Kendi gezegenim den geleceklerini bilene kadar her şey daha güzel ilerliyordu hayatımızda. Karşı tarafın haberi olmadan savaşa açamazdın bu bir savaş kuralıdır. Akşamki yemek o kadar güzel geçmişti ki bunu beklemiyorduk, savaşa hazır mıyım diye sorarsanız hazırdım. Evet ama tam anlamıyla değil. Bir önceki savaşta dökülen kanlar Jugador’un canını çok sıkmış, onu çok öfkelendirmişti. Beklediğimiz savaşı bu kadar erken yapacaklarını düşünmüyordum. Sabah Amor ekmek almaya dışarı çıkmak için kapıyı açtığında siyah kırmızı damgalı bir zarf vardı kapının önünde. Bu öncekilerde ciddi olmadıklarını şimdi işlerin renginin değiştiğinin göstergesiydi. Zarfta ne yazdığını tahmin edebiliyordum, tereddütte açtım içinde bir saat sonra savaşın başlayacağı yazıyordu. Bizim gezegenimizde zaman ifadeleri dünyadakinden farklıdır. Bir saat dünyada 10 güne bedeldi. Bu durum bize biraz zaman kazandıracaktı. Zarfı açtığımda Carl ve Karen’i ürküten bir şey olmuş olacaktı ki saniyeler içinde kapıma gelmişlerdi. İçimizden bazılarını kaybedecekdik hepimiz bunun farkındaydık. İşleri biraz daha hızlandırmamız gerekiyordu. Amor’u korumam gerekiyordu, emindim ona zarar vermek isteyeceklerini. Çünkü burada kalmamın asıl sebebinin o olduğu olduğunu düşünüyorlardı. Tabii ki de bu İlk başlarda böyle değildi şimdisi içinse aynısını söyleyemezdim.
Artık dönüşüm işini sadece Carl değil ben ve Karen de yapıyorduk. Amor’unbizim için yönlendirdi insanlar buna hazır olan gerçekten güçlü ve kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insanlardı. Günde 20 kişi geliyor ve hepsini dönüştürmek için ısırıyorduk bu bizim için biraz kolay bir tabir oldu. Tabii bu dönüşümlerin onda yedisi başarılı oluyordu. Karenin dönüştürdü insanlar genelde başarısız oluyordu, bunun sebebi kareni dönüştüren kişi ben olmadığım içindi ve bu durum onu güçsüz düşürüyordu. Bu yüzden ona artık yaptırmamam gerekiyordu.
Dönüşüm beslenme derken 6 gün geçmişti bile ama sürümü 4 katına çıkmıştım bile. Hepsini savaşta kullanmayacaktım, bazılarını hiç savaşa katılmayacaktım ve birkaçını Amor’u korumaları için görevlendirmeyi düşünüyordum. Ne kadar fazla dönüşüm yaparsan Alfa olmaya o kadar yaklaşmış oluyordun, bu yüzden Carl sürümün en güçlü üyesiydi, Carl dan sonra Türk kökenli Onur vardı, kanında taşıdığı savaşçı ruhu onu Carla daha da yakın olmasını sağlıyordu. Yeni dönüşüm geçiren üyelerimizin artık vücudunda kan bulunmadığı için çok bitkin görünüyorlardı. Onlar için insan kanı gerekiyordu, daha hızlı kendilerine gelip güç toplamaları için. Amor hastanelere gidip bulunan kanlardan alıyor ya da gönüllü Kan vermek isteyen öğrencilerinden Acil hasta varmış gibi torbalarla kan alıyordu. İnsan kanı içen sürü üyelerim hemen kendine geliyordu. Tüm üyeler artık birer ölüydü. Bu yüzden ölüm diye bir fikir oluşmuyordu onlar da. Onlar için varoluş ya da yok oluş vardı, “kan yaşamdır,” dert Bela lugosi nin Draculası ve ekler “ölmek gerçekten ölü olmak, gerçekten görkemli bir şey olmalı”. Yaşamak için kan içiyorduk ve bir insan kanı bunu en iyi karşılayan kan türüdür. Vampirlerin güçleri yaşları ile doğru orantılıdır, yani ne kadar yıl geçmişse vampir olmasının üstünden o kadar güçlü oldu olduğu anlamına gelir.
Bu savaşın başlamasına sebep olan şey bundan bir önceki genel elçilerin yok olmasına sebep olmamdı. Onların amacı beni ve sürümü geri götürmektir fakat benim buna engel olabilmem tek bir sonucu doğuruyordu bu da onları yok etmekti.
Bizim tek avantajımız onların izlerini nerede olduğunu biliyor olmamdı. Odett’in göndermiş olduğu çağrılar Jugador’un ona bahsettiğinden daha azdı ve Jugador yaşlı olduğu için pek uğraşmak istemiyordu, bu konuda ona güveniyordu. Ne kadar Jugador babam olsa da bunu asla hissettirmiyordu. Annemin bir insan olması ve benim doğmam sonucunda ölmesi babamı bana karşı sürekli öfkelendiriyordu. Bu benim suçum değildi elbette ama vampir egosu bunu anlamasına engel oluyordu ya da bu şekilde kendini rahatlatıyordu. Annem kumral tenli, yeşil gözlü bir kadınmış, öleceğini anladığında bana bir fotoğraf bırakmıştı oradan tanıyordum onu. Jugador kadınına aşık fakat onun emanetine saygısız davranan bir babaydı. Bu yüzden onu bir baba olarak görmüyordum. Bunun için beni öldürmek istemesini de normal karşılıyordum.
Savaşın başlamasına son 2 gün vardı bu nedenle Amor’u evinde bulunan, kimsenin hiçbir şekilde açamayacağı bir mahzene kilitleyecektim, ona yetecek kadar erzakla beraber oraya kilitledim. Bu mahzen evin içinde gizli bir bölmeydi, bundan asırlarca yıl önce yapılmıştı, Amor’un büyük büyük büyük dedesinden kalkalmaydı. Restorasyon esnasında kapatılmış ve bu bölmeyi tekrar açtırabilirmek için çok para harcamıştı. Bu mahzenin özelliği; içinden dışarıya ses iletmiyor, koku dahi geçirmiyor oluşuydu. Bu bizim için büyük bir avantajdı. Mahzene onunla birlikte sürümün 3 üyesinin daha koymuştum anahtarı da Amordan alıp en iri yapılı üyeme vermiştim. Savaş bitince onları oradan çıkaracaktı. Gece saat üçte savaş bizim için belirledikleri meydandaydı. Biz onlardan önce buraya gelip onları rahatsız edebilecek floresan ışıklarla donatmıştık. Elbette bu ışık bizi de rahatsız edecekti, bunu engelleyecek tek şey özel üretim gözlükler ve timsah derisinden yapılmış kıyafetlerdi. Bu kıyafetleri normal kıyafetlerimizin altına giymiştik, açıkta tek bir yerimiz bile yoktu, bu onları öldürmese de canlarını yakacak ve güçsüz düşürecekti.
Sert bir rüzgar esmeye başladı, bize doğru geliyorlardı kendilerinden önce öfkelerinin kokusunu duyabiliyordum. Ortalık fena kızışacaktı ve onlardan korkmuyordum. Her savaşta olduğu gibi bizde de liderler savaşa katılmazlardı. Çünkü onlar savaşın yöneticileriydi. Bu yüzden gerekmedikçe ben de savaşa girmeyecektim. Artık savaş başlıyordu. Savaş alanına geldiklerinde beklediğim Man ırkı yerine bir önceki gönderilen elçilerin sürüleri gönderilmişti. Öfkelerini asıl sebebi de buydu, gelen sürünün içinde eskiden arkadaşlık ettiğim değer verdim Blue vardı. Acısını anlayabiliyordum. Gönderilen ve bizim yok ettiğimiz elçilerden bir tanesi de onun abisiydi. Abisi onun her şeyi, evrende değer verdiği tek canlıydı. Blue da geride bekliyordu. Savaş başladığında savaşı yöneten kişi oydu belli ki. Eğer savaşa girmesi gerekirse ölecekti. Ve ben buna izin veremezdim. Başyardımcım Carl ve ben birlikte savaşa müdahale etmemiz gerekirse girecektik şimdilik izliyorduk o sırada ışıkları açtık onların güçleri düşüyordu ve gücümüz onların gücünden üstün geliyordu. Blue'nun yaptığımız hazırlığı anlaması çok uzun sürmedi. Böyle devam etmesi kaybedecekleri anlamına geliyordu. Yapmış olduğumuz bu hazırlık gelmesini beklediğimiz en güçlüleri Man sürüsü içindi. Bu yüzden onları daha da fazla etkiliyordu ve benim savaşa girmeme gerek kalmadan Blue geri çekilme emrini vermişti. Henüz kimse zarar görmemişti. Bu yüzden şanslıydık, savaş bitmişti hızlıca Amor’un yanına gittim ve onu olduğu yerden çıkarttırdım. Eve benimle beraber gelen ve Amor'un yanında duran sürü üyelerimi gönderdim. Amorla baş başa kalmıştık, çok meraklıydı olan biten her şeyi ona anlattım. Benim için endişeleniyordu, benim görüşlerime ve kararlarıma saygı duyacak kadar çok seviyordu beni. Bende onu çok seviyordum. Bu direnişimin sebeplerinden bir tanesinin kendisi olduğunu bilse bir dakika bile düşünmeden Vampir olmayı kabul ederdi.
Savaşın bu şekilde bitmesi beni tedirgin etmişti. Tabii ki bu böyle bitmeyecekti, her şey yeni başlıyordu...