"Bana okulda yara sarmayı öğretiyorlar sanmıştım... Senin yaralarını görene kadar dünyanın en iyi doktoru olacağımı düşünmüştüm..." İçimde biriken tüm dertleri bir nefesle dışarı verdim. Ağzını açıp konuşmaya çalışmadı, sadece dinlediğini anlamam için başını hafifçe oynattı. "Sen bana yara sarmayı öğrettin, merhem olmayı, ilaç olmayı..." Büyük bir nefes aldım. "Ama sen bana ilaç da oldun, merhem de... Böyle yazın zembinde içilen buzlu su gibi geldin sen bana adam. Yokluğunla hasta ettin, varlığınla derde koydun ama şifa da oldun." Parmaklarımı derisini sıyırmak ister gibi köprücük kemiğinin üzerinde kaydırdım. Duvardaki saatin saniyelerinin bile duyulacağı net bir sessizlik vardı gecede. Her nefes sesi büyüyor, her kalp atışı kulağımızda gümlüyordu sanki. Neredeyse göz kırpışlarını bile

