Gecenin Sonu

740 Kelimeler
Simya, yatağın kenarında oturmuş, ellerini sabahlığının kollarına sıkıca sararak bekliyordu. Gecenin sessizliği konağın duvarlarına sinmişti ama onun içinde kopan fırtınalar, bu sessizlikle taban tabana zıttı. Birkaç saat önce aynanın karşısında durmuş, saçlarını defalarca taramıştı. Geceliğinin üzerindeki ince dantel işlemelerine dokunmuş, omuzlarından kayan kumaşın tenine bıraktığı hissi düşünmüştü. Güzel miydi? Kendi gözlerinde nasıldı, bilemiyordu. Odanın ortasında birkaç kez dönmüş, aynadaki yansımasına şüpheyle bakmıştı. Kendi kendine güzel olduğunu söylemişti ama bir kadının gerçekten güzel olup olmadığı, bakan kişiye bağlıydı. Ve İbrahim'in ona bakan gözleri... Yeşil ela gözleri, bazen bir fırtına gibi esip geçen bakışları, bazen sert ve derin bir anlam taşıyan o gözler... Simya, bu gece o gözlerde kendisi için bir kıvılcım görebilecek miydi? Ama ne kadar beklerse beklesin, o kapı açılmıyor, İbrahim bir türlü gelmiyordu. Önce dakikalar geçti, sonra saatler... Ay, odanın duvarlarına vuran ışığını gittikçe büyütüyor, gece derinleşiyordu. İçinde yavaş yavaş yükselen huzursuzluk, yerini keskin bir kıskançlığa bırakmaya başlamıştı. Nerede kalmıştı? Başını kaldırıp kapıya baktı. Sanki her an açılacakmış gibi… Ama açılmıyordu. Ya başka bir kadına gittiyse? Bu düşünce, içini öyle bir sıkıştırdı ki, derin bir nefes almak zorunda kaldı. Seda gitmişti ama dünya Seda'dan ibaret değildi. İbrahim gibi bir adam için… Zengin, güçlü, yakışıklı, karizmatik ve etkileyici bir adam için kadınlar her zaman vardı. Onun kalbinde kendisine ne kadar yer açıldığını bilmiyordu. Belki de hiç açılmamıştı. Ayağa kalktı, sabahlığını sıkıca üzerine sardı. Geceliğin ipeksi kumaşı bacaklarının arasından süzüldü. İbrahim neredeydi? Yatağa girerken yüreğinde bu düşüncenin yarattığı karmaşa vardı. İbrahim’in ne yaptığını, nerede olduğunu, bu gece kiminle olduğunu bilmemek onu rahatsız ediyordu. Ve ilk defa, onun başka bir kadınla olma ihtimali içini böylesine yakıyordu. ... İbrahim, İsa’nın sarhoş suratına sert bir bakış attı. Gözlerinde öfkenin soğuk, keskin alevi parlıyordu. Bu adam, onun tüm hayatını mahvetmişti. Babası, onun gözlerinin önünde vurulmuş, kanı toprağa akarken, katili korkakça kaçmıştı. Şimdi onun katili, yıllar sonra, karşısında ona gülümsemeye cesaret ediyordu. İsa, ani bir ayılmayla doğruldu. “Beni yine buldun, hı?”diye mırıldandı alayla. İbrahim’in yüzü kaskatı kesildi. “Cehenneme bile gitsen seni bulurum.” Sesi buz gibiydi. Elini beline attı ve silahını çıkardı. Parmağı tetiğe giderken, İsa çevik bir hareketle ona doğru atıldı. Silah yere düştü, deponun içinde metalik bir çınlama yankılandı. İki adam, yılların kiniyle birbirine saldırdı. İbrahim’in güçlü yumruğu İsa’nın çenesine indi. İsa sendeledi ama hemen toparlandı, yumruğunun tersini İbrahim’in yanağına geçirdi. Depodaki tahta raflar devrildi, cam şişeler yere düşüp paramparça oldu. Her şey altüst olmuştu, ama İbrahim’in içinde yanmakta olan tek bir şey vardı: İntikam ateşi. İsa bir fırsat bulup aniden çantasına uzandı ve çakısını kavradı. “Benim peşimi bırak artık!” diye hırladı. "Ben günahımın bedelini ödedim, hapis yattım!” İbrahim, öfkeden neredeyse titriyordu. “Birkaç yıl yattığın hapis, babamın kanının bedeli olabilir mi, piç?” diye kükredi. İsa’nın gözleri kısıldı. “Piç senin anandır!” diye tıslayarak bıçağı İbrahim’e savurdu. İbrahim hızla yana çekildi ama bıçağın keskin ucu koluna sıyırıp geçti. Acıyı umursamadı bile. Tek bir darbeyle İsa’nın bileğini kavradı, bıçağı düşürmesini sağladı. Ardından, bütün gücüyle İsa’nın karnına bir diz darbesi indirdi. İsa inledi, nefesi kesildi ama hemen toparlanmaya çalıştı. Ama İbrahim’in gözlerini artık kan bürümüştü. İsa tekrar saldırmak için hamle yaptığında, İbrahim onun elinden bıçağı aldı ve hiç tereddüt etmeden kasığına sapladı. İsa, kulakları sağır eden bir çığlık attı. Kan, dizlerinden süzülerek ayaklarına aktı. Dizlerinin üzerine çöktü, kasığını tutarak inledi. İbrahim, nefes nefese ona baktı. Bu yeterli değildi. Ama onu hemen öldürmek de ona vereceği cezayı hafifletmek olurdu. Eğilip saçlarından tutarak İsa’yı kendine çekti. “Bu iş burada bitmedi, İsa.” dedi, sesi cehennemden gelen bir fısıltı gibiydi. “Benim intikamım, senin kanınla yazılacak.” İsa, yerde yaralı yatarken birdenbire harekete geçti. Kasıklarındaki bıçağı kavrayarak çekti ve tüm gücüyle İbrahim’in boynuna sapladı. Keskin metal, İbrahim'in etini yırtarken sıcak bir ıslaklık hızla üzerine yayıldı. İbrahim, aniden sersemleyerek sendeledi. Göğsü şişip indi, nefesi düzensizleşti. Eli, boynuna gitti.Parmakları kanla kaplandığında, her şeyin ne kadar ciddi olduğunu kavradı. İsa, ağır aksak doğruldu. Yüzünde şeytani bir gülümseme vardı. Gözleri, yıllardır intikamını almak için peşinden gelen düşmanına küçümsemeyle baktı. “Fırsatın varken bu işin peşini bırakmalıydın, İbrahim.” İbrahim, öfkeli gözlerini ona dikti ama vücudu artık onu taşıyamıyordu. Bacakları titredi, dizlerinin üzerine çöktü. Yere düşerken, gözleri gittikçe kararıyordu. Küçükken babası onu sırtında taşırdı. Ona güçlü olmayı, korkmamayı öğretmişti. “Bir gün sen bu ailenin başına geçeceksin, asla yere düşmeyeceksin,” demişti. Ama şimdi düşüyordu. Düşerken, aklında sadece bir yüz vardı. **Simya.** O masum, güzel yüz. İçinde açan ilkbahar gibi. Onun gülümsemesi. Onun korkuyla bakan gözleri. “**Simya...**” Ve sonra her şey karardı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE