4.BÖLÜM

3256 Kelimeler
Pınar… Demir'in evine girdiğim daha ilk dakika " Çabuk soyun Necmi!" demesinin şokunu atlatamadan, birde beni omuzlarımdan tutup, duvara yasladıktan sonra boynuma dudaklarını değdirmesi iyice şaşırıp paniklememe neden oldu. Hatta dudaklarının tenimin üzerinde olması ne yapacağımı bilemeden olduğum yerde kas katı halde kalmama sebep oluyordu. Ben daha Demir'in niye bunu yaptığını anlayamadan kulağıma önce topuklu ayakkabılar sesi geldi, sonra o ayakkabıların sahibi olan lisedeki havalı kız olan Hale'nin sesi geldi kulağıma, Hale hıhlayarak "Beni kandıramazsın Demir, deden İsmail amca beni bu oyunlarına karşı uyarmıştı" diyordu, Demir bu sözlerin ardından bir hışımla boynumda olan dudaklarını çekip hızla dudaklarını dudaklarıma değdirdi. Ben ise o an aklımı yitirmemek için kendimi zor tuttum, kalbim hızla çarpmaya başlarken, kafamın içinde şimşekler çakmaya, gözlerimin önünden ise yıldızlar uçuşmaya başladı. Yıllarca platonik olarak sevdiğim adam şu an beni öpüyordu, sarhoş eden ılık nefesini dudaklarımda hissediyordum. Ayak üstü görülen rüyalar gibiydi, fakat ters olan şeyler vardı, o beni ben olarak ,Pınar olarak değil, lisedeki kıl kuyruk köse Necmi sandığı kişi olarak öpüyordu, yani bir erkeği öpüyordu, o an yapabildiğim sadece hayretle irice açılan gözlerimle Demir'e baka kalmak oldu. Onunda yaptığı bu ani hareketine şaşırdığı çok belli oluyordu. Dudaklarımız birbirine değiyorken şaşkın şaşkın birbirimize bakıyorduk. Fakat bir kaç saniye sonra Demir hareketsiz olan dudaklarını kıpırdatmaya ve yavaş yavaş aralamaya başladı. O an sanki mümkünmüş gibi kalbim daha da hızlı çarpmaya başladı. Demir dudaklarıyla üst dudağımı esir almaya başlarken, göz kapakları yavaş yavaş kapanıyordu. Ne kadar çabalasam da onun öpüşüne ve dudaklarının yakıcı tadına daha fazla direnemedim ve benimde gözlerim kendiliğin den kapanmaya başladı. Kendimi kaybedip ellerimi kaldırdım, fakat tam ellerimi saçlarına daldırmak üzereyken. " İnanamıyorum! Bu ...öğğğk bu çok iğrenç! Siz... lanet olsun!"diye bağıran Hale’nin sesi geldi kulağıma, sonrada hızla uzaklaşan topuk sesleri, Hale'nin öfkeyle bağırışıyla da hemen kendime geldim ve hızla toparladım. Saçlarına giden ellerimi Demir'in omzuna koydum ve onu hızla geriye doğru iterek kendimden uzaklaştırdım. Demir şaşkın halde bana bakarken soluk soluğa nefes alıp veriyordu. Bir müddet sessiz halde şaşkınca birbirimize baka kaldık, o da bende uzunca bir süre ne diyeceğimizi bilemedik. Ama nefesini düzene sokunca ellerini yukarı kaldırıp, pişman bakışlarla bana baktı. " Bak… ben açıklayabilirim Necmi! Sakın yanlış anlama oğlum! Bunu yapmaya mecbur kaldım. O... Hale o ...... çok inatçı bir kız yani kolay kolay pes etmez ve kanmazdı. Yani sadece samimi durarak onu inandıramazdık, eğer o inanmazsa dedem asla inanmaz. Üzgünüm Necmi! Ama ..... ama bunu yapmak zorundaydım. Anla!..." dedi. Bense diyecek tek kelime dahi bulamadım. Dudaklarımı çaresizce sıkıca birbirine bastırıp, yanlara düşen ellerimi yumruk yaparak sıktım. Ama tek kelime dahi çıkmadı ağzımdan, Demir ise susunca sadece beni izliyordu merakla nasıl bir tepki vereceğimi bekliyordu. Tek yapabildiğim gözlerimi sıkıca kapatıp açtıktan sonra, saçma hareketler yaparak ve sürekli Demir'in dudaklarına kayan gözlerime engel olmaya çalışarak "Ben .. ben gitmeliyim! Evet gidiyorum" demek oldu. Hızla kapıdan çıkıp bahçeye doğru ilerlerdim. Demir ise hemen peşim sıra "Hey ! Hey dur ! Bekle Necmi! "Diyerek koşarken ani bir hareket yapıp iri cüssesi ile önümde durdu. "Dur konuşalım oğlum, bak ben .. ben gerçekten üzgünüm. Biliyorum bunu yapmamalıydım, nasıl yaptım bende bilmiyorum ama oldu. Ne desen ne yapsan haklısın, ama gitme dur Necmi tamam söz sana bir daha böyle bir şey asla olmayacak, hatta bu yaptığım hata için sana ekstra 250 bin daha vereceğim bak tamam!" dedi. Fakat bu sözleriyle yıllarca gizli bir şekilde aşk beslediğim adama öfke duydum. Benim öpücüğümü para ile satın alabileceğini düşünüyordu. Fakat üzgünüm ki o haklıydı yani ben para için sevgilini rolünü kabul eden biriydim. Üstelik kız olduğunu saklayıp, kendini erkek sanan birine gerçeği anlatmayan biri. Onun gözünde para için sevgili olma gibi aşağılık teklifi kabul eden biri bu öpücük olayını da para için görmezden gelebilirdi. Ama yanılıyordu, bu saçma oyuna daha fazla devam etmeyecektim. Öfkeyle, " Paran senin olsun Demir bey, daha fazla bu saçma oyuna devam etmiyorum, para için bu kadar rezil duruma düşecek bir insan değilim ben!" diyerek bağırdım. Fakat yine oradan gitmek için hamle yaptığımda beni bileğimden yakaladı. Sinirle bileğimi elinden çekerken o da daha da pişman olmuş bakışlarla bana bakıyordu. " Üzgünüm Necmi! Ama inan bana aklımdan senin hakkında zerre kadar böyle düşünce geçmedi oğlum. Sen delikanlı çocuksun biliyorum. Hatalı olan benim ne olur anlaşmadan vaz geçme, geçme ki beni de şu lanet durumdan kurtar yalvarırım! Biriyle zorla evlendirilmek benim için mezara girmekle aynı Necmi, hatta evlenmek bile, tamam sana söz bir daha asla bunu yapmam hatta ... hatta seninle bir sözleşme bile yaparım tüm şartları da sen belirlersin "dedi . Onun yalvaran sözleri ve bakışlarına maalesef daha fazla dayanamadım, kesinlikle oyuna son vereceğim kararımı hemen yıkmıştı. Derin bir nefes alıp verdikten sonra gözlerimi hafif kısarak " Tüm şartları. "dedim o da kabul etmemim sevinciyle kocaman gülüp inci gibi dişlerini gösterirken ,elini bana uzattı " Tabi ki tüm şartları ,anlaştık Necmi. "dedi ben onun uzattığı elini sıkarken gözlerinin bir ara dudaklarıma kaydığını fark ettim, oda yaptığını fark edince kısa bir afallama geçirdi, biraz panikleyen hareketlerle " Madem anlaştık içeri geçip anlaşma koşullarını konuşalım." Diyerek aceleyle ve hızlı hareketlerle önden ilerleyerek eve girdi. Eve girince Demir mutfağa doğru ilerleyip bana ve kendine birer fincan kahve yapacağını söyledi ve hazırlamaya koyuldu. O kahveleri hazırlarken bana da mutfaktaki masayı işaret edip oturmamı rica etti. Masaya oturunca o fark etmeden gizlice ve büyük bir hayranlıkla onu izlemeye başladım, ve geçen yıllar boyunca Demir'in daha da yakışıklı hale geldiğini fark ettim, hatta karşı konulamaz bir çekiciliğe de sahipte olmuştu. Zaten kararımı hemen yıkmıştı. İnsan onun yanında olunca ister istemez kendini ona doğru çekildiğini hissediyordu. Ben dalmış hayran hayran ona bakarken kahveleri hazırlayan Demir gözlerini kısarak bana doğru baktı, o an panikleyip hızla başımı öne eğdim, yüzümün ise utançtan kıpkırmızı olduğuna eminim, kahveleri getirip masaya koyduktan sonra mutfaktaki bir çekmeceye doğru gidip açtı ve bir kalem ve kağıt çıkardıktan sonra tekrar yanıma geldi. Kağıt ve kalemi önüme bırakıp, karşımda duran sandalyeyi çekip, kahvesinden bir yudum aldıktan sonra gözlerini gözlerime dikerek, " Evet Necmi anlaşma şartlarını yaz bakalım" dedi. Önümdeki kahve fincanını elime alıp önce kokusunu içime çektim, bir yudum kahveyi sıcak halde mideme gönderirken kalemi elime alıp, "Madde bir asla öpmek yok!" dedim. "Asla!" " Madde iki kesinlikle soyunmamı istemeyeceksin." " Hımmm! Peki tamam!" " Madde üç malum yerlere fiziksel temas yok" dedim fakat bir an duraksayan Demir , " Bu malum yerleri belirtir misin yani sonuçta sevgili rolü yapacağız ve sana dokunmam gerekiyor Necmi" dedi. Haklıydı rol gereği bu şarttı ama ben nasıl açık açık söyleyecektim bunu yani göğüslerim, kalçalarım vs. yerlerim diye. Yüzüm kırmızının koyu halini alırken, işaret diliyle anlatmaya karar verdim. Yaptığım hareketlerle küçük bir kahkaha atan Demir. " Tamam buda kabul, sırada ki?" diye sordu. Bu kısmı biraz utanarak söyledim ama söylemem şarttı, Demir'in teklifini kabul ettiğim için part time yaptığım işlerden istifa etmiştim. Üstelik babamın bize bıraktığı miras olarak bıraktığı kumar borçlarını ödemem ve evin giderlerine destek olmam gerekiyordu. Zavallı annem tek başına hepsine yetişemezdi. Kısık bir ses tonuyla, " Madde dört anlaştığımız paranın yarısını şimdi diğer yarısını iş bitince isterim." dedim fakat bunları söylerken Demir'in yüzüne bir daha bakamadım. Demir ise hiç bir şey demeden hızla sandalyesinden kalkıp mutfaktan seri hareketlerle çıktı. Ben ise olduğum yerden kafamı hiç kaldırmadan ellerimi yumruk yapıp iyice sıkmaya başladım. Tırnaklarım avuç içlerime batarken utançla dudaklarımı kemirdim. Çok geçmeden Demir girdi mutfağa Demir'e kısa bir bakış atıp tekrar eğdim başımı. Demir önümde duran kalemi alıp bir şeyler yazmaya başladı, kısa bir karalamanın ardından bir kağıt parçası yırtıp bana uzattı, kafamı kaldırıp önce Demir'e baktım o da bana dikkatli bir şekilde bakıyordu. Sonra elindeki kağıda bakıp uzanıp aldım. Kağıdı kendime doğru çevirip baktığında üzerinde iki buçuk milyon yazılı bir çek defteri sayfası olduğunu gördüm. O an nasıl tepki vereceğimi ve ne diyeceğimi bilemedim tek hissettiğim ise utançtı. Gözlerim dolarken başımı başka yöne çevirip Demir'in bu halimi fark etmemesini sağlamaya çalıştım. " Bu maddeyi de hallettiğimize göre sıradakine geçelim istersen Necmi. "diyerek sordu. Zorlukla yutkunup, ona doğru başımı çevirdim. " Şu an aklıma başka bir şey gelmiyor daha sonra devam ederiz. İzninle eğer daha fazla benimle işin yoksa ben gideyim." diyerek hızla ayaklandım. Oda benimle birlikte ayaklanırken, " Hemen mi?" diye sordu. Dediğiyle yüzüne şaşkınca bakarken " Evet! Yoksa başka bir kız daha mı gelecek?" diyerek sordum. Ufak bir gülümseme de bulunan Demir " A a yok Necmi bugünlük başka gelen kız yok, ben şey için yani vakit daha erken bir şeyler yapardık." Dedi fakat gözlerinin yine dudaklarıma kaydığını fark ettim oda yaptığıyla biraz panikleyip " Bir şeyler derken yani bir yerlere gidip bir şeyler içerdik açısından." dedi. Demir'in yüzüne kaçamak bir şekilde bakıp " Teşekkürler ama inşallah başka sefere halletmem gereken işlerim var." diyerek kaçar gibi hatta koşar adım kapıya yöneldim. Hem de Demir'e hiç dönmeden " Çıkışı biliyorum gelmene gerek yok" dedim, ilerlerken de Demir'in sadece "aa tamam!" deyişini duydum. 🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷 DEMİR.... Yaptığım tam bir aptallıktı böyle bir şeyi nasıl yaptım halen daha aklım almıyor. O kapıdan çıkıp giderken bende yanımda duran buz dolabına alnımı bir kaç kez vurup “aptal! aptal! aptal!” diyerek kendi kendime bağırdım. Fakat o anı bir saniye dahi aklımdan çıkaramadım. Ben ki o kadar kadınla birlikte olan Demir Vahapoğlu ,hiç bir kadının öpüşü ile bu kadar heyecanlanıp kendimden geçmedim. Ama o an resmen liseli ergenler gibiydim. Mantığım ve aklım uçmuş haldeydi. Bunu nasıl yaptım ben, aman Allah’ım ben bir erkeği öptüm. Bu olamaz bu çok saçma, o bir erkek, erkek... Gece olunca uyumak için yatağa girsem de içimdeki huzursuzluk ve pişmanlık yüzünden bir türlü uyuyamadım. Ben bir erkeği öpmüştüm, bu.. bu aman Allah'ım ben ne yaptım, nasıl yapabildim... Kendime duyduğum öfke ile hızla yataktan doğrulup kalktım. Üzerimde sadece kısa bir şort vardı, bedenim kendime duyduğum öfke ile yanıyordu, o yüzden üstüme bir şey almadan aşağı salona indim. Kendime bir bardak içi buz dolu içki doldurduktan sonra içkinin keskin tadını hiçe sayarak hızla aç olan mideme gönderdim. Fakat yine o öpüşme anı gözlerimin önünden geçti, evet dedeme ve Hale'ye duyduğum bir anlık sinir ve öfke ile bunu yapmıştım ,peki ya sonra... Necmi'nin o yumuşak dudaklarının sıcaklığını ve resmen çilek kokan ılık nefesini hissedince niye durmayıp daha ileri gitmiştim. O an içim içimi yesede daha fazlasını istedim. Aklım ve benliğim beni terk etmiş gibiydi, içimden kendime ne kadar lanet etsem de duramadım, kendimi durduramadım. Dudaklarından aldığım tat buna engel oldu. Eğer Necmi beni itmeseydi korkarım ki de duramayacaktım. Yıllar sonra ilk kez bir kez daha bu kadar berbat hissetmiştim kendimi, yine o lanet kaza günü geldi aklıma “keşke anne ve babamla oracıkta ölseydim, keşke beni yüzünü hayal meyal hatırladığım o kişi beni hiç kurtarmasaydı, anne ve babamla o arabanın içinde yanarak ölseydim” dediğim o lanet kaza günü. O zaman dedem beni zorla evlendirmeye çalışamayacak, Hale gibileriyle de uğraşmayacaktım. Hatta o zaman Necmi ... Necmi ile hiç .... of neden onunla hiç karşılaşmak zorunda kalmayacaktım demek gelmiyor içimden. Necmi'de farklı bir şeyler vardı, sanki onu daha önceden görmüşüm gibi tamam liseden tanıyordum ama öyle bir şey değildi bu, sanki daha önce hayatımda önemli bir role sahiplik etmiş gibi, onu görünce yıllarca hissettiğim hayal meyal görüntüler geliyor aklıma, sesi fazla benliğime kazınan biri, ama kim… Daha fazla saçmalamak için her zaman kafamı dağıtmanın yolu olan, koşmaya karar verdim. Üst kata yatak odama çıkıp dolabımı açıp altıma bir eşofman altı üstüme de salaş bir tişört alıp geçirdikten sonra koşar adım evden çıktım. Yaptığım bir kaç saat koşudan sonra da sonunda biraz olsun kendime gelip rahatlamıştım. Eve geldiğimde ılık bir duş aldım, kurulanıp üzerimi giyindikten sonra kendimi biraz olsun rahatlamış bir şekilde yatağa saldım. 🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹 Pınar.... "Sabahın köründe bu arayanda kim ya!" diyerek söylenip zorla yatağımın başucunda olan komedine uzanıp telefonumu elime aldım, kısa bir esnemenin ardından, telefona baktığımda ise arayanın Demir olduğunu gördüm. Hızla yattığım yerden doğrulup sanki beni görüyormuş gibi heyecanla üstümü başımı düzeltmeye başladım. Yaptığım aptallığı kısa sürede fark edince de kendime gözlerimi devirmem kaçınılmaz oldu. "Efendim!" dedim yarı çatallı sesimle, "Necmi, günaydın koçum, üzgünüm seni uyandırdım herhalde. "dedi. Yine sanki beni görüyormuş gibi kafamı sağa sola sallayıp " Yok! Yani hiç önemi yok zaten birazdan kalkacaktım." Deyince " Güzel o zaman hemen kalkıp giyiniyorsun yengeyi de alıp bana geliyorsun tamam." dedi. "Ye … yenge .. ne yengesi?" dedim hala uyku sersemi halde olduğum için, geç olsa da jeton düştü fakat Demir " Yenge evet hala bir yengemiz var değil mi Necmi?" diyerek sordu dalga geçerek, " Evet var ama niye sana geliyoruz?" diyerek sordum bende, kısa bir sessizlik oldu sonra mırıltı halinde " demek yenge var" deyip ses tonunu yükseltti " Çünkü sen benim için oldukça önemli bir şey yapıyorsun karşılığı olamaz ama bende sana ve yengeye kahvaltı hazırlamak istedim. Bu yüzden bekliyorum" dedi. Buda nereden çıkmıştı, yenge olayı niye ,ne alaka anlayamamıştım. " Yok teşekkür ederim hiç zahmet etme" desem de yine beni dinlemeyip, "Bir saate burada olun bekliyorum." Deyip telefonu yine yüzüme kapattı. Bende telefon elimdeyken hemen Nihal'i aradım kızdaki ilk tepki " Sen kafayı mı yedin kızım sabahın bu saatinde niye arıyorsun, rüyanda mı gördün beni" diyerek cırlamak oldu. Patlatmak üzere olduğu kulak zarımı görmezden gelip " Demir ... o beni kahvaltıya çağırıyor, tabi sevgilim sandığı seni de" dedim tabi dememle Nihal " Ne! "diyerek bağırıp yarım bıraktığı kulak zarımı patlatma işini nihayete erdirmiş oldu. " Ben ne alaka kızım?" " Bilmiyorum bir şey dememe fırsat vermeden telefonu yüzüme kapattı." " Tamam." " Tamam?" " Tamam gidelim gidince derdi neymiş anlarız." Dedi. " Ne derdi olacak ki, hem de senle ne alakası var kızım saçmalama? "desem de " Bilmiyorum bunu gidince göreceğiz. "diyerek karşılık verdi. Telefonu kapatınca önce bir duş alıp giyinmeye başladım. Siyah bol bir kot pantolon salaş siyah bir tişört ve ayağıma spor ayakkabılarımı giyip erkek gibi kısacık olan saçlarıma elimle şekil verdikten sonra, anneme yalan söylemeyi hiç sevmesem de işe gidiyorum bahanesiyle annemle vedalaşıp evden çıktım. Yan yana evlerde oturduğumuz Nihal'in kapısını çalıp beklemeye başladım. Çok geçmeden Nihal geldi fakat sabahın köründe sanki partiye gider gibi giyinmişti. Sabahın köründe giydiği mini kırmızı elbise ve yaptığı aşırı makyajına gözlerim hayretle irice açılırken " Sence bu halin biraz abartı olmamış mı?" Diyerek sordum. Pis bir gülüşle "Ablan star bebeğim!" Diyerek bayat bir espiri yapıp , " Merak etme gidince anlarsın canım?" dedi ,kesin kafasında yine tilkiler dönüyordu. Kafamı sallayıp' hadi hayırlısı bakalım' diyerek otobüs durağına doğru ilerledi. Fakat yolda giderken Nihal beni durdurup süzmeye ve “Sende şu sevgili oyunundan sonra kendine bir çekil düzen ver artık kızım, ya dün yine bir kız gelip seni ona ayarlamam için bana yalvarıp durdu. Görsen “ Sen o bebek yüzlü yakışıklıyı bana ayarla dile benden ne dilersen” bile dedi. Ha tabi bu duruma şahit olan mahallenin uşakları da kız gidince “Söyle o tüysüz lavuk arkadaşına ortalarda öyle artist artist dolanmasın, alırız paçasını aşağıya” diyerek seni benim aracılığımla tehdit ettiler.” Dedi. Sözleriyle önce derin bir nefes alıp verdim sonra kaşlarımı çatarak “Tamam kızı anlayacağım da, onlara ne oluyor ben ne yaptım ki onlara?” diyerek sordum. Tabi sorumla Nihal’in anında gözler devrildi. “Ne dertleri mi var. Kızım sen mahalleye geldiğinden beri kızlar seni erkek sanıp baby face uşak diye sana yazmaya baladı, haliyle oğlanların piyasasını çökerttin, tabi bu yüzden sana da diş bilediler” dedi. Birde başıma bu çıkmıştı. Fakat şu an bunları düşünecek vaktim yoktu. O yüzde “Neyse ne yürü hadi” diyerek söylenip yürümeye devam ettim. Otobüs durağına varınca otobüse binip uzunca yaptığımız yolculuktan sonra Demir'in kaldığı lüks siteye sonunda varabildik. Nihal bahçeye girip ağzı açık etrafı incelerken Demir'in villasının önüne geldik. Fakat Nihal kısa bir ıslık çalıp, " Vay be! Bak sen Demir efendiye, meğer bayağı zenginmiş, saray yavrusu gibi mübarek "deyince "Neyse ne kızım bize ne, zenginin malı fakirin sadece çenesini yormaktan başka ne işe yarar, hadi içeri girelim artık. "deyip zili çaldım. Demir kapıyı açınca bana bakıp gülümsedi" Hoş geldin Necmi" dedi sonra Nihal'e dönüp dikkatlice onu süzmeye başladı. Ciddi bir tavırla "sizde hoş geldiniz" deyip elini sıkarak bizi içeri davet etti. Bize villanın bahçesinde hazırlatmıştı kahvaltı sofrasını, biz masada yerimizi alırken evdeki görevli bayanda çaylarımızı doldurmaya başladı. Nihal ve ben yan yana sandalyelerde otururken Demir'de karşımızdaki sandalyede yerini aldı ve kahvaltı boyunca da Nihal'i süzüp durdu, Nihal hoş ve güzel bir kızdı, bu Demir'inde dikkatini çekmiş olmalıydı. Her ne kadar Nihal benim can dostum olsa da Demir'in ona olan bakışları beni rahatsız edip üzmeye başladı. Bir ara dolan gözlerimi elimin tersiyle çaktırmadan silip zorlukla gülümsedim. Bu durum beni üzse de Demir bir erkekti, ne yani Nihal gibi hoş ve güzel bir kız varken bana bakacak değildi ya ,hem üstelik o beni erkekte zannediyordu, gerçi kız olduğumu bilse bile durum farklı olmazdı. Tabağıma odaklanmaya karar verip zorlukla yemek yerken Demir ciddiyetini bozmadan Nihal'e bakarak "Çok şanslı bir bayansınız Nihal hanım Necmi gibi birine sahipsiniz." dedi, sanki ses tonunda biraz sertlik vardı. Nihal ise gülümseyerek bana dönüp, önce yanağıma sanki sevgilisini öpermiş gibi ateşli bir öpücük kondurdu. Yüzümü avuçlarının arasına alırken de gülümseyip "Doğru söylüyorsunuz Demir bey, Allah' a ne kadar dua etsem az, o benim en kıymetlim" deyip tekrar aynı ateşli öpücüğü diğer yanağıma kondurdu. Ben şaşkın halde rolünü abartma istersen Nihal bakışları atarken mecburen durum gereği "Asıl şanslı olan benim hayatım." Deyip Nihal'in ellerinden kurtulup önümdeki çaydan zorlukla bir yudum aldım. Kafamı kaldırıp Demir'e baktığımda ise Demir'in kaşları çatılı halde tek gözünü seğirterek Nihal'e batığını gördüm. Muhtemelen Nihal'i benden kıskanmıştı. Daha fazla bu görüntülere şahit olmamak için, "Şey benim kahvaltı çok güzeldi, ama halletmem gereken işlerim var, biz artık kalksak mı?" dedim. Fakat ikisi de şaşkın bakışlarını bana çevirdiler, Nihal dudaklarını çocuksu bir hava ile büzüştürüp," Sen nasıl istersen hayatım, ama işini halledince baş başa bir şeyler yaparız." Deyip Demir'e döndü, Demir hala çatık ve seğirmeye devam eden gözüyle Nihal'e baktıktan sonra bana döndü. " Ne işin varsa iptal et Necmi seninle halletmemiz gereken bir mesele var. Hem de acil "deyip ciddiyetini bozmadan Nihal'e döndü. "Nihal hanım için sorun olmazsa onu şoför bırakır" dedi. "İş?" Muhtemelen yine dedesi bir kız daha bulmuştu ve yine rol yapmamız gerekiyordu mecburen " Tamam" deyip Nihal'e döndüm. "Senin için sakıncası yok değil mi hayatım." diyerek sordum. Nihal yalandan dudaklarını yine büzüp aynı çocuksu bir sesle " Yok ama bunu telafi edeceksin tamam mı?" dedi yalancı bir sitemle, onun o haline doğrusu gülmemek için kendimi zor tuttum. " Tamam "dediğimde masadan kalktık, bahçeden çıkıp dış kapıya geldik. Tabi Demir'de bu esnada bize eşlik etti. Nihal kapıdan dışarı çıkınca bize dönüp Demir'e iyi günler dileyip bana döndü. Bana bakarak seksi bakışlar attıktan sonra "Kendini çok özletme hayatım." Dediğin de yine kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum. Fakat Demir'in yaptığı hareketle kahkaha yerine hayretle gözlerimi irice açarak kapıya baka kaldım. Demir sinirle, " Merak etme özletmez!" diyerek kapıyı Nihal'in yüzüne çarptı resmen, şaşkın bakışlarımı Demir'e yönlendiğimde “Bunu niye yaptın?” diyerek sordum. O ise sinirli bakışlarla üzerime gelmeye başladı. Onun o halinden tırsarak geri geri giderken sırtım kapıya dayandı, Demir iki elini kapıya dayayıp benim kolları arasında kalmamı salladıktan sonra, gözlerini kısarak gözlerimin içine bakarken biraz daha bana doğru yanaştı. " Ne o güzel sevgilin alınırsa çok mu üzülürsün Necmi?" diyerek sordu yarı alay içeren ses tonuyla, bu kadar yakın mesafenin kalbime iyi gelmediği aşikardı, yerinden fırlaması an meselesiydi. " Yok sadece ben!" diyebildim zorlukla ,o ise bakışlarını dudaklarıma kaydırmaya başladığında susup heyecandan bayılmamak için kendimi zor tuttum. "Sadece sen ne Necmi?" dedi bir kaç milim daha yanaştı. Yerimde yay gibi gerilmeye başladığımı hissettim. Demir'in ise bakışlarının daha sinirli ve koyu bir hal aldığını gördüm. Bir müddet yine sessiz bir halde baktıktan sonra derin bir nefes alıp benden uzaklaştı. O uzaklaşınca bende sonunda rahat nefes alıp verdim. Demir arkasını dönüp gidecekken muhtemelen vıyaktı gibi çıkacak sesimi düzeltmek adına hafif hafif öksürdükten sonra " İşimiz var demiştin?" Diye sordum, o ise bana hiç dönmeden yürümeye devam ederek, " Evet var bu oyunda bir level daha atlayacağız Necmi!" Diyerek mutfağa girdi. " Bir level daha mı? buda ne demek?"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE