1850 İSTANBUL Bahar erken gelmişti, ama Sercan’ın içindeki soğuk o sabah biraz daha derinleşmişti. Yine aynı saat, aynı sokak… Asaf Bey, sabah ezanından hemen sonra penceresini açmış, birkaç satır yazdıktan sonra sokağa çıkmıştı. Yine o koyu renk cübbesi, baston gibi tuttuğu kitap destesiyle, Kuytu Yokuşu’na yöneldi. Sercan da onun arkasındaydı, ama her zamanki gibi bir adım geride. Üç haftadır izliyordu onu. Başta yalnızca bir şüpheli müderristi . Sonra bir gün, Seyyah Ağa’nın Asaf'a yaptığı teklif ile tamamen bir karmaşa oldu . O an karar vermişti: Bu kişi sade bir müderris değil, saraya kadar uzanan bir ipin düğüm noktasıydı. Üstelik Asaf Bey, sadece ders vermiyor, şehzadelere doğrudan ulaşan biriydi. Kitaplar bahaneydi belki; sözler satır aralarında başka niyetler taşıyordu kim

