Sercan o akşam, Asaf Bey’in evine giderken ayaklarının altında taş kaldırımlar yumuşak bir yankı bırakıyordu. Elinde taşıdığı küçük ve sade kutunun içindeki hediye – zarif bir pusula – rastgele seçilmiş bir nesne gibi görünse de, içinde onlarca ima barındırıyordu. Ve Asaf, o imaları okuyabilecek türde bir adamdı. Asaf Bey’in kapısı her zamanki gibi gıcırtısız açıldı. Ev mis gibi tütsü kokuyordu. İçeride sükûnet hakimdi, fazlaca dikkat çekecek hiçbir şey yoktu. Kitaplıklar yerli yerinde, perdeler neredeyse mekanla bütünleşmişti. Ama bu evde, göze görünmeyen bir düzen vardı: Her kitap yerli yerinde olmak zorundaydı, çünkü bir tanesi… bir kapının anahtarıydı. Sercan, içeri girdiğinde Asaf onu usulca karşılamıştı. Ne fazladan kelime vardı, ne gereksiz jest. Her ikisi de o akşamın sıradan bi

