bir şeyler karıştırdıktan sonra geri dönmüştü. Elinde tuttuğu kutuyu bize uzatırken sevinçten gözleri parlıyordu. "Size evlilik hediyem! Devamı gelecek bu arada!" Şaşkınca kutuya elimizi uzattık. Kutuyu kucağına koyan Mine kapağını kaldırdığında gülümseyerek resimlere bakıyordu. Mine'nin ağaçlara bakarken takındığı tüm yüz ifadeleri kutunun içerisindeydi. Nilay yine gizlice fotoğrafımızı çekmekte gerçekten bir numaraydı. Ayrıca sadece bugüne özel fotoğraflar da değildi. Ona doğum günü sürprizi hazırladığım zamanlardan fotoğraflar da vardı. Mine fotoğrafa bakarken bir anda ayağa kalktığında ona baktım. Sakladığı fotoğrafı görmek için kalktığımda benden uzağa gitmişti. O fotoğrafın içerisinde ne vardı? Mine'nin peşinden gittiğimde fotoğrafı saklamak için elinden geleni yapmıştı. "Ne var o fotoğrafta?" "Görmesen de olur!" "Mine verir misin merak ettim." "Yaklaşma yırtarım!" Ellerimi havaya kaldırarak teslim oldum dercesine ona baktığımda fotoğrafta ne olduğunu delicesine merak ediyordum. Arkasında sakladığı fotoğrafı Nisan çekip aldığında ona bir beşlik çakmıştım. "Nisan!" Mine bağırsa bile Nisan fotoğrafı bana vermişti. Bu da neydi böyle? Önce kaşlarımı çatmış ardından bunun gerçek olduğunu öğrendiğim için yutkunmuştum. Mine ile gözlerimiz birbirine kilitlendiğinde masumca gülümsemişti. O gerçekten inanılmaz biriydi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE