18.Bölüm

1360 Kelimeler
Keyifli okumalar Deli Yürekler :) “Sen, ben, gidelim mi Mutluluğa?” Sinem, kalabalık gurubun arasından çekilmiş, Yusuf’un kulağına fısıldadığı davetle karşı karşıya gelince, bugün sayısını bilmediği kere kalbi tekledi. Şarkı söyleyip sahneden indikten sonra, Yusuf’un kollarıyla sarmalanmış bir ömür birlikteliğe merhaba demişti. Yeşillerin yeşillerle dansı bir ömür sürsün, ayrılık onlara asla uğramasındı. Yusuf, yıllardır sevdiği Bir tanesi tarafından sevilmenin tadına varıyordu doyasıya. Kalabalığın içinde dayanamamış yelkenleri suya indirmişti ama, konuşmaları gereken şeyler vardı. Sinem’in olumlu cevap vermesinin ardından, ellerini birbirine kenetleyerek mekanın çıkışına doğru yürüdüler. “Bizimkilere haber vermedik, merak ederler.” Yusuf, kapıdan çıkarlarken Sinem’in yüzüne doğru eğildi. “Benimle olduğunu anlamakta zorluk çekmeyeceklerdir, Bir tanem.” Diyerek burnuna öpücük kondurarak, peşinden çekerek arabasına bindirdi. Yusuf, en yakındaki sahil kenarına gelip arabayı park edene kadar, Sinem gün boyunca yaşadıklarını analiz etmekle meşguldü. Sinem’i kolunun altına alıp, başını göğsüne yaslarken buram buram hasretle doluydu. “Sanırım uzun süre seni gördüğüm her yerde sarılacağım.” Sinem, kolunu Yusuf’un beline sararken, sessizce mırıldandı. “Şikayetim yok, senin yanında nefes almak istediğim günlerin sayısını unuttum ben.” Yusuf, oturdukları bankta, Sinem’i omuzlarından tutarak yüzlerini aynı hizaya getirdi. Şimdi söylemenin sırasıydı işte. “Gitme Sinem, benden bir adım uzağa---” Dudaklarının üstüne konulan narin parmaklar konuşmasını engellerken, ona bakan gözler dolu dolu olmuş parlıyordu. Dalga sesleri kıyıya vurup, rüzgarın esintisiyle uyumlu bir ritim tutmuşken, Sinem’in artık Yusuf’u üzmeye hakkı yoktu. Ellerini Yusuf’un yüzüne koyup, geceye inat sesli sesli konuşmaya başladı. Sanki söylediklerine boğazı şahit tutmak istiyordu.  “Sen beni istemesen de, gitmeyeceğim artık. Aldığın her nefese kokum karışsın, içine işleyeyim. Verdiğin her soluğu ciğerlerime haps edeyim, bir ömür içimde benimle yaşa istiyorum. Belki senin gibi güzel sevemem.” Sinem, konuşmaya devam ederken, Yusuf gözlerini kırpmadan hayalini bile kuramadığı sahneyi, hafızasına kazımaya çalışıyordu. Sinem’in saçları yüzüne dökülmüş, saçları gibi güzel olan gözleri aşkla mühürlenmişken, Yusuf parmak uçlarıyla saçlarını yüzünden çekti. “Belki senin gibi güzel sevemem ama, bende çok seviyorum seni. Rüyalarım, hayallerim değil, gerçeğim ol Yusuf.” Yusuf’ta kalp taşıyordu nihayetinde, Sinem’in bu seslenişlerine nasıl olurda sessiz kalabilirdi ki? Ellerini bu defa saçlarına götürüp okşarken, saçlarının arasına burnunu yaslayarak derin bir nefes çekti içine. “Seni son nefesime kadar sevmek, kokunu içime haps etmek, bıkmadan usanmadan her gün yapmayı isteyeceğim şey, Sinem. Seni öyle uzun zamandır bekliyorum ki, aklımı kaçırdım sen yokken.” Sinem, Yusuf’un boynuna sarılıp, uzun zamandır içine hapsettiği hıçkırıklarını serbest bırakırken, Yusuf’un sessiz göz yaşları eşlik etti ona. “New York, bana büyük bir ders oldu. Bundan sonra sen yoksan yokum, olduğun yer neresiyse oradayım. Yemin ediyorum sensiz nefes almayacağım.” Yusuf, Sinem’in yüzünde ki incilerini parmak uçlarıyla silerken, Sinem cebinden çıkardığı bir şeyi Yusuf’un avucuna bıraktı. Yusuf, avucuna bırakılan soğuk, sarı halkaya bakarken, Sinem’in pürüzlü sesi doldu kulaklarına. “Sensiz nefes almak ıstırap oluyor bana, izin verirsen yüzüğü parmağına takabilir miyim?” Yusuf’un bakışları Sinem’le yüzük arasında gidip gelirken, Sinem’in narin parmakları tarafından sarmalanan elinde sabit kıldı. Yüzüğü bir eline almış, diğer eliyle parmaklarını tutmuş, Yusuf’tan gelecek bir cevabı bekliyordu Sinem. Yusuf şaşkınlıkla Sinem’in nemli, titreyen kirpiklerine bakarken, içinden bir şeyler akıp gitti. Sanki tek bir tereddüt geçse gözlerinden, anında okuyacaktı. Öyle derin bakıyordu. Sinem, gözlerini açıp kapatarak derin bir nefesi duman misali dışarıya üflediğinde, kendine geldi Yusuf. “Bu bir evlilik teklifimi, Bir tanem?” Sinem, Yusuf’un alayla kıvrılan dudaklarına bakışlarını kaydırdığında, ellerini çekmeden uzanarak, dudağının kenarına kalp ritminin değişmesine sebep olacak bir öpücük bıraktı. Yusuf’un gülüşü donup kalırken, Sinem’in gözlerinde ki o beklenti dolu minicik pırıltıyı gördü. Sinem’in ona yaptığı gibi yaklaşıp gamzesiyle dudağının kenarında ki yere öpücük bıraktıktan sonra, kulağına doğru yaklaşıp fısıldadı. “Takabilirsin yüzüğümü, ömrümün sahibi.” Bu yüzük, artık Yusuf’un esaretiydi. Çünkü o Aşk-ı Belasına evet demiş, ömrüne buyur etmişti. ??? “Abla be, Seda gitmese ona engel olsan, Türkiye’ye de çok yakışmıştı.” Sinem, özenle taradığı saçlarını sırtına doğru salarken, sıkıntıyla yerinde duramayan Hamza’ya bakıyordu. Belliydi Hamza’nın Seda’ya karşı bir şeyler hissettiği ama, gerçekleri değiştiremezlerdi. Mesafelerin ne kadar acımasız olduğunu, özlemin insanın yüreğini yakan bir kora nasıl dönüştüğünü çok iyi biliyordu Sinem. Ceyda ablasının düğününden sonra, Yusuf’la geçirdikleri o özel anlar mutluluğun zirvesiydi. Ailelerinin duyacak olmalarını her ikiside önemsememiş olsa da, bu ilişkiye karşı çıkacak olmalarından korkuyorlardı. Kuzen olmaları, geçmişte birbirleriyle olan süetüşmeleri,ve şimdi geldikleri durum. Nerden nereye denilecek kıvamdaydı bu olanlar. Kardeşinin de aynı acıları çekmesini, mesafelerin arasında hissettiklerine kamçı vurmasını istemiyordu. Oturduğu koltuktan kalkarak Hamza’nın karşısına dikildi. Ellerini omuzlarına koyarak, umut dolu sözcüklerini sıraladı ard arda. “Hamza, üçüzüm benim. Bak şimdi biraz arkadaşımı satıyor gibi olacağım ama, sanırım Seda’da sana karşı boş değil. Yani senin bu kaçamak bakışlarının aynılarını sana atarken görmüş olabilirim, mesafeler çok can yakıyor kardeşim.” Sinem, Hamza’nın aydınlanan yüzünü görünce, odadan çıkmadan önce son bir kaç kelime daha söyledi. “Seviyorsan git, söyle!” Hayatta yapılacak en güzel şeydi bu, sevdiğini itiraf etmek. Şimdi istikameti belliydi, dün evlilik teklifi ettiği biricik nişanlısının yanına gidecekti. Tabi bundan nişanlısının haberi yoktu. ??? Yeni bir sabaha gülümseyerek uyanan Yusuf, dünden beri muhteşem hissediyor, yaşam enerjisi geri verilmiş gibi geliyordu. Sinem’le ne kadar yeni kavuşmuş olsalar da, Yusuf’un ailelerinden gizli bir ilişki sürmeye niyeti yoktu. Onun bir tanesi, ona evlilik teklifi etmiş, çat diye yüzüğü parmağına takmıştı. Üstüne birde söz almıştı, “Yarın okulun ilk günü çıkartırsan hissederim. Ve bu senin sonun olur Yusuf” diye. Okulun ilk günü olduğu için asmayı planlarken, aklına gelen işleriyle vazgeçti. Hazırlanarak evden çıkarken, garajda ki motoru geldi aklına. Sinem korkuyor diye, o günden sonra el sürmemişti. Sinem’in de bugün okulda ilk günü olacaktı ve okula Motoruyla gitme ihtimali vardı. Evden çıkarken elini cebine koyarak kamufle edip, tedbir alsa da nereye kadar gideceği meçhuldü yüzüğüyle. Bu yüzük işi ilk olarak kızın parmağında işleve konulması gerekmez miydi? Bir terslik vardı ya hayr olsundu. Yusuf, telefonunu cebinden çıkartarak arabasına doğru ilerlerken, Sinem’in ilk çalışta açmasıyla genişçe gülümsedi. “Sinem” Karşısından gelen sitem dolu ses, bu seslenişin yanlış olduğuna dair sinyal veriyordu. “Buyurun Yusuf bey, ben Sinem Ulusoy?” “Başkaları olunca Kutup, bana gelince Yusuf bey ha?” Yusuf, arabasına binip kontağı çalıştırırken, karşıdan gelen kıkırtı sesiyle henüz yeni çattığı kaşlarını serbest bıraktı. “Sen bugün okula gitmiyor musun, Hayatım?” Sinem, Yusuf’un laf sokmasının ardından, konuyu değiştirme tarzına hayran kalırken kaskını takmadan motoruna bindi. “Gidiyorum gitmesine ama, sayende henüz yola çıkamadım.” “Ben seni almaya geliyorum, hem şu devlet sırrı gibi sakladığın okulun neresiymiş görmüş oluruz.” “Yok hayatta olmaz, ben kapattım okul çıkışı görüşürüz.” Sinem, Yusuf’un cevabını beklemeden telefonu kapatarak, içindeki hin düşüncelerle yola çıktı. Okulun bahçesinden içeriye girdiğinde, motorunu görünmeyecek bir yere park etti. Dersler bitene kadar yaptığı rutin iş, yan binasında ondan habersiz olan Yusuf’u gözetlemekti. Türkiye’de okuyacağı en güzel üniversite, tabi ki Yusuf’un içerisinde olduğu üniversiteydi. İki ders arasında Yusuf’un yanında soluğu alan, etrafındakileri önemsemeyen o kız için, türlü türlü senaryolar yazarken kendisini bahçede buldu. Yusuf’un göreceği açıdan ona doğru yürümeye başladığında, Yusuf yanında ki arkadaşının ıslık çalmasıyla başını kaldırıp baktı. Sinem’i karşısında görmeyi beklemediği için, ona yazdığı mesaj yarım kaldı. Yanında ki arkadaşının “Yeni gelmiş okula, ama iyi ki gelmiş yani” demesiyle oturduğu yerden kalkarak Sinem’le, Enver’in görüş alanının arasına girdi. Enver canına susamıştı da, Yusuf bunu yeni öğreniyordu. Sinem, Yusuf’a ne oldu? Dercesine bakarken, Yusuf’un kendisine çekip elini bel çukuruna yerleştirmesiyle şaşkınlığı gökyüzüne ulaşmıştı. Tamam, Yusuf’tan birlikteliklerine dair bir atak bekliyordu ama, cebinden bir tektaş çıkartıp avucunun içine bırakmasını, üzerine “Hayatım yüzüğünü evde unutmuşsun” sözlerini ilave etmesini asla beklemiyordu. Kolundan çekilerek okulun dışarısına çıkartılırken, resmen Yusuf’u faka basacağım derken dumura uğramıştı. Okulun önünden ayrılıp ara bir sokağa girene kadar durmayan Yusuf’a, soluk soluğa selendi Sinem. “Ne oluyor Allah aşkına?” Yusuf, Sinem’e anlık bir bakış atarken, “Özür dilerim, daha romantik bir an olsun isterdim ama, artık ok yayından çıktı. Hem Senin ne işin var burada?” Sinem, kolunu Yusuf’un parmaklarından kurtarıp, yüzüne düşen saçlarını geri iterken, Yusuf’un sorusunu es geçti. “Yusuf, neler oluyor sana?” Yusuf, saçlarının arasına parmağını sokup, geriye doğru iterken tek cümleyle özetledi. “Serkan dayımla konuşmaya gidiyorum, sende benim seni bırakacağım yerde beni bekliyorsun. Anlaşıldı mı?” Sinem, avucuna bırakılan tektaşa mı, yoksa dün bir bugün iki derken, Yusuf'un babasıyla konuşmaya gitmesine mi şaşırsın, bilmiyordu. Ama bu acele işe bir şeytan karışırsa, daha princin taşını ayıklamazlardı. Finale 2-3 bölüm kaldı :)
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE