9.Bölüm

1316 Kelimeler
Cemre elindeki stres çarkı ile oynarken hemen karşısında oturan Uluhan'un telefonu çalmıştı. Uluhan telefonu açıp ayağa kalktı ve biraz onlardan uzaklaştı. Bu sırada ekibin diye üyeleri kendi aralarında konuşurken Cemre de dışarıdaki sağanak yağmura gözlerini çevirip derin nefes aldı. Bir ara mahalleye gidip Ozan'ı görmeliydi ve bir de tabi ki diğerlerini. Tüm bu olanlardan sonra doğru dürüst bir araya gelip nasıl olduklarını görmemişti Cemre, merak ediyorum açıkçası onları. Uluhan konuştuğu birkaç dakikanın ardından onların yanına gelince telefonu fırlatırcasına attı koltuğun üzerine. "Gerçekten çok güzel ya," dedi sinirle ve o sırada Cemre anlam veremedi bu sinirine adamın. "Ne oluyor?" dedi Uluhan'ın bu tavrına. Cemre'nin dediğinden sonra diğerleri de dikkat kesilmişti. "Murat ortada yok. Üstler arıyor Murat'a ulaşmama gerektiğini söylüyorlar. Büyük ihtimalle ifşalandı diyorlar ve Eğer olur da Murat konuşacak olursa hepimize ne yapacakları hakkında üstünkörü tehdit ediyorlar," dedi Uluhan sinirle. Cemre olayın ciddiyetine vardığında hızlı yerinde doğruldu ve elindeki stres çarkını sehpaya fırlattı o da. "Ne demek Murat ifşa oldu? Şu anda bu üstü kapalı tehditler bir yana bu çocuk ifşa olduysa kim bilir bu çocuğa ne yaptılar?" Dedi Cemre endişe ile. Cemre cevap beklercesine Uluhan'a bakarken diğerleri de oturdukları yerden ayaklanmıştı Cemre gibi. "Peki ya Aşir?" dedi Cemre korku ile. Eğer o da ifşalandıysa ikisine olacakları düşünemiyordu kız. "Aşir'lik bir şey yok. Onda ifşalanma gibi bir şey söz konusu değil ama Aşir'de Murat'a ulaşamıyor. Kadem'e bile gitmemiş sabah," dedi Uluhan sıkıntı ile. Uluhan ne zaman panik olsa yaptığı hareketi yapıp bir ileri bir geri gitmeye başladı. "Kim bilir konuşturmak için ne işkenceler yapıyorlar çocuğa? Falakaya bile yatırır bunlar çocuğu," dedi Liva endişe ile. "Falaka olsa yine iyi," dedi Sungur dişlerini sıkarak ve o sırada Cemre'nin tüyleri ürperdi aklına gelen görüntüler ile. "Emin olun Kadem'in işkence yöntemleri falaka gibi basit bir yöntem değil. Ne yapıp edip akşam olmadan Murat'ı bulmamız lazım. Yoksa her şey için geç olabilir, çocuğun cesedini bile bulamayız geç kalırsak," diyen Cemre ile Fuat'ın dudakları arasında okkalı bir küfür çıktı. "Amına koyduğumun çocukları! Türk bayrağını direğini sokacağım bunlara az kaldı. İki bomba yerleştirdiler Ülkenin altına çatır çatır insanları öldürecekler bir de şerefsizliklerini de şerefsizlik ekleyip kurtarmak isteyeni de yok ediyorlar," dedi nefret ile. "Alkış tutmalarını beklemiyorduk değil mi? Laklak yapmayı bırakın görev verildi. Murat'ı yerin altında da olsa bulup çıkarmamız lazım ve bu evi de kapatmamız lazım acilen," dedi Uluhan gelen emri söyleyerek. "Eğer Murat ifşalandıysa burayı da ifşalamaları an meselesi," diyen Uluhan ile herkes hızlıca organize olup odalara dağıldılar eşyaları toplamak için. Diğerleri eşyaları toplarken bir kişi aşağıda kalıp iz bırakmamak için her yeri siliyordu en ufak detaylara kadar. İki saat içinde herkes aşağı indiğinde ellerinde bavullarla dikilmiş olarak kapının önündelerdi. Uluhan son kez bir konuşma yapmak için herkes de göz gezdirdi. "Şu anda üsse gideceğiz ve bir süre orada saklanacağız ve büyük bir ihtimalle uzun süre dışarı çıkamayacağız. En azından Murat bulunana kadar. Murat bulmak için sadece iki kişi dışarı çıkabilecek ve diğerlerimiz üstten ayrılmayacak güvenlik açısından. Olası bir ihtimal eğer olurda Murat ölmüşse ve konuşursa işkencelere dayanamayıp bu bizim için de iyi olmayacak,", dedi Uluhan ve derin bir nefes aldı. "Günler kaldı bombanın patlamasına ve her yerin cehenneme dönmesine. Buna rağmen bunlar hala bizim içi boş tehditler mi savuruyor? Bizden başka çıkış noktaları yok onların farkındasınız değil mi? Sadece otuz gün içinde tekrardan yeni bir ekip kurup yeni bir plan yapamazlar. Bu yüzden bize mahkumlar, içi boş tehditleri kendilerine saklasınlar. " Cemre damarına basılmış sinirle konuşuyordu. Uluhan da Cemre'nin bu dediklerini zaten düşünmüştü fakat şu anda düşüncelerini söyleme sırası değil bu işten sıyrılma sırasıydı. "Cemre asiliğin sırası değil. Oraya gittiğimizde üstlerimiz de olacak, herkes kelimelerine dikkat etsin orada. Her ne kadar onlar Ülke için uğraşsa da bizim için birer tehlikeler anladın mı? Dediğim gibi iki kişi Murat'ı ararken diğerleri üste kalıp bombalar için uğraşacak,' dedi Uluhan son kez ve herkes onu onaylayıp dışarıya çıktılar. Cemre Uluhan'ın arabasına binerken son kez evde göz gezdirdi ve ardından ön koltuğa binip arabayı çalıştıran Uluhan'a baktı. "Aşir ne olacak peki, üsse gelecek mi?" dedi Cemre ve Uluhan ise kafasını iki yana salladı. "Şu anda Aşir'in bizim yanımıza gelmesi demek dikkatleri üzerine çekmek demek, hele ki Murat olayından sonra. Bir ajan daha kaybetmek istemiyorsak Aşir yerinden kıpırdamamalı. Eğer olur da bir buluşma olursa bu bomba imha günü olur, o da ölmeyip ihma edebilirsek,' dedi Uluhan açıkça ve Cemre ise tırnaklarını hızlı bir şekilde torpidoya vururken öne doğru eğilmişti arabada. "Levent'i aramalı mıyım sence ne olup bittiğini öğrenmek için? Sonuçta Bana güvendi değil mi, anlatır neler olduğunu," dedi Cemre fikir yürüterek ama Uluhan onunla aynı fikirde değildi. "Cemre, Levent sana güvense de bu şekilde hareketler yapman güvenini bir sürü askıya almasını sağlar. Bu yüzden o aramadan onu aramıyorsun. Levent bu hastalıklı hisleri ile zaten boş bırakmaz seni merak etme," dedi Uluhan ve Cemre ise rahatsız olmuşçasına yerinde kıpırdandı. Uluhan haklıydı... "Sen onu bunu bırak da Aysima'dan bir haber var mı?" dedi Cemre. O küçük kızı çok merak ediyordu. Göremiyordu ve kim bilir ne haldeydi çocuk. Kendini koruyabilir miydi? Tabi ki hayır ama yine de Levent bu kadar canavarlaşmış değildi değil mi, bir şey yapmazdı savunmasız bir çocuğa? "Yok," dedi Uluhan kısaca. İfadesiz yüzünün aksine düşünceleri kaosa girmiş gibiydi. İstemiyorum diye kendini yırttığı çocuk bu sıralar kabuslarına girer olmuştu kanlar içinde. Uluhan kirli geçmişi ile tekrar tekrar yüzleşiyordu. Bu kız çocuğu ile bir anısı olmasa da onun için endişeleniyor ve bulmak istiyordu onu. Uluhan biliyordu ki o kız çocuğuna bir hayat borçluydu. Annesini almıştı elinden, iyi bir hayat sürebilme ihtimalini almıştı elinden. Yani ona Uluhan çok şey borçluydu. İyi bir hayat, iyi bir aile ama ona verebileceği tek şey iyi bir hayattı. Uluhan asla bir aile veremezdi ona. "Bir şey soracağım,", dedi Cemre emin olmayarak. "Gerçekten Aysima için endişeleniyor musun yoksa vicdan azabı için mi bunu yapıyorsun? Arıyorsun ya onu diyorum," dedi Cemre merakla cevabı bekleyerek. Uluhan ne soğuk ne de sıcak bir adamdı. Ne sevgi doluydu ne de nefret dolu. İkisinin arasında bir çizgideydi, adamına göre muamele yapıyordu ama tam olarak Aysima'ya ne şekilde yaklaşıyor onu anlayamıyordu Cemre. "Cemre ben kendimi kodluyorum. Bulmam lazım dedim ve bulacağım. Bu insancıl düşünceleri kafama takacak zamanları çoktan geçtim. Ben bir makine ile aynı sistemde çalışıyorum," dedi Uluhan açıkça söyleyerek. "Herhangi bir insancıl tavrım bir düşüncem veya da bir hissim yok. Şunu söyleyeyim, benim o kıza çok şey borcum var. En azından bir özür, bir hayat. Ha ama bu kadar benim yapabileceği. Benden iyi bir baba olmaz. Benden ne iyi bir evlat oldu ne de iyi bir baba olur," diyen Uluhan'ın sesi soğuk çıkmıştı. Cemre ise bu soğuk sesine istemeden de olsa üzülmüştü. Bence Uluhan kabul etmese de iyi bir baba olabilirdi. Onu anlayabiliyordu. İyi bir babalık görmemişti ki iyi bir baba olacağını düşünsündü. "Aklıma şey geldi, eğer Atahan amca ile büyüseydin nasıl bir insan olurdun acab? Tabi ki biz tanışıyor olurduk," dedi gülümseyerek Cemre. "Ve muhtemelen Sen abim, Poyraz ve diğerleri gibi samimi sevgi dolu mert bir adam olurdun," dedi Cemre. "Çünkü Atahan amca öyleydi. Sen tanımıyorsun onu ama Atahan amca senin bu hayatta görüp görebileceğin en mert adamlardan biridir," dedi Cemre samimiyet ile. "Şu an nasılım ki?" Dedi Uluhan alayla ve Cemre ise kollarını göğsünde bağladı derin bir nefes alarak. "Soğuk, insanlara güvenmek ne bilmeyen, dürüst ama bir o kadar da sahtekar," dedi Cemre ve Uluhan ise Cemre'nin onu bu şekilde tanımlamasına güldü istemsizce. "Ne güzel tanımışsın beni sen öyle. Ben de seni nasıl tanımladım söyleyeyim mi?" dedi Uluhan Cemre'yi sinir edeceğini bile bile. Cemre devam etmesini beklerken Uluhan ise kısa bir an Cemre'ye gözlerini çevirip tekrar yola baktı. "Yeri geldiğinde insanlarla gereğinden fazla laubali olan ve istersen üç kağıtçılığın kitabını yazan birisin," dedi Uluhan'da ve Cemre ise kaşlarını çattı. "Ne üç kağıtçılığımı gördün be,' dedi Cemre buna itiraz ederek. Uluhan ise kaşlarını havalandırdı. "Atma Cemre, az değilsin sen. Çıktığımız operasyonlarda bunu çok net gördüm." Cemre çocuk gibi omuz silkerken dudak büktü. "Yanlış görmüşsün. Ben iyi aile kızıyım. Örnek bir kişiliğim yani,"dedi Cemre kendi ile dalga geçerek ve Uluhan da istemsizce gülmüştü. "Aynen ben de iyi aile çocuğuyum zaten..."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE