Hamdım,Piştim..+18

1712 Kelimeler
Yazarın Anlatımıyla, Almila için yolun başı hamlıktı. Bir rüyanın peşine takılıp, sevginin sadece çiçekli yollardan ibaret olduğuna inanacak kadar toy, kalbinin sesini hayatın gerçeği sanacak kadar saftı. O zamanlar dünya, sadece ak ve karadan ibaretti; ihanetin rengini, sadakatin kanla mühürlendiğini henüz bilmiyordu. Sonra o rüya, bir otel odasının soğuk duvarları arasında infilak etti. Almila’nın ruhu, ihanetin o harlı ateşine atıldı. İmzaların atıldığı o kalem, aslında kendi infaz fermanını değil, eski Almila’nın ölüm belgesini imzalamıştı. Gözyaşları akarken, içindeki o zayıf kız çocuğu o ateşte yavaş yavaş pişmeye başladı. Acı, bir usta gibi ruhunu yoğurdu; ihanet, zihnindeki o saf dokuyu sertleştirdi. Artık ne o eski saflık kalmıştı, ne de beyaz gelinliğin masumiyeti. Şimdi ise ocağın altı sonuna kadar açılmıştı. Almila, kendi cehenneminin tam ortasında, o rüyalarındaki askerin bakışlarındaki fırtınayla yanıyordu. Bu yanış, bir yok oluş değil; küllerinden, namlusunda adalet taşıyan bir anka kuşu gibi doğuştu. Eskiden canını yakan o ateş, artık damarlarında akan kordan aleve dönüşmüştü. Kaderin mühürlü levhasında yeni bir sayfa açılıyordu. Hamlığını o otel odasının balkonunda bırakan, ihanetin ateşinde pişip çelikleşen Almila için artık merhamet, sadece eski bir hatıraydı. Şimdi yanma sırası, o ateşi başlatanlardaydı. Yazgı artık kalemle değil, barut kokulu bir yeminle yazılıyordu. ''Oda Servisi!'' sesini duyunca Bilge ve Volkan birbirlerine baktı.. İkisi de bir şey sipariş edecek kadar boş kalmamışlardı. Öpüşleri yarım kalmış, dudaklarında ki ihanet arzusu da bir anda sönüvermişti.. Almila, kapıya attığı sert bir tekmeyle içeri girdi. Odanın ortasında, sadece baksırıyla dikilen Volkan, kapıdaki gürültüyle yerinden sıçradı. Az önceki o öz güvenli, dünyayı ben yarattım diyen adam gitmiş; yerine eli ayağına dolanan bir zavallı gelmişti. Almila, silahın ucunu milim saptırmadan Volkan’a baktı. Dudaklarının kenarında acı bir kıvrılma belirdi. "Merhaba orospu çocuğu," dedi, sesi o kadar doğal, o kadar sakindi ki sanki Volkan2ın adı hep 11Orospu Çocuğuydu''. Bakışlarını dehşetle titreyen Bilge’ye çevirdi. "Geç bakalım sevgilinin yanına Bilge... Hadi, yan yana durun. Bu tabloyu tamamlamanız lazım." Volkan ellerini havaya kaldırarak bir adım öne çıktı, korkuyordu, it gibi . "Almila... Bak, dur. Açıklayabilirim her şeyi. Vallahi bildiğin gibi değil, Bilge bir anda..." "Konuş demedim sana şerefsiz!" Almila’nın sesi bu kez Volkan!ı altına işetecekti.. Volkan olduğu yerde çivilenip kaldı. Almila, sol eliyle cebinden telefonunu çıkardı. Hiç acele etmeden, sanki bir tatil hatırası yakalıyormuş gibi yanyana duran bu iki ihanet abidesinin fotoğraflarını çekti. Ardından videoyu başlattı, telefonu şifonyerin üzerindeki aynanın önüne, ikisini de net görecek şekilde sabitledi. Bilge, gözyaşlarını silerek; "Almila ne yapıyorsun? Delirdin mi sen? Silahı indir, konuşalım..." Almila, boşta kalan eliyle köşedeki sandalyeyi çekti ve tam karşılarına, bacak bacak üstüne atarak oturdu. Silah hala Volkan’ın tam göğüs kafesine odaklıydı. "Her asker biraz delidir, değil mi Bilge?" dedi, başını hafifçe yana eğerek. "Ah canım oda arkadaşım... En yakın arkadaşım mı deseydim yoksa? Hani şu yediği kaba pislemeyenlerden?" Volkan’ın vücudundan soğuk terler boşanıyordu. Göğsü hızla inip kalkıyor, bakışlarını namludan kaçıramıyordu. Almila alaycı bir tavırla Bilge’ye baktı. "Bak Bilge, bu orospu çocuğu benim üstümde de böyle terlerdi. Korkuyla şehveti birbirine karıştırıyor galiba, baksana haline..." Volkan, utancın ve korkunun verdiği o eziklikle son kez yalvardı; "Almila yapma..." "Kes sesini kart zampara!" diye bağırdı Almila. O samimi havası bir anda yerini bir komutanın sertliğine bıraktı. Ardından tekrar o ürpertici sakinliğine döndü. Bilge’ye bakıp gülümsedi. "Anlat bakalım şimdi Bilge... Madem bu kadar sevdiniz birbirinizi, madem benim düğün gecemde , benim gelinliğim daha üzerimden çıkalı saatler olmuşken bu kadar mutlusunuz... Nasıl başladı bu iğrençlik? İlk yalanı kim söyledi? Anlat ki, bu videonun bir değeri olsun." "İlk yalan..." diye düşündü Almila, silahın namlusunu Bilge’nin titreyen çenesine doğru hafifçe yükselterek. "Yeryüzünde ilk yalanı kim söyledi, biliyor musun Bilge? Şeytan mı, yoksa hayatta kalmaya çalışan o ilk insan mı? Mitolojide Zeus’u kandıranlar mı, yoksa cennetten kovulmamıza sebep olan o vaat mi?" Almila, sandalyede hafifçe öne doğru eğildi. Gözlerindeki öfke dindi, yerini dipsiz bir kuyuya bıraktı. "Bence ilk yalanı, insanın aynaya bakıp 'iyiyim' dediği o ilk an doğurdu. Ama sizin yalanınız... Sizin yalanınız o kadar ucuz, o kadar 'ham' ki... İblis bile sizin yerinizde olsa utancından yerin dibine girerdi." Bilge ağlayarak başını öne eğdiğinde, Almila silahın namlusuyla onun çenesini yukarı kaldırdı. "Bana bak! Gözlerimin içine bakarak anlat! İlk yalanı hanginiz söyledi? Volkan mı 'Seni seviyorum ama o kıza mecburum' dedi, yoksa sen mi 'Dostumsun Almila ama sevgiline aşığım' diye aynanın karşısında prova yaptın?" Volkan, alnından süzülen teri elinin tersiyle silmeye çalışırken kekeliyordu.. "Almila, her şey okulun son yılında başladı... Bilge yanıma geldi, senin askerlik sevdanın bizi ayıracağını, senin sadece üniformana aşık olduğunu söyledi... Ben de inandım, boşluktaydım..." Almila acı acı gülümsedi... "Vah zavallı... Boşluktaymış. Koskoca subay adayı, bir yalanın boşluğuna düşmüş. Peki ya sen Bilge? Sen hangi boşluğu dolduruyordun benim nişanlımın koynunda?" Bilge, artık saklayacak bir şeyi kalmamanın verdiği o kirli cesaretle bağırdı.. "Sen her şeye sahiptin Almila! Demir Hafız’ın torunuydun, herkesin parmakla gösterdiği o başarılı asker kızıydın! Ben ise hep senin gölgende, senin 'en yakın arkadaşın' etiketli çantan gibiydim. Volkan beni seçti çünkü ben seni değil, onu istedim!" Almila sakince ayağa kalktı. Telefonun kamerasının her anı kaydettiğinden emindi. Bilge’nin yanına gitti, saçlarını okşar gibi yapıp aniden sertçe kavradı ve yüzünü aynaya doğru çevirdi. "Bak," dedi Almila. "Bak o aynadaki yüze Bilge. Oraya iyi bak. Çünkü yeryüzündeki o ilk yalan, şu an senin yüzünde ete kemiğe bürünmüş durumda. Sen artık sadece bir 'ihanet' değilsin, sen bir 'hiçsin'. Ve Volkan..." Dönüp baksırıyla yatağın kenarında korkudan titreyen adama baktı. "Sen ise o hiçliğin içindeki en büyük boşluksun. Şimdi ikiniz de bu videoda, bu rezilliğin içinde kalacaksınız. Ben ise..." Almila silahını beline yerleştirdi, üzerindeki ceketi düzeltti. "Ben ise o 'ham' halimi bu odada bırakıyorum. Piştim, yandım... Ve şimdi külümden doğan o yangınla hepinizi kavurmaya gidiyorum." Telefonunu aynanın önünden aldı, kaydı durdurdu ve kapıya yöneldi. Çıkmadan önce son kez omuzu üzerinden baktı: "Düğün hediyeniz sabah tüm emniyete ve ailene mail olarak gidecek Volkan. Mutluluklar dilerim... Eğer hala bir 'yüzünüz' kaldıysa." Kapıyı sertçe çekip çıktığında, yüklerinden arınmış gibiydi... Artık Almila için rüyadaki o meçhul asker Atilla’nın yolu açılmıştı. Gerçek savaş şimdi başlıyordu. Ama sadece birkaç kilometre ötedeki o loş yatak odasında, bir başka fırtına sessizce ama çok daha derinden kopuyordu. Atilla, altındaki karısının ritmine uyarken kalbindeki buz dağı milim oynamıyordu. Karısı olarak bildiği, yıllarca tenini tenine mühürlediği bu kadının aslında kim olduğunu biliyordu artık. Avuçlarının arasındaki o yumuşak omuzlar, bir yabancı istihbaratın emirlerini taşıyan bir araçtı sadece. Sevdiği kadın ölmüştü; yerine, nefes alan bir yalan kalmıştı. Zeynep'in şehvet dolu sesi Atilla’nın kulağınahiç bir etki bırakmıyordu. Zeynep, kocasının bu geceki alışılmadık sertliğini tutku sanıyordu; oysa Atilla, her hamlesinde içindeki o derin hayal kırıklığını ve nefreti kusuyordu. Bu bir sevişme değil, bir veda bile değil; bir infazın en mahrem haliydi. Atilla’nın gözleri karanlığa sabitlenmişti. Karısının yüzüne bakmıyordu; bakarsa, o masum maskenin ardındaki ajanla yüzleşmekten korkuyordu. Acı, midesinde kaskatı bir düğüm gibi dururken, bedenindeki arzu sadece hayvani bir öfkeyi gösteriyordu. Onu son kez sikiyorduu. Son kez, bu tenin ona ait olduğunu sanmasına izin veriyordu. Zeynep, ellerini Atilla’nın sırtında gezdirip tırnaklarını geçirdiğinde, Atilla dişlerini sıktı. Omuzlarındaki izler değil, ruhundaki o büyük ihanetin izi canını yakıyordu. Her nefeste barut kokusunu, toprağın o soğuk kokusunu arıyordu; aynen Almila’nın düğününde hissettiği serin rüzgar gibi. ''Boşal artık Atilla, akıt döllerini içime.. Ahhhhh! dayanamıyorum!! diye inliyordu.. Atilla, Bu son görevi yerine getirirken gram zevk almıyordu, nasıl boşalacaktı ki? ''Zeynep, nasıl o Markus iti de böyle sikti mi seni? Beni satarken... Görevini satarken böyle indin mi altında?'' deyip saçlarından çekip bir hışımla çıktı içinden... Boşalmacaktı, döllerini kurban edecekti.. ''Seni hain orospu1 İhanetini bilmiyor muyum sandın? Kalk! dedi Atilla. Zeynep, ihaneti ortaya çıktığında arsız arsız güldü.. ''Demek öğrendin Komutan!'' diye güldü pişkin pişkin.. ''Evet, Markus'ta tam böyle inletiyordu beni... Ama senin verdiğin zevk başka, onu kimse veremedi daha Atilla..'' dedi.. Atilla, elini masanın üzerindeki havluya uzatıp sanki üzerine bulaşan bir kiri siler gibi bedenini temizledi. Bakışları Zeynep’in üzerinde değil,penceredeydi. "Zevk öyle mi?" dedi Atilla, sesi öyle nefret doluydu ki oda bir anda buz kesti. "Senin için her şey bir takastı Zeynep. Tenini, ruhunu, vatanını... Hepsi birer pazarlık konusuydu senin için. Markus’un altında inlerken de, benim koynuma girerken de sadece bir 'görev'din." Zeynep yataktan kalktı, hiç çekinmeden çıplaklığıyla Atilla’nın karşısına dikildi. Dudaklarındaki o pişkin gülümseme hiç eksilmiyordu. "Hadi ama Atilla, dürüst ol... Sen de o 'ham' milliyetçilik duygularınla beni severken çok mutluydun. Oysa şimdi bak; gerçekle tanıştın. Acıtıyor, değil mi?" Atilla, kadının yüzüne doğru bir adım attı. Aralarındaki mesafe kapandığında, Zeynep’in gözlerindeki o sahte cesaret bir anlığına titredi. Atilla’nın gözlerinde az önce bedeniyle sergilediği tutkunun kırıntısı bile yoktu; sadece bir infazın soğukluğu vardı. "Acıtmıyor Zeynep," dedi Atilla, kadının çenesini tıpkı Almila’nın Bilge’ye yaptığı gibi ama çok daha sert bir şekilde kavrayarak. "Sadece tiksindiriyor. Senin gibi bir yalanla aynı yastığa baş koyduğum her saniye için kendimden iğreniyorum. Kalbim senin için atarken hamdım; vatanım sanmıştım seni, sığınacak bir liman... Ama bu gece o liman yandı. Küllerinden bir 'asker' kaldı geriye." Atilla, kadını sertçe yatağa geri itti. Arkasını dönüp dolabından üniformasını çıkardı. Odanın içinde bir ihanet kokusu, bir de yarım kalmış bir sevişmenin iğrenç artıkları vardı. Zeynep, arsızca sordu.. "Şimdi ne yapacaksın? Beni teslim mi edeceksin?" Atilla, düğmelerini iliklerken aynadaki yansımasına baktı. Gözleri, Almila’nın o an hissettiği o "yanmış" ama "çelikleşmiş" bakışların aynısıydı. "Teslim mi?" diye güldü Atilla, taşak geçer gibi. "Sen çoktan teslim olmuşsun zaten. Ruhu satılmış birinin bedenini teslim alsam ne çıkar? '' Atilla, komodinin üzerindeki telefonuna uzandı. Rehberindeki özel bir numarayı tuşladı. Sadece iki kelime söyledi. "Paket hazır. Alın." Telefonu kapattıktan sonra Zeynep’in tam karşısına dikildi. Kadın artık ağlamaya, yalvarmaya başlamıştı tıpkı Volkan gibi. Beş dakika geçmeden evin önünde siyah camlı araçların tepe lambalarının ışığı vurdu pencereye Kapı, koçbaşıyla değil, Atilla’nın az önce gönderdiği kodla sessizce açıldı. İçeri giren maskeli ve silahlı tim, yatak odasının kapısında belirdiğinde Atilla sadece bir adım geri çekildi. "Komutanım?" dedi timin başındaki asker, Atilla’nın halini ve kadının çıplaklığını görünce bakışlarını kaçırarak. "Alın şunu," dedi Atilla, parmağıyla Zeynep’i işaret ederek. "Sorgu odası 4 numara. Kimseyle temas kurmasın. Markus denen iti de bu gece paketlemiş olacağız. Yüzleşecekleri günü beklesin." Zeynep, askerler tarafından yaka paça yataktan sürüklenip üzerine bir battaniye atılarak götürülürken koridorda yankılanan çığlıkları, Atilla’nın ruhundaki o "ham" yerleri birer birer yakıp kül ediyordu. Atilla evin içinde tek başına kaldığında, sessizlik bir tokat gibi yüzüne çarptı. Yatağın üzerindeki o buruşmuş çarşaflara, ihanetin lekesine baktı. Cebinden çakmağını çıkardı. Yakmadı... Ama yakacak kadar öfke doluydu. "Hamdım... Piştim..." "Şimdi yanma sırası sizde." dedi.. Tıpkı Almila gibi.. Onlar, düğünü çoktan yapılan askerlerdi. Yeryüzü bu kavuşmayı çok beklemişti.. Ama önce yanmaları, sonra pişmeleri lazımdı.. Almila'nın dedesi Demir hafız, Atilla'nın ninesi Ayyüce'nin eline yakamadığı kınayı, kader onlar için çoktan hazırlamıştı...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE