Arzu'nun Anlatımından Devam
Yavuz gideli bir kaç saat olmuştu ve nihayet arabasının sesini duyduğumda ayaklandım.
Bir kaç saniye sonra kapı açıldı ve sertçe kapandı.
Sinirli olduğunu fark edip ondan uzak kalmak istedim ama doğrudan salona girdi.
Hem de tek başına. Hal böyle olunca aklıma yalnızca tek bir seçenek geldi. "Selen yok mu?" dediğimde aramızdaki mesafeyi kapattı ve hızla kollarımı kavradı.
Sertti, her zamankinin aksine bugün sertti. "Yavuz..."
"Senin o baban olacak piçi öldüreceğim, bugün değilse yarın!"
"Yavuz, kolumu bırak. Lütfen." dedim ama daha çok sıkıp beni kendisine çekti.
"Hâlâ o adam baban diye ağlıyorsun! O adam yaşamayı zerre hak etmiyor!"
"Yavuz... Ne oldu da bağırıyorsun bana?"
Kız kardeşine bir şey olmuş olacağı ihtimalini düşündüm, aklıma başka bir şey gelmiyordu. Bu yüzden öfkeli olmasını anlıyordum.
"Babam bir şey mi yaptı?"
Histerik bir kahkaha attı. "Babam bir şey mi yaptı diye soruyorsun hâlâ!"
"Yavuz bağırma bana! Kollarımı da bırak artık! Bana böyle davranamazsın!"
"O babanın it gibi kıvrandığını görmek için bile sana öyle şeyler yapmak istiyorum ki!"
"Yavuz!"
Kollarımdaki baskısı arttığında başını eğdi. "Baban neden seni alabilmek için bana hiçbir şey yapmadı sence?" diye mırıldandı. "Hepsini planladınız değil mi? Buraya gelmek babanla senin fikrindi."
"Yavuz yeter!" diye bağırdım. Ne yaşadıysa hıncını benden çıkarıyordu. "Kardeşine ne oldu bilmiyorum ama bunun suçlusu ben değilim! Bırak artık beni!"
"Bilmiyor musun? Zaten haberin yok muydu senin? Sana en başından iyi davranmamalıydım."
"Yavuz..." çaresizce mırıldanıp kaşlarımı çattım. "Yavuz neyden bahsettiğini bilmiyorum. Ama şu an saçmalıyorsun."
"Gerçekten babanın hamile bir kadının canına bile kast ettiğini bilmiyor musun!"
Hamile bir kadın ve cana kast etmek... Bütün bu kelimeler kafamın içinde yalnızca bir şeyi çağrıştırmıştı. "Zeynep abla mı?" dedim ama soruma cevap vermedi.
Benden nefret ediyordu, babam yüzünden benden nefret ediyordu. "Zeynep ablaya bir şey mi oldu Yavuz! Cevap versene!" diye bağırdığımda bir kez daha sarsttı beni.
"Buraya gelme sebebin babanı korumaksa eğer..."
"Yavuz yeter!" ellerinden kurtulmaya çalıştım ama çok sıkı kavramıştı kollarımı ve canımı yakıyordu. "Yeter artık, bırak beni! Babamla da yaptıklarıyla da bir alakam yok!" deyip hıçkırırken yanaklarım hızla ıslandı. "Şu an yalnızca kardeşini ve Zeynep ablayı merak ediyorum ama sen beni suçluyorsun!"
Elleri gevşediğinde kollarımı kurtarıp içimi çektim. "Ben Zeynep ablayı görmeye gideceğim." deyip adımladığımda kolumu tutup bir kez daha beni kendisine çekti.
"Hiçbir yere gitmek yok."
"Gideceğim, beni burada zorla tutamazsın."
"Bu saatten sonra hiçbir yere gidemezsin, kendi ayaklarınla geldiğin bu eve artık gerçekten de mahkumsun Toprağın kızı."
Bakışlarım bulanıklaştı. Tüm bu muameleyi hak etmiyordum ben. "Yavuz..."
"Odana çık, daha fazla zorluk çıkarırsan eğer ellerini kollarını bağlayacağım. Belki o zaman o adi babanın ne bok yediğini fark edersin."
"Yavuz ben babamın tarafında değilim, yemin ederim bu olanların hiçbirinden haberim yoktu. Sana yemin ederim." dudaklarımı birbirine bastırdığımda çenem titredi. Bana günlerdir iyi davranan o adam birden bire gitmişti. Ama hata bendeydi, güzel yüz gösterdi diye ona güvenmemem gerekiyordu.
"Yıllarca o adamın yanında büyüdün, sana güvenim yok Toprak kızı. Bitti. Bu saatten sonra gerçekten de benim esirimsin. Babandan intikam almak için seni kullanacağım."
"Mahir abim buna asla izin vermez."
"Sen aklına gelecek misin sanki? Karısı hastanedeyken iki günlük abinin aklına gelecek misin sanıyorsun!"
"Yavuz, dur artık..." diye mırıldanıp hıçkırdım.
"Bugün fark ettim, babana her şeyi yetiştirdin değil mi? Sana güvenmemeliydim. Zeynep'in de orada olup olmayacağını sormanın sebebi buydu, şimdi anlıyorum. Biz Selen'i alırken senin o baban hamile bir kadını yakmaya çalıştı." dediğinde şok oldum.
"Babam..." dedim ama yine bağırdı.
"Kes artık, babam yapmaz demeyeceksin değil mi!"
"Zeynep ablayı sordum! Çünkü sabah onunla konuştum, sen çıktıktan on dakika sonra!" diye bağırdım. "Sohbet ettik, iyi olup olmadığını sordum. Her şey biteceği için..." deyip başımı eğdim. "Abimi ve seni görmek istiyorum dedim, akşam için buluşma ayarlayıp kapattık." deyip başımı kaldırdım. "Gidip ona sor istersen, yalan söylemiyorum ve bu yaptıklarından sonra seni asla affetmeyeceğim Yavuz." deyip kolumu kurtardım.
Arkamı döndüm, odaya çıkacaktım ama başımı çevirip son kez ona baktım. "Tamam, bu kez de senin dediğin olsun. Gerekirse gel, elimi ve kolumu bağla. Beni bir odaya hapset ama bir gün bütün bu yaptıklarının yanlış olduğunu göreceksin. O gün benden sakın af dileme Yavuz." deyip önüme döndüm ve cebimden telefonumu çıkarıp koltuğa fırlattım. "Şifrem yok, bakarsın." diye mırıldanıp merdivenlere yöneldim ve koşarak basamakları çıkarken kendimi tutamayıp ağladım.
"Arzu!"
Arkamdan bağırdığında hızlandım ve odama geçip kapıyı kilitleyip kapının önüne çöktüm. "Arzu!" kapıya vurdu. "Arzu aç şu kapıyı, kırarım!"
"Git başımdan!" dizlerimi kendime çekip başımı yasladım ve kollarımı bacaklarıma dolayıp sessizce ağladım.
Tüm bu gerginlik, canımı yakması, babamın yaptıkları... Söylediği o sözler ama... En çok onlar canımı yakmıştı.
Ben babam gibi biri değildim, babamın arkasında duran biri değildim.
Onu sevdiğimi söyledim, onun için ağladım ama yıllardır bana babalık yapan saçlarımı okşayan bir adamı bir anda silip atamadığım içindi bunun sebebi.
Ben artık ona babam gözüyle bile bakamıyorum ki, bir kadına hatta Zeynep ablaya bunu yaptığı için onu asla affetmeyecektim.
Ve Yavuz'u da, kalbimi pır pır ettiği gerçeğini görmezden gelip bu iş bittiğinde bir daha asla yüzünü bile görmeyecektim.
~ ~ ~ ~ ~