Karanlığın Ardında(+18🔥)

1015 Kelimeler
Bölüm:4 Karanlığın Ardında (+18🔥) Ahhh durma evett evet!.. Daha hızlı! Çok sertsin bebeğim alamıyorum... Kısık bir inleyiş ve ardından infazcının eli boynundaydı. Boğazını sıkarken içine girip çıkıyor adeta içinde s****i sertleştiriyordu! Kalınlığı gitgide artan sik her seferinde amcığını daha da yaka yaka daha sert içine giriyordu. Patroniçenin nefesi kesilmişti. Adını son bir kez daha inledi ve ardından titreye titreye orgazm oldu. Gelirken sarsılıyordu, adam geldiğini fark etmiş daha sert becermeye başlamıştı. Sevişmeden çok meydan okuma gibiydi. Sanki infazcısı onu becerirken kontrol altına almak istiyordu, altında inlerken zevkten kan ter içinde kalmış patroniçenin buna bir itirazı yoktu. Normal yaşantısında otoriter de olsa seks hayatında türlü fetişlere açıktı. Bir erkeğin üzerindeki kontrolüne kesinkes karşı da olsa, infazcısı onu becerirken pekala kontrolü tek eline alabilirdi. Tabi daha çok zevk vermek şartıyla... Patroniçenin gözleri zevkle kapandı, pembe dudaklarını keyifle yalarken tatmin olmadığını belli eden bir gülüş yüzüne yerleşti ve seri bir hareketle yatakta domaldı. İçime gir bebeğim... Sesi fısıltı gibi olsa da bu bir rica değildi, infazcı emri sezmişti ikiletmedi. Elleriyle biçimli ve yuvarlak kalçayı kavradı. Altında sabitledi, ardından kayganlaştırıcı kullanmaksızın arka deliğine s****i soktu. Patroniçe inledi, inleyişten çok bir çığlık gibiydi. Canı yandığı belliydi ama bozuntuya vermedi, emretti: Daha sert!.. Anlar gözünün önünden piyesi yarıda kalmış bir sahne gibi birbiri ardına yitip giderken Jasia yarasının üzerine bastırıyordu. Kapı kapanmıştı, gözler üzerinden uzaktı ama Jasia, kapı kapandıktan sonra bir an bile zayıflık göstermemek için kendini zorlayarak ayakta tutuyordu. Yıkılamazdı. Zayıf görünmezdi. Bu camiada bir kez zayıf görülürsen yok olurdun. Jasia biliyordu. Öğrenmişti. Ona belki de en acı yoluyla öğretilmişti bu yüzden ihanet kanayan yarası hem manen hem madden sıcak da olsa gözlerini duvara dikti ve ayırmadı. Sakinleştirici mantraları ardısıra sayarken zihnine ulaşmaya çabalıyordu, bilincinde her şey bu kadar karışık olamazdı değil mi? Çabası bugün için boşunaydı çünkü yakut gözler duvara çakılı kalmıştı ama zihni sıkış tepişti sanki aptal bir bulmacanın içindeydi. Konsey hala peşindeydi, bunu önce önüne koydu. Bilinenler, bir: Konsey hala kanının kokusunu alan bir it gibi peşindeydi. Bilinen gerçekler iki: Mahir artık düşmanla dost arasında çok tehlikeli bir ipte salınan zehirli bir bıçaktı. İç sesi zihnini ve mantık yanını ansızın ele geçirdi... Ama en çok da sen, değil mi? En çok sen kendine düşmansın Jasia! Nefret ediyordu bu sesin haklı çıkmasından ama haklıydı: En çok da kendine düşmandı Jasia bu gece. Kanı durdurmak için bastırdığı eli titriyordu. Bu titreyiş ne korkudandı ne de... Tek sebebi vardı: İhanet. Verilmiş güvenin acı acı boşa çıkışı... Alışılmış bir mağlubiyet, hainliğin karşısında... Acı, ihanetin sıcak soluğu boynundaydı, ıslak nefesi ensesinde hissediyordu. Kan yanaklarına yürüyordu. Ama gözleri hâlâ sertti. Aklındakileri değil okumak takmin etmek dahi olanaksızdı. Buna izin vermezdi, patroniçe gardını almıştı. Gözleri hâlâ komut veriyordu. İhanetten hemen önce verdiği son komutu anımsayınca bedenine yabancısı olmadığı bir karıncalanma yayıldı. Minik solucanlar kasıklarında geziyor, Hadi!.. diyordu. Ne karşı koyuyorsun, devam et... Öleceksen de şehvetin kucağında öl! Baştan çıkarıcı iç sesine kulak tıkamak istese de bedeni yoksunluk çeken bir bağımlı gibi aşeriyordu. Jasia'yı zihninden öte yönlendiriyordu, Ben bu kadar zayıf değilim... Tekrar ve tekrar zihnine tersi komut verdi ama beyni onunla iş birliği yapmayı reddediyordu ve diretti: Islak ve tutku dolu sahneleri gözünün önünde silbaştan başlattı! Koca eller bedenini kavrıyor, tutuşu hırçın ve maskülen. Boynuna yaklaşan ıslak dudaklar, zevk vaad ediyor. Kokusu misk ve baharat karışımı. Ona olağan bir eril güç veriyor, dizlerinin bağını çözüyor ve dayanamıyor onu altına almasına izin veriyor. Bir kez, üç kez... Beş kez... Ve niceleri.... Duvarla bedeni arasında sıkışıp kalıyor, nefesini yutkunuyor ama durmasını değil daha fazlasını inliyor. Ve bir başka sefer mutfak adasına uzatmış bacaklarının arasına eğilmiş nemli dudakları onun kadınlığının ıslak dudaklarını aralamış. Artık bu zevkten de öte çıldıracak gibi hissediyor, mutfağın loş ışığı günahlarını örtüyor. Patroniçe gizli saklı günahından tatmin! Arabanın arka koltuğunda göğüslerini avuçlarında kavramış, sıkıyor... Pembeleşmiş minik uçları o inkerken çekiştiriyor, patroniçe daha fazlası için infazcısının adını inliyor. Tekrar ve tekrar: Mahirr, Ahh Mahirrr... Evett, Mahiirrr!.. Sayısız zevk dolu an hain beyni tarafından önüne lanet bir piyes gibi serilse de kendini durdurdu patroniçe. Bedeninden önce ruhunu dizginlemeliydi. Özellikle aşağıdaki küçük Jasia'yı! Zira bu evrende sadece artık nefes alma ihtiyacı olmayanlar duygularına esir olabilirdi çünkü o andan sonra duyguya yer kalacak ne kanlı canlı bir bedenin ne de ruhun kalırdı! Hayatta kalanlar ise duygularını maske olarak kullanırlardı. Jasia maskesini yıllar içinde güçlendirmeyi iyi bilmişti. Bunu o kadar uzun zamandır yapıyordu ki artık bir profesyoneldi! Mahir geri çekilirken bir şeyler söylemek ister gibi olsa da hanımı buna müsade vermedi. Tekrar denedi ama Jasia elini kaldırarak susturdu. İşte böyle ve patroniçe kontrolü tekrar kazanmıştı.Bu sözsüz bir buyruktu. Mahir tanıyordu bu bakışı; sussan da seni çırılçıplak bırakan bir bakıştı bu. Ama iyi bir anlamda değil. Bedenlerin dudaklardan çok konuştuğu bir çıplaklık değildi bu! "Odadan çık." Kesin ve net bir emir. Ne karşılık verilebilir ne de itiraz edilebilir. Mahir, dudaklarından dökülecek bir savunma aradı ama bulamadı. Sadece başını eğdi ve çıktı. Jasia, nihayet yalnız kaldığında yerde duran bronz saplı aynayı eline aldı. Yansımasındaki yüz solgundu, sahi benzi niçin solmuştu. Anımsayamadı, zihni olan biteni pisliği yeryüzünden atan bir yağmur misali silmişti sanki!Sırtından süzülen kan ise karanlık bir hatıraydı artık. Gözlerinin ıçindeki o sarsılmaz ışık hala yanıyordu ama çevresindeki karanlık daha da yoğunlaşmıştı. Sırtındaki yarayı saracak vakti yoktu. Sorun olmazdı zaten ne zaman olmuştu ki?! Ama saracağı başka yaralar vardı. Daha derin, daha eski, daha can yakıcı... Duvar saatinin tıkırtısı arttıkça kararı da keskinleşiyordu. Bazı defterler tekrar açılmalıydı... Jasia, masasının altındaki gizli gözü açtı. Siyah deriye sarılmış eski bir defteri çıkardı. Sayfaları sararmıştı, 'Beyaz Dosya'dan önce gelen daha eski bir mirastı. Kodlarla, şifrelerle yazılmış bir yön haritası. Çözmek için gereken şey sadece zeka değildi. Cesaret de lazımdı. Zira bu defteri açanların çoğu hayatta kalmamıştı. Gözlerini satırlarda gezdirirken bir not dikkatini çekti: "Siyah Gölge, Kudretin Ardında Saklı olandır. Göz, kimin üzerinde yoğunsa onun kalbi sorgulanır." Jasia bir an durdu. Bu, Mahir'e dair daha önce de hissettiği bir uyarı gibiydi. Siyah Gölge... Konseyde bile adını fısıltıyla ananlar vardı. Ve o karanlık yapının Mahir'i gölge olarak kullandığı fikri... buz gibi içine oturdu. Beyaz Dosya sadece bir koz değildi, bir kılıçtı. Ama Siyah Defter... bir pusulaydı. Ne yönde yürümesi gerektiğini hatırlatacak bir pusula. Ve şimdi, pusulanın iğnesi karanlığı gösteriyordu. Girmesi gereken yere... Kapı tekrar çalındı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE