1.Bölüm

1011 Kelimeler
İnsanlar ilk iş günlerinde heyecanlanır, tüm aksilikler onları bulur alarmları çalmaz, sonuç olarak geç kaldığında ilk günden ihtar almaktan korkar ya, Sinem'de tam tersine patronun kızı gibi rahattı. Zaten işe gideceği falan da yoktu, onun şu sıralar tek işi, Eylül halasının ricasıyla bir hafta boyunca Yusuf'a çektirmekti. Sinem bir tanecik halasını çok sever, söz konusu ne olursa olsun isteklerini yerine getirirken gocunmazdı. Bu mutfaktan isteyeceği bir bardak sudan tut, Yusuf'a çektirmesine kadar uzardı. Bugün Yusuf iş başı yapacak, ve Sinem'i almaya gelecekti. Sinem, Babasının sesini duyarak, uykusundan ayıldığında yanındaki kardeşine seslendi. "Ezgiii, hadi uyan, Babam çağırıyor!" Sinem, Ezgi'ye seslenirken, odalarının kapısı büyük bir gürültüyle açılarak odanın ortasına atom bombası gibi, Hamza düştü. Sinem saçlarını yüzünden geriye iterek, bileğinde ki tokayla saçlarını toparlamaya çalışırken, Hamza'nın bu ani girişine Ezgi sıçrayarak uyanıp, oturur pozisyona geçmişti. "Kızlaaaaaarr!" Ezgi korkuyla gözlerini büyültüp bakışlarını Hamza, ve Sinem arasında gidip gelirken, yatağın diğer tarafında oluşan hafiflemeyle Sinem'in yanından kalktığını anlamıştı. Ve bir sabah klişesi daha yaşanıyordu, genç kızların odasında. Sinem, Hamza'nın önüne gelip öldürücü bakışlarını atarken, sesini olabildiğince tiz tutmaya çalışarak bağırmaya başladı. "Hamza! Sen ne zaman bizim odamıza dalmaktan vazgeçeceksin? Kazık kadar oldun!" Sinem'in sesine yataktan inen Ezgi'nin sesine karıştı. "O kibarlıktan ne anlar Sinem?" Sinem Hamza'ya fırsat vermeden, söylene söylene lavaboya doğru ilerledi. "Ben sizinle nasıl dokuz ay kalmışım annemin karnında?" Sinem odasından çıkmış lavaboya giderken, odasından koşarak çıkan Yağmur'la çarpıştı. "Ah abla, sabah sabah belki zamanı değil ama, annemin karnı tek başına keyifli miydi?" Yağmur, Sinem'in çarptığı omuzunu tutarak, kaşları çatılı bir vaziyette merdivenden inerken cevapladı. "Sorma, keyiften erken doğmuşum!" Sinem, lavaboya gireceği esnada yanında hızla geçip kapıyı suratına kapatmak üzere olan Hamza'ya baktı. "Sen ne yapıyorsun Tosun Paşa? Ben gireceğim!" "Kusura bakma, işim bile olmasa sana engel olmak için çıkmayacağım buradan!" Sinem suratına kapanan kapıya bakıp, çığlık atarken Annesinin dudaklarına bastırdığı eliyle susmak zorunda kaldı. "Sinem, sabah sabah bu ne ses Allah aşkına!" Tam saydırmaya başlayacağı esnada Yaren Hanım "Sen şimdi saymaya başlarsan buradan halanlara yol olur" deyince, Sinem'in aklında Yusuf'un geleceği şimşek gibi çarptı. Alt kattaki banyoya koşarak kapıyı kapattı. Duş alarak yattığı için saçlarını taramaya üşenmişti. Elini yüzünü yıkadıktan sonra saçlarını odasında taramayı tercih ederek, koşarak odasına çıktı. Acelesi Yusuf bekletmemek için değildi, okula geç kalmamak içindi. Saçlarını güzelce tarayıp, üniformalarını giyerken saydırmayı asla unutmadı. Çünkü bu üniformayı giymekten hiç hoşlanmıyordu, Annesi izin verecek olsa tek gün giymezdi. Üzerini giydikten sonra masasına oturarak, sırasıyla dizili olan oje kutularını tek tek açarak özenle sürdü. O esnada Ezgi üzerini giyinmiş kahvaltıya inerken, Sinem'e sesleniyordu. "Sinem, Babam yine kızacak. Acele et!" Sinem, her sabah ki Ezgi'ye aldırış etmeden on ayrı renk olarak sürdüğü ojelerin kuruması için ellerini aşağı yukarı sallayarak yel yaptı. Dudak kalemiyle vazgeçilmez renge, mora dudaklarını boyayarak çantasını alıp, geç kaldığı kahvaltı masasına koşarak indi. Bahçede hazırlanan masanın başında oturan Serkan Bey, Sinem görüş alanına girince Yaren hanıma bakarak "Geldi senin küçük boy" diye fısıldadı. Yaren hanım, Serkan beye tatlı tatlı gülerken "Ben bu kadar çılgın değildim" diye yanıt verdi. Yaren hanım'da biraz çılgın bir gençlik yaşamasına rağmen, kızının bazen aşırıya kaçtığını düşünüyordu. Oysa onun Eymen abisiyle geçirdiği 18 yaşı, kızınınkiyle kıyaslanamazdı bile. Sinem usul usul masada yerini alırken, kulakları delen fren sesiyle elindeki çatalı düşürdü. Başını sesin geldiği tarafa çevirdiğinde, Yusuf'un kaskını çıkarmakla meşgul olduğunu gördü. Ne yani bu cezalı çocuk, ceza sebebiyle cezasının yanına mı gelmişti? Sinem kalbinin üzerine koyduğu elini kaldırırken, hiç düşünmeden hızlı adımlarla bahçeden çıktı. Arkasından seslenen babasıyla annesini duymuyordu kulakları, Yusuf'un canını hiçe sayışı bir kenara, neredeyse kalpten gitmesine sebep olacaktı. Bahçe kapısının tam önünde Yusuf'la karşı karşıya gelince, yumruğunu olanca kuvvetiyle omuzuna vurmak istese de yapmadı. Ama suratına bir güzel tükürdü. Yusuf kendisini savunmaya geçmeden, Sinem henüz yeni yapılmış olan saçlarına elini geçirip çekince aynı anda herkes Sinem'in adını söyleyerek bağırdı. Tek bir kişi hariç; Tosun paşa. O yemeğiyle haşır neşirken dünyayla bağlantısını koparıyordu. "Sen sabah sabah beni gencecik yaşımda, ojelerim yeni kurumuş maşam soğumamışken, öldürmeye mi geldin?!" Yusuf, Sinem'in bileğini tutarken öne doğru eğmek zorunda olan başını dayısına çevirdi. Aynı zamanda yüzünde ki ıslaklık Sinem değil de, başka birisi sebebiyle olsa düşünmez dalardı ama, kız kısmına el kaldıramıyordu. "Dayı benden günah gitti." Yusuf cümlesini tamamlarken, Ezgi Sinem'in haline bakıp bakıp gülüyor, Yaren hanım kızıyor, Serkan bey Yeğeninin ne yapacağını izliyordu. Bu cadı kızı ne yapsa hak ediyordu ya, baba olarak kıyamazdı kızına. Yusuf saçlarındaki eli bileğinden tutarak, biraz daha eğilip Sinem'in ayaklarını yerden kesti. Sinem çığlık atarken, Yusuf onu sandalyesine oturtarak tarafına bakmadan dayısına yöneldi. Yusuf'un dayısına yengesine sevgisi büyüktü ama, Sinem bir kuzenden çok Bela olduğu için, olabildiğince uzak durmayı tercih ediyordu. Masaya oturup ona açılan servisi beklerken, Yağmur Yusuf'u görünce yanların gelerek "Hoş geldin" dedi. Ardından işi olduğunu söyleyerek kahvaltı yapmadan arabasına binerek uzaklaştı. Sinem kahvaltı esnasında sürekli Yusuf'a saydırmaya kendini adapte etmişken, annesinden aldığı ikazla susmak zorunda kalmıştı. Annesinin bu canına kast eden, meymenetsizi koruması sinirlenmesine sebep olmuştu. Kahvaltının ardından Serkan Bey'in motorla ilgili çektiği nutuk sayesinde, Yusuf da onlara katılmış, Yaren Hanımın arabasıyla okula gitmek üzere yola çıkmışlardı. Sinem o motora asla binmezdi, bildiğin ölüm sebebi derdi o motorlar için. Sinem ön koltuğa kurulmuş kucağında çantasıyla otururken, arkasında oturan Yusuf'a dönerek kaşlarını çatarak tehdit etti. "Dediklerimi harfiyen yerine getirmezsen, halama söylerim bir itiraza bir gün çekme kat attırırım." Yusuf "Ben bu belaya nasıl katlanacağım?" diye düşünürken, cevap vermeden başını sallamakla yetindi. Annesi de buna benzer şeyler söylediği için, susmak en hayırlısı diye düşündü. Zaten muhabbet edeceği son kişi bile olamazdı Sinem. Araba kolejin kapısında durduğunda, Sinem "Kapım" diye sesli sesli söylendiğinde, Yusuf "Ya sabır!" çekerek kapısını açtı. Etrafındaki insanlar bu dudak uçuklatacak duruma şaşkınlıkla bakarken, aslında bunun kısa bir teaser olduğunu bile bilmiyorlardı. Tam 13. Doğum gününde Sinem'e söylenen sözler, kızın hala içinde bir uhde olarak duruyordu. Ve 17. Doğum gününe üç gün kala ayağına gelen bu fırsat, adeta "Laflarını ona yuttur, eline çekirdek ver ve dedikoducu elli teyzenin tam ortasına Yusuf'u bırak diyordu." Sinem'in yapacağı şeylerin hayali kafasında uçuşurken, kendisi bile Yusuf'a acıyordu. Ama bu eğlenmeyeceği anlamına gelmezdi. O zaman ilk eylemini gerçekleştirmek adına, Kolej'in en güzel sır saklayan kızının yanına gitmesinde bir sakınca yoktu değil mi? "Bekle sevgili kuzenim, Bekle egosu Kaf dağındaki Yusuf Kahraman! Karizmanı çizmeye geliyorum!"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE