1843
Castle Comb
"Leon! Koşma düşeceksin! "
Grace saatlerdir küçük oğlunun ardı sıra koşmaktan dolayı yorgun düşmüşcesine derin bir nefes aldı.. Henüz dört yaşında olmasına rağmen oldukça hareketli olan oğlu şimdiden kendisini peşinden koşturuyordu. Biraz daha büyüdüğünde Tanrı ,Grace'in yardımcısı olsundu.
"Yine mi banyo ?"
"Ah ...Bay Gerald. Nasıl olurda her seferinde elimden kaçmayı beceriyor anlamıyorum, " Grace'in memnuniyetsiz ifadesi bu kadar komik olmasaydı eğer Bay Gerald ciddiyetini koruyabilirdi fakat küçük yaramaz annesine kök söktürüyor olmalıydı.
"Grace ... Bana Johnson demen yeterli ya da sadece Leon gibi John diyebilirsin. Bunu sana sürekli hatırlatmamı istiyorsan eğer bunu tartışmaya açabiliriz "
Grace onca zaman kendisine destek olan doktoruna minnetle baktı. İlk hamile olduğunu öğrendiginden bu yana ailesinden sonra tek dayanağı olmuştu. Hamilelik döneminde sürekli ziyaretine gelmesi ,hem kendisi hemde Leon'un sağlığıyla ilgilenmesi yetmiyor gibi hamilelikten sonra da oğlu Leon'un bütün ihtiyaçlarına yardım etmiş ve her anında yanında olmuştu. Üstelik tüm bunlara rağmen bunca zaman tek bir kere şikayet ettiğini hatırlamıyordu. Bu nedenle Bay Gerald Grace için çok özel biriydi.
"Üzgünüm sadece alışkanlık ,"
"Fark edebiliyorum. " Doktor Johnson bir süre küçük bacaklarıyla uzaklaşmaya çalışan Leon'u izledi. "Sence dönmesi ne kadar sürer?"
"Emin değilim. Banyo yapmaktan hoşlanmıyor. Bir kokarca gibi koktuğunu söylemem onun için yeterli değil ," Grace de uzaklaşan oğluna diktiği gözlerini kısarak fazla uzaklaşıp uzaklaşmadığını kestirmeye çalışıyordu. Kendisi bu kadar banyo yapmayı severken oğlunun kime çektiğine anlam veremiyordu.
"Sanırım babasına benziyor ," Doktor Johnson Grace'in düşündüklerini anlamış gibi cevap verdiğinde söylenmemesi gereken şeyler söylediğini fark ederek sustu. Çünkü Grace'in yüzünde oluşan hüzün bütün Castle Combe'u yasa boğabilirdi. "Üzgünüm ,"
"Senin suçun değil . " Topuzundan kurtulan bir tutam saçı kulaklarının arkasına itti ."Ben... hala atlatabilmiş sayılmam," Grace buğulanan gözlerini elleriyle sildiğinde gülümsemeye çalıştı. "Ama eskisinden iyiyim ,"
"Beni Leon'la karıştırıyorsun Grace. Iyi olmadığını görebiliyorum, "
"Her zaman daha iyi olduğuma kendimi inandırırsam iyi olacağımı söylerdin, "
" Çünkü inanmıyorsun ," Johnson aradan geçen zamanda Grace 'in sesi olmuştu. Ne hissettiğini ya da neye üzüldüğünü en iyi o bilirdi belki.
Grace gülümsemesini genişleterek "Beni ,benden daha iyi tanıdığını düşünüyorum,
"Tanıyorum da, " Johnson da Grace 'e gülümserken aslında Grace'e gülümsemenin ne kadar yakıştığını düşünüyordu. Henüz yirmi üç yaşında olmasına rağmen yaşından daha olgun bakışları güldüğü zaman daha genç parıltılar saçıyordu.
"Daha sık gülmelisin ,"
"Söz vermeyi sevmediğimi biliyorsun," Grace fırsat buldukça kendisine iltifat eden Johnson 'a bir kez daha gülümserken "Neden sen Leon'u getirmiyorsun? Seni gördüğü anda koşarak geleceğine eminim ," dedi . Son sözlerinden sonra alaycı bir üzüntüyle dudaklarını sarkıttı.
Johnson Grace 'in bir anda somurtan yüzüne bakarak "Oğlunuzu benden kıskanıyor musunuz Bayan Catelin? " diye sordu.
"Sadece ... yani bazen seni benden daha çok önemsediğini düşünüyorum. Tanrı aşkına dokuz ay karnımda taşımam hiç bir anlam ifade etmiyor ,"
"Ah...Grace . Oğlunun ne istediğini gayet iyi biliyorsun . Ve benim de bu konuda olan tavrımı."
"Tekrar başa dönmek istediğimi sanmıyorum. " Grace her seferinde konunun buralara gelmesinden duyduğu huzursuzluğunu belli etmekte geri durmadı. Elbette Leon 'un ne istediğini gayet iyi biliyordu. Babasına olan özlemi her geçen gün artarken oğluna daha ne kadar yalan söyleyebileceğini kestiremeyerek derin bir soluk verdi. Üstelik John'a olan bağlılığı baba özleminden başka bir şey değilken bir de yersiz kıskançlık yapması haksız oluşuna katkıda bulunuyordu.
"Oğlunun isteklerine önem vermelisin."
"Oğlum çok fazla şey istiyor. "
"Oğlun her çocuk gibi hakkı olanı istiyor. Üstelik henüz dört yaşında. Kaç yaşına kadar yalan söyleyeceksin?"Johnson Grace'in ketum tutumuna anlam veremiyordu. Her konuda ılımlı olan Grace söz konusu Leon ve babası olunca bir keçi kadar inatçıydı.
"Gerektiği kadar ,"
"O bir dük varisi Grace ... "
"Oğlunu istemeyen bir dük varisi!"
"Tekrar konuş , "
"Anlamıyorsun. Henüz hamileyken Margaret bir çocuğu olacağını ona bir mektupla iletti. Bu da yetmezken ikinci kez de kapısına kadar gitti . Fakat lanet adam Margaret 'ı kapıdan kovmaktan başka bir şey yapmadı. "
"Bir mektupla ya da Margaret ile olacak bir iş değil. Ortada bir çocuk var ,"
"Beni tanıyacağını bile sanmıyorum, " Sonlara doğru sesi kısılan Grace Leonard için herhangi bir kızdan farklı olduğunu sanmıyordu. Gelip geçici bir hadiseydi onun için . Hem çıkıp ne diyecekti? Nasıl inandıracaktı kendi çocuğu olduğuna?
"Neden olmasın ? Oğlun için Grace...
Burda zar zor geçinirken onun hakkı olan imkanlardan uzak tutuyorsun."
"Johnson..." Grace'in sesi acı çeker gibi çıkmıştı."Bu konuyu bir daha açmamak üzere kapatmanı istiyorum . Lütfen ..."
"Ama...."
"Lütfen.. "Grace Johnson'un ısrarlarına bir son vermesi için uyarırken oldukça ciddiydi.
"Peki . O halde . Gidip Leon'u getireyim ,"
Johnson Grace'e laf anlatmanın uçmaktan daha zor olduğuna karar vermişti. Onun hana doğru gidişinden sonra başını sallarak Leon'un olduğu yere yürümeye başladı. Grace'in inadını bir kere kırabilseydi her şey çok daha güzel olacaktı.
"Leon!"
"John amca!" Johnson küçük çocuğun koşarak kendi adını yaşının getirdiği ölçüde söylemesine gülümseyerek kollarını açtı. "Gel bakalım ufaklık ,"
Küçük çocuk kollarına atıldığında onu havaya kaldırarak kucağına yerleştirdi. "Anneni yine kızdırmışsın,"
"Banyo yapmam konusunda çok ısrarcı, "
"Ve sende yapmamak konusunda ,"dedi Johnson hana doğru yürürken . Sesi sitemli olsa da yüzündeki gülümseme tam aksini işaret ediyordu. "Seninle bu konuyu konuştuğumuzu hatırlıyorum, "
"Banyo yapmaktan nefret ediyorum ," Leon kollarını küçük bedeninin el verdiği ölçüde birbirine doladı.
"O halde kirli ve pis kokan bir çocuk olmak istiyorsun? "
"Arwin dedem , pis kokmadığımı söylüyor ," dedi Leon hanın arka kapısından içeri girerken.
"Arwin deden çok biliyor. Bütün bu yaygaranın o yaşlı bunak yüzünden koptuğunu biliyordum, " Margaret söylenerek elindeki örgüyü masaya bırakıp ayağa kalktığında Grace ve Johnson birbirine bakıp gülümsedi.
"Yine adımın ağızlarınızdan eksik olmadığını görüyorum ," Arwin üstündeki tozları silkeleyerek içeri girdiğinde Margaret Tanrı'dan yardım istermiş gibi kafasını yukarı kaldırdı.
"Yaşlıyım diye geçiniyorsun ama bir tilki kadar iyi duyuyorsun . Leon'a kirli olmadığını söylediğin için banyo yapmak istemiyor, "
Arwin Johnson un kucağında duran Leon'un alnına bir öpücük kondururken "Ben ona kirli olmadığını söylemedim. Sadece pis kokmadığını söyledim ," dedi ve Leon'a göz kırptı.
"Tanrı , burnunun koku alma yetisinden alıp kulaklarına eklemiş olmalı. Bir kokarca kadar kötü kokuyor. "
Grace ikisinin atışmasından ne kadar hoşlansa da Leon'u bulmuşken banyo yaptırmayı geciktirmek istemeyerek ayaklandı. Johnson gider gitmez tekrar kaçacağına emindi. "Hadi bakalım kokarca gidip banyo yapalım,"
"Ama John amcam daha yeni geldi. " Leon suratını astığında Johnson "Henüz gitmeye niyetli değilim . Hadi ufaklık annenin sözünü dinle ," diyerek Leon'u Grace'in kucağına verdi.
"John amcanın kokundan zehirlenmesini istemeyiz ," diyen Margaret herkesi bir kez daha güldürürken Grace yüzünde kocaman bir gülümseme ile Leon'u alıp üst kata çıkardı.
Ailesini mutlu görmek bu hayatta istediği tek şeydi. Ve onları böyle görmek için oldukça çaba sarf etmişti . Şimdi ise çabalarının boşa gitmemiş oluşu en azından hayatında yolunda olan bir kaç şeyin var oluşuna sevinmesini sağlıyordu. . Kolay değildi hiçbir şey. Ama imkansız da değildi. Bu evdeki düzeni kurmak Leon'un peşinden koşmaktan daha zor olmuştu Arwin'le araları ancak Leon dünyaya gelince düzelmişti. Ilk zamanlar yine de yüzü gülmese de gizli gizli Leon'u sevişine şahit olan Grace amcasının yumuşayacağına emin olmuştu ki zaten çok geçmeden araları eskisinden daha iyi hale gelmişti.
Margaret ise Leonard'ın evinden kovulmasını hala hazmedemiyordu. O günden sonra da dükün ismi söz konusu dahi olmamıştı.
Fakat aynı şey kendi buhranı için geçerli değildi. Her gece ... ama her gece Leonard'lı hayaller kuruyordu. Oğlunu kucağına alışını seyrederek gülümsüyor kendisini sevdiğini söylediğinde sarıldığını hayal ediyordu.
Hayalleri bu kadar güzelken gerçek hayata dönmeyi reddediyordu. Dönüşü acı ve kederli koca bir zaman dilimiydi.
Tekrar akşam olmasını iple çekiyor ve yine mutlu olduğu saatlere yolculuk yapıyordu. Uyumadığı yahut hayal kuramadığı gecelerde ise Leonard'a öfkesini kusuyordu. Kendisi bu kadar acı çekerken onun rahat yatağında huzurlu bir uykuda oluşu bir cam parçası gibi kalbini yaralıyordu. Sonra damlayan kanlar boğazında birikiyor Grace'e kan kusturuyordu.
Tüm bunlara rağmen Grace oğlu için her şeye göz yumuyordu. Bir ay ışığı gibi karanlık hayatını aydınlatmış, gülüşüyle yaralı kalbinde çiçekler açtırmıştı.
Tüm bu yaşananlara rağmen kuru bir dal parçasından yeni bir orman yaratmıştı oğlu. Grace bütün göz yaşlarını oğlu için, kendi içine akıtmış onun yanında bir kez bile ağlamamıştı . Nasıl ağlardı? Içinde kıyamet koparken oğlunu da bu kıyamette kaybetmeye nasıl dayanırdı?
"Babam mektubumuza cevap yazmamış mı anne ?" Oğlunun seslenişi düşüncelerini bölerken gülümsemeye çalıştı. "Yarın elimize ulaşırmış,"
Oğlunun sevincini izlerken ona yalan söylemenin verdiği buruklukla iç çekti. Babasını ilk sorduğu günden bu yana oynadıkları bu oyun hayatının bir parçası haline gelmişti. Oğluna babasının çalışmak için ayrıldığını söylediği günden bu yana . ..
Her hafta bir mektup yazıp cevap bekledikleri zamanlarda daha çok ağlardı Grace. O mektuplara kendi cevap verirken duyduğu hüzün mü daha fazlaydı yoksa mektubu okurken oğlunun yüzündeki mutlu ifade mi bilmiyordu.
Fakat bildiği tek şey bunun uzun sürmeyecek oluşuydu. Gün be gün artan korkularının bir sebebi olmalıydı.
Oğlunu durulayıp küvetten çıkardığında bunu sonra düşünmeye karar verdi. Üzerini giydirdiğinde saçlarına kondurduğu buseyle birlikte "Şimdi uyuma vaktin ."dedi.
"Ama John amcam beni bekliyor ," Leon annesin yatırdığı yataktan itiraz ederek ayaklanırken Grace onu tekrar yatırarak "John amcan yarın da gelebilir. Ama küçük çocuklar uyumak zorunda ," dediğinde
"O zaman ona yarın gelmesini söyle, " diyen Leon tüm gün koşturmaktan yorulan bedenini yatağa bıraktı ve gözlerini kapatırken Grace'in onaylayan cümlesini duymamıştı bile.
***
Yağmurlu bir gecenin baskın havasında yatağında sıçrayarak uyanan Leonard bir kaç zamandır her gece gördüğü bir çift okyanus mavisi gözün etkisinde kalmıştı yine.
Uzun süredir gördüğü kabuslar uykularına zehir gibi damlarken kendisini bu kadar huzursuz eden gözlerin sahibini hatırlayamıyordu fakat etkisi gün boyu kendisini esir ediyordu.
Yerinden gerinerek doğrulduğunda henüz güneşin doğmadığını fark ederek ayaklandı. Sadece bir kaç saat uyduğunu anlayabiliyordu. Yinede tekrar uyuması için doktorunun hazırladığı tatsız ilacı içmeyecekti.
Pencereye doğru yürüyüp alacakaranlık olan geceyi süzdü.
Bazı zamanlar içinde hissettiği hiçlik nefes almasını zorlaştırıyordu. Aklından çıkmayan derin mavilikleri gördüğü her seferinde aynı hissi yaşamaktan yorgun düşmüştü. Kimdi?
Bu kadar etkileyici bakışların sahibini unutmuş olması yeterince garipken rüyalarından uyandığında yanında olmasını beklemesi oldukça tuhaftı.
Belkide tüm bunlar evlen diyerek baskı annesi ve Teyzesi Farah yüzündendi kim bilir ?Her ziyaret edişinde ağız birliği etmişcesine aynı kızları övüyor , aynı balolara gelmesi için ısrar ediyorlardı. Ki gerçekten anlaştıkları ortadaydı.
Teyzesiyle arasını düzeltmiş olması bu konuda annesiyle birlik yapması anlamına gelmiyordu. Üstelik henüz Castle Combe'daki arazileri alamamıştı. Beş yıldır teyzesini ikna etmek için her ay ziyaretine gidiyordu fakat teyzesinin ben ölmeden arazileri almanın tek yolu evlenmen adlı nutkunu dinliyordu.
Neyseki bu hafta Castle Comb'a iki aylık tatile gidiyordu. Bu da iki ay boyunca ziyaret etmek zorunda olmayacağı ve evlilik tiradı duymayacağı anlamına geliyordu. Keşke annesini de göndermenin bir yolunu bulabilseydi.
Tekrar yatağına oturduğunda uyku dedikleri zımbırtının kendisini ziyaret etmeyeceğini fark ederek tekrar ayağa kalktı. Uyumaması en iyisiydi.
Yapması gereken işler uyumakla halolacak cinsten değildi. Yalnızca bir kaç ay önce Amerika'da ticari malları için satış standı açmıştı ve onunla ilgili gerekli evrakları imzalayıp göndermesi gerekiyordu. Ayrıca çiftliklerinden birinde gerçekleşen yangında yaralanan işçileri görmesi gerekiyordu. Çalışanlarının güvenliği her şeyden önce gelirdi. Kimsenin hayatını riske atmak istemediği gibi zor durumda kalmalarına sepep olamazdı.
Üzerini giyinmek için dolabına doğru yürüdü. Yardımcısı Adam uyuyor olmalıydı. Zira uyanır uyanmaz odasında bitiveriyordu.
Gülümsedi.
Bir eşi olsaydı eğer muhtemelen Adam kadar sadık olamazdı .
Pantolonunu ve gömleğini üzerine geçirip odasına sadece bir kapı uzaklıktaki çalışma odasına yöneldi.
Yaklaşık üç saat aralıksız çalıştığında ancak güneş doğabilmişti. Kapısının çalınışından yardımcısının geldiğini anlayarak gülümsedi. Kafasını önündeki kağıtlardan ayırmayarak "
İçeri gir Adam ," dedi .
Adam elinde kahvaltı tepsisiyle içeri girdiğinde "Günaydın efendim. Kahvaltınızı odanızda yaparsınız diye düşündüm ," diyerek efendisine yaklaştı.
"İyi düşünmüşsün, lütfen masaya bırak ,"
"Son zamanlarda daha erken uyanıyorsunuz, umarım rahatsız değilsinizdir," Adam efendisinin her zaman dakik olduğunu biliyor ve kendi saatlerini ona göre ayarlıyordu. Fakat son zamanlarda erken uyanan düke ayak uydurmak biraz güçleşmişti.
Leonard başını kaldırarak yardımcısı Adam'a gözlerini dikip gülümsedi . "Çok düşüncelisin Adam , öyle ki annemi aratmıyorsun,"
Adam'ın kızaran yüzü Leonard'ın gülümsemesini arttırırken kendi gülümsemesine yabancı olduğu gerçeğini fark ederek toparlandı. "Endişen için teşekkür ederim Adam. Gayet sağlıklıyım." Başını tekrar önündeki kâğıtlara indirip son kontrolleri yaptığında gözüne çarpan ufak bir dengesizlik gözlerini tekrar Adam'a çevirmesine neden oldu. "Bugünkü programımızda ne var ?"
Adam her zamanki alışkanlığı olduğu bariz belli olan bir şekilde boğazını temizleyerek " Bilbury kasabasındaki çiftliğinizde çıkan yangında hasar kontrolü yapmak için öğle saatlerinde bir araba ayarlamamı söylemiştiniz."
"Peki ya öğleden sonra ?"
"Şey..." Adam bir kaç kere öksürerek devam etti "Barones Felton'u ziyaret edecektiniz efendim ."
Leonard kısa bir süre düşündükten sonra "Barones'e bir mektupla gecikeceğimi haber ver," dedi ve önündeki kağıtları toparlarken devam etti ," Collin'e de haber ver arabayı hazırlasın,"
Evrakları çantasına yerleştirip odasına geçen Leonard gündelik giysilerini çıkarırken oldukça düşünceliydi. Yurt dışına ticaretini kolaylaştıran üç tane gemiye sahipti. Ve her ay yurt dışına gönderilecek malların kontrolünü kendi yapardı. En son beş sene önce devraldığı geminin yükünde gözle görülmesi zor fakat yapacağı yatırım için büyük bir eksiklik vardı. Önceki dosyaları incelediğinde son üç aydır bu aksaklık devam ediyordu. Şimdiye kadar gözünden kaçmış olması işini daha da zorlaştırıyordu. Geminin kaptanının bundan haberdar olup olmadığı ise şu an öğrenmek isteyeceği bir sorunun cevabıydı.
Üzerini değiştirip aşağı indiğinde arabanın hazır olduğunu görerek sevindi. En azından birileri işini düzgün yapıyordu.
Arabacısı Collin'e yaklaşıp "Limana," diyerek arabaya bindi.
...
"Bunu bana açıklayın Bay Bailey. Derhal !"
Leonard masaya serçe bıraktığı dosyaları gösterirken öyle öfkeliydi ki bütün hırsını karşısında iki büklüm olmuş adamdan çıkarmamak için kendisini epey zorluyordu. Adamın önüne attığı dosyalara korkuyla bakışı bu olanlardan haberdar olduğunu gösteriyordu. Bu daha çok sinirlenmesine neden olurken bu adamı kovmak için sadece akla yatkın bir açıklama yapmasını bekliyordu.
"E-efendim ben onlara söyledim," Geminin kaptanı olan Bay Bailey dükün öfkesini üzerine çektiği için can güvenliği konusunda oldukça endişeliydi. Zira karşısında bir dev gibi duran adam dakikalar geçtikçe daha da büyüyormuş gibi geliyordu gözüne.
"Ağzınızda gevelemek yerine bana bir açıklama yapmanız yararınıza olacaktır, "
Tehdidi alan kaptan yerinde olabildiğince doğrularak söze başladı ," Ü-üç ay önce bir kaç adam geldi. İhraç ettiğimiz malların göze çarpmayan bir kısmına el koyacaklardı. İtiraz ettim fakat tehdit edildim efendim ,"
"Ve bana haber vermek aklınızın ucundan geçmedi ?" Leonard'ın şüpheli sorusu adamı afallatırken yüz ifadesinden her şey anlaşılıyordu. " Bu işte kârınız olmadığı konusunda bana herhangi bir gerçekçe verebilir misiniz Bay Bailey?"
Bir süre adamın cevap vermesini bekleyen Leonard bir açıklama gelmemesi üzerine "O halde beni iyi dinleyin. Sizi bir daha
İngiltere sınırlarında dahi görmek istemiyorum. Bir haftanız var fakat gitmeden önce sizinle iletişim halinde olan kişilerin isimlerini istiyorum. Tek tek .. " Elini yumruk yapıp masaya bıraktığında yalana yer olmadığını açıkça ifade ediyordu.
Kaptan önce Leonard'ın eline sonra ise yüzüne baktığında açık tehtidi görebiliyordu. Benimle oyun oynama diyen bakışları bile ürkmesine neden olmuştu. Bunun haricinde karşındaki sıradan bir dük değildi. Kraliçeden sonra ülkenin en önemli adamlarından bir tanesiydi. Onunla şaka olmayacağını daha öncede biliyordu fakat gelen adamlarla işbirliği yapmak oldukça cazip gelmişti. Yapılan kardan yüzde on teklif etmişlerdi ki bu, bir yılda kazanabileceği paraya denkti. Fakat üç aydır kimle muhattap olduğunu dahi bilmiyordu. O , malları istedikleri gibi geminin arka kısmına bırakıyor ve sabaha karşı bıraktığı yerde bulunan zarftaki paraları alıyordu. Doğruyu söylerse belki dükün insaflı tarafına denk gelebilirdi . "Bilmiyorum. Ben istedikleri malları açıkta bırakıyorum ve onlar gelip alıyordu. Isimlerini defalarca sormama rağmen bir cevap alamadım. "
Leonard her ne kadar adama güvenmese de onaylayarak ayağa kalktı. "Size sadece bir hafta veriyorum. . Adamlarım sizi izliyor olacak ," diyerek odadan çıktığında arkasında korkuyla bakan bir çift göz bırakmıştı.
***
"Ne düşünüyorsunuz ekselansları," Barones Felton yatakta biraz hareket ederek üzerindeki örtünün kaymasını sağlarken doğalmış gibi davranmaya çalışsa da Leonard onun bu hareketine burun kıvırmaktan başka bir şey yapmamıştı. Şimdiye kadar bir çok kadınla birlikte olmuştu fakat Barones Felton kadar yapmacık ve samimiyetsiz bir kadın daha görmediğine emindi. Şayet bu kadar alımlı olmasaydı Leonard asla ona katlanamazdı.
Çünkü Barones Felton uzun bacakları, beyaz teni, kızıl kıvırcık saçlarıyla tam bir afetti. Kafasının içinde bir beyin olduğunu söyleyemezdi fakat vücut ölçüleri yeterince gösterişliydi. Yine de Leonard bir şeylerin eksik olduğunu her zaman hissediyordu.
Sadece Barones Felton için değil bundan önce beraber olduğu metresleriyle arasında olan dev uçurum birlikteliklerinden aldığı zevki köreltiyordu. Ancak Baronesin hareketlerine bakılırsa bu durum onun için geçerli değildi.
Başını Baronese doğru çevirip " Eksik hissetmenin ne demek olduğunu bilir misiniz Barones ?"
"Oh..." Barones Felton bir süre duraklayıp kahkaha attığında Leonard neyin bu kadar komik olduğuna anlam veremedi. Kaşlarını çatarken"Neden gülüyorsunuz?"diye sordu.
Baronesin gülüşü yarıda kesilirken toparlandı. "Sadece sorduğunuz soruya verecek bir cevabım yok. Ben hiçbir zaman eksik hisseden biri olmadım ,özellikle de sizden sonra ," Leonard'a doğru yaklaştığında Leonard da aynı şekilde uzaklaştı.
"Manevi eksiklik, yarım kalmaktan daha kötüdür Barones ,"
"Kuzum ne diyorsunuz Tanrı aşkına? Bana kalırsa gecemizi böyle aptalca konuşmalara harcamamalıyız,"
Barones Leonard'ın sözlerini düşünmekle uğraşmayarak ayaklandı. Üzerindeki çarşafı düşürürken tüm cıplaklıklığını sergilemekten en ufak bir utanç dahi duymuyordu.
Leonard ise çok başka bir zaman dilimindeydi. Sevişmek onun için hiçbir zaman ön planda olmamıştı. Fakat henüz ilk gecesinde Baronesin bu tutkulu haline alkış çalabilirdi. Bir kadın daha ne kadar kendisinden soğutabilirdi bunu itinayla gösteriyordu.
Eleonor ile ayrılmamış olmamayı diledi bir an . En azından zeki bir kadınla birlikle olmanın ayrıcalığı vardı.
Baronesin cıplaklıklığına aldırmayarak yataktan kalktı. Yeterince sıkılmıştı.
"Nereye gidiyorsunuz?" Barones hayal kırıklığı içinde ayaklanan Leonard 'a baktığında Leonard "Çok ateşli olduğunuzu söylemeliyim Barones fakat bende sizin ateşinizi söndürecek kadar malzeme olduğunu sanmıyorum ," derken bir yandan da üzerini giyip paltosunu sol eline aldı. Kafasına taktığı şapkasını bir reverans eşliğinde çıkararak selam verdi. "Size iyi geceler diliyorum Barones ,"