8.Bölüm

1107 Kelimeler
Ayrılığın acısı bu kadar yakıcı olmak zorunda mıydı? Dilinin ucunda olan her bir kelime, zehir olarak yayılırken damarlarına panzehir sanki yeryüzünde yoktu. Yusuf'un başına gelen, dermansız hastalıktı sanki. Kurtulmak istemiyor ama, Aşk şerbetini de içemiyordu. Önce yudum yudum ayrılığın zehri, sonra adım adım Aşk şerbeti... Kaçıncı olduğunu bilmediği bir dal sigara daha yaktı, efkarını gecenin ayazına doğru üfürürken. Hani içince geçeceğinden değil de, içmezse öleceğinden dolayıydı bu kadar bağlılık. Ya Sinem'di devası hastalığının, yada şifası mümkün olmadığı için saniye saniye veda etmeliydi yaşama. Aldığı her bir soluk geride kalırken, biraz daha uzaklaştığını hissediyordu Sinem'den. Bu berbat ötesi bir histi! Derin derin içine çektiği nefesi duman olup, gökyüzüne yolcularken izmaritini yere atıp, ayağıyla ezdi. Oturduğu banktan denize doğru yaklaşıp, kendine kendine anlatmaya başladı denize. "Biliyor musun? Ben ona Aşık olduğum halde, onunla gidemedim. Üstelik gitmesinin sebebi de benim, ne ironi değil mi? Benim gay olmadığımı bir tek o bilsin, bana yeter lan! İnsanlar ne düşünürse düşünsün, nasıl bakarsa baksın umurumda bile değil!" Hatırladıklarıyla kaşlarını çatarken, beton zemine oturdu. Deniz sakinliğini korurken, Yusuf köpürüyor, kendi dalgalarıyla kendini hırpalıyordu. "Sinem, tak başına uyuyamaz, karanlıktan korkar, Denizden korkar yüzemez, müzik dinlemeden banyo yapamaz. Bir evde tek başına kalmaktan korkar, kalabalık ortama girdiğinde rahat gözükse de yanında tanıdığı biri yoksa kasılır. Astımı var üstelik, eğer daraldığında yanında ilacı olmazsa kriz geçirir!" Yumruk yaptığı elinin içine hapsettiği taşı, büyük bir öfkeyle bağırarak denize fırlattı. Etrafındaki insanların hakkında ne düşüneceğini umursamıyordu. Sinem gideli tam 13 gün olmuştu, ve yalnızca bir kere görüşmüşlerdi. Gittikten sonra Yusuf'u merak ettiği için, w******p'tan fotoğrafını çekerek ses kaydı atmışlardı. Ardından küçük bir yalanla Yusuf'unda onu merak ettiğini söyleyerek, fotoğrafını istemişti. Gelen fotoğrafta ki Sinem'i tanımak, neredeyse imkansızdı. Göz altları morarmış, yüzü solgun, ve her daim mor olan dudakları uçuk pembeydi. Gözlerinin içi gülmüyor, dudaklarına yalancı bir tebessüm hakim olmuş, ruhsuz gibi bakıyordu. Yusuf, fotoğraf gözlerinin önüne geldiğinde, hızla ayağa kalkarak deniz kenarından uzaklaşırken, keskin bir acıya sahip olan Yüreği, sevdasına soruyordu. "Yusuf'um sana emanet dedin Sinem, ya ben? Ben ne olacağım, kalbin beni de içine alarak birilerine emanet edebilecek mi bir gün?" Cevabını bilmediği sorularla başını önüne eğerek, caddeye kadar yürüdü. Saat çok geç olduğu için, nöbetçi olan doktor Onur'u arayarak emanetinin yanına gitti. Sinem ablasını soran miniğe, "Gelecek" diyerek inandırmaya çalıştı. Asıl inandırmaya çalıştı kendi kalbiydi ama, bunun farkında değildi Yusuf Kahraman... ............................ "Kutup, her şeye tamam. Ama asla benim ojelerime dokunamazsın!" "Bu kadar renk sana fazla Sinem, eğer benimle yaptığın anlaşma devam etsin istiyorsan karışmayacaksın bana." Sinem, ellerini kucağında birleştirip yatağına otururken, her renkten üç dört tane olan ojelerinin Kutup tarafından alınıp götürülmesine izin verdi. Anlaşma maddelerinde, Kutup sözlerinin asla çiğnenmeyeceği gerçeği mevcuttu. Anlaşma 10 gün önce ikili arasında gerçekleşmişti. Sinem, yatağına sırt üstü yatarken, anlaşma yaptıkları sahne geldi gözlerinin önüne... "Ah! Lanet olsun! Tam üç gündür saçma sapan takıntılarım yüzünden uyuyamıyorum resmen... Nesrin yengemle Serkan amcamı rahatsız etmek istemiyorum, sen kimsin bilmiyorum ama bana yardım et lütfen!" "Sana yardım etmemi istiyorsan, sözümden asla çıkmayacak ve ikiletmeyeceksin ufaklık?" Sinem, morarmış göz altlarıyla karşısındaki yeşil gözlü adama baktığında, aklına takılan o soruyu sormadan duramayacaktı. "Kimsin Sen?" Ona keskin bakışlarını sabitleyen yirmili yaşlarının ortalarında olan adam, tek kelimelik cevap verdi. "Kurtarıcın!" Kutup, Sinem'in kurtarıcısıydı. Onu bütün takıntılarından kurtaracak, korkularını yenmesini sağlayarak bam başka bir kız olarak Türkiye'ye dönmesini sağlayacaktı. Sinem'in Kutup hakkında öğrendiği tek şey, kuzeni olduğuydu. Yıllar boyunca Kutup gibi bir kuzeninin neden varlığından haberdar olmadığını sorguluyordu, darmadağın olan aklı. Cevap bulamayınca vazgeçmişti, cevapsız onca sorusu vardı. İlk üç gün, Kutup Sinem'in yatağının yanına koltuk çekerek başını yatağa yaslamıştı. Sinem'e zorla taktırdığı göz bandının ardından gece lambasını kapatmıştı, karanlıkta olduğunu bilmeden karanlıkta uyumuştu Sinem. Sonraki bir hafta boyunca, Kutup uyuyana kadar yanında oturmuş tüylü bir ayıcığı Sinem'in ellerinin arasına bırakmıştı. "Bu tüylerin saç olduğunu farz et, buradayım rahat ol." Kelimelerini eksik etmemişti. Anlaşmalarının ilk günü, Kutup Sinem'e bir şey demeden alış verişe çıkartarak onun giydiği kıyafetlere zıt olan bir sürü şey aldı. Kot pantolonlar, tişörtler, spor ayakkabılar, deri ceketler, erkek parfümleri, sıradan düz taytlar, sporcu atletleri... Bunlar asla Sinem'in giyeceği şeyler olamazken, Kutup yalnızca birkaç kelimeyle özetlemişti. "Ne reklam panosusun, nede kendine bir sürü boya sürecek kadar çirkin. Bundan sonra böyle." Sinem, anlaşma maddelerinin gereğince, Kutup'a itiraz etmiyordu. Değişiklik yalnızca kıyafetlerinde değil, aynı zamanda karakterinde de oluyordu. Kutup, çok konuşmayan bir kaç kelimeyle durumu özetleyen bir yapıya sahip olduğu için, Sinem'de çok konuşamıyor içini dökemiyordu bu durumda. Okula başlasa, bir arkadaş bulsa, susmaksızın konuşacaktı. Kardeşleriyle, ailesiyle konuşuyor olsada, ağlayacağını hissettiği an telefonu kapatıyordu. Duygu sömürüsü yaptığını düşünmelerini istemezdi. Banyo yapmak için yatağından kalkarak dolabını açtığında, Kutup'un sesini duydu salondan. "Banyo yaparken telefonunu götürme, şarkı dinlemek yerine kendin söylemeye çalış." Sinem, giyeceği kıyafetleri dolabından çıkartarak yatağının üzerine bıraktığında bu duyduğunun kesin bir talimat olduğunu biliyordu. Duş alırken Kutup'un söylediği gibi kendi kendine şarkı söylemeye çalışırken, boğazına su kaçırmış boğulmanın eşiğinden dönmüştü. Akşam yemeğini dışarda yemeyi teklif eden Asım bey, Sinem'in ilk okul günü yarın olacağı için biraz rahatlatma derdindeydi. Oğlu Kutup'un, Nesrin hanım sayesinde yeğeniyle nasıl ilgilendiğini görüyordu. Kutup, işine yakın olmadığı için ailesiyle birlikte yaşamıyordu, ta ki Sinem New York'a gelene kadar. Nesrin, kuzeninin onun yardımlarına ihtiyacı olduğunu söyleyerek evlerine çağırmıştı. Kutup, ilk gün Sinem'i yalnızca gözetlerken, Gecenin bir yarısı içini acıtan hıçkırıkları duyduğunda faaliyete geçirmişti düşüncelerini. Onu kimseye muhtaç olmayan, dik durmayı bilen, boyun eğmeye ihtiyaç duymayacak, güçlü bir kız olması için çabalayacaktı. Sinem üzerini giydikten sonra aynada kendine baktı. Siyah kot pantolon, üzerine siyah beyaz salaş bir tişört, beyaz spor ayakkabıyla tamamlanıyordu görünümü. Kalçalarına kadar gelen saçlarını sıkı bir at kuyruğu yaparak, bıraktı. Makyaj yapmak için yeltendiği esnada, Kutup'un adım adım yaklaşan sesini duydu. "Makyaj yapma, iki saat sonra sileceksin zaten." Kutup'tan yeni bir talimat daha... Yok olacak bir şey için, çabalama... Oje sürmeye niyetlendiğinde, rengarenk süremediği için vazgeçti. Rengarenk, yasaktı... Makyaj yapmadan, rengarenk oje ve mor dudak kalemi olmadan var olan bir Sinem. Tüm renkler onunken, siyah beyaza mahkum kalan Sinem... Stiletto giymeden duramayan, spor ayakkabılara mecbur bırakılan Sinem... Aynada kendisine bakmayı sonlandırarak, kapıdan girip ona bakan Kutup'a dönerek, tek kaşını havalandırıp sordu. "Burada yaşayacağım, alışmam ayak uydurmam gerekmez mi?" Sinem, akıl hocasından, kurtarıcısından onu tasdikleyen bir kaç kelime beklerken, duyduklarıyla karnına bir ağrı saplandı. "Hayır, gerekmez. Sen buraya ait değilsin, alışmana gerek yok. Kendin ol, millet sana ayak uydursun, bir akıma kapılıp gitmek senlik değil. Bu kadar uzun konuşmak, benlik değil." Evet! Bu kadar uzun konuşmak Kutup'a göre değildi. O bakışlarıyla emrinde ki insanları yönetir, ailesiyle mutluluğunu, üzüntüsünü bakışlarıyla yansıtırdı. Soğuk bir adamdı bir kere! Sinem, şaşkınlığını üzerinden çabucak atarak, ellerini ceplerine koyup kaşlarını havalandırdı. "Peki, bana yaptıkların için bir karşılık bekleyecek misin?" Kutup'un yanağında ki kas seğirirken, Sinem'in sorusuna soruyla yanıt verdi. "Aşık olduğun birisi var mı?" Karşınızda bir acayip Kutup Ulusoy. Bu haller, hayra alametmi dersiniz? Sinem, New york'tan nasıl dönecek dersiniz?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE