~Karşılaşma~

1509 Kelimeler
Oturmaktan kırışmış elbisesini düzeltip ayağa kalktı. Eyül ayı için sıcak bir gün oluyordu. Ki bu New York için zordu. Elindeki yayı sandalyesine bıraktı. Boyuna gelen çelloyu da sandalyeye dayadı. "Harikaydın yine," diyen arkadaşına gülümseyip, terleyen boynunu saçlarını havalandırarak ferahlatmaya çalıştı. "Teşekkür ederim." "Ee yemeğe nereye gidiyoruz?" Bunu soran yıllardır Peri'ye platonik aşık olan Daniel'di. "Annem bekler beni. Kalamayacağım o yüzden. Siz yiyin beraber." Rebeca arkadaşının hazırlanmasını izlerken, göz ucuyla sarışın, genç adama baktı. Hayal kırıklığının gölgelediği yüzü hala yakışıklıydı. Yıllardır aşkından vazgeçmemiş olması takdire şayandı belki. Ama Peri'nin bu kadar vazgeçilmez olup, hayatın kendisine görünmez kız rolü biçmesine katlanamıyordu artık. Yutkunup hırsını içine gömdü. Elbet bir gün bir fırsat doğacaktı. O gün geldiğinde, bunu çok iyi değerlendirecekti elbette. Yapmacık bir hayal kırıklığıyla sordu. "Yemekten sonra dönersin eve. Olmaz mı?" Peri'nin sıkıntılı yüz ifadesi cevabını bekleyen iki arkadaşı üzerinde gezindi. Karar veremiyor gibiydi. "Aslına bakarsan... Belki bugünlük geç gidebilirim." Daniel'in minnet dolu tebessümü kısacık bir an Rebeca'nın üzerine dönse de, parlak gülümsemesi, Peri'nin üzerinde parladı adeta. "Saatlerdir prova yapıyoruz. Bunu hakettik değil mi? Annen anlayacaktır eminim." Rebeca'nın yapmacık tebessümüne bakarak söylediği sözlerin ardından annesini aramak üzere arkadaşlarının yanından uzaklaştı. Bir çalışta açılan telefona gülmeden edemedi. Annesi kadar evhamlı bir kadın daha tanımıyordu genç kız. " Merhaba annecim. '' " Kızım... Bitti mi provanız? Ne zaman gelirsin? " Peri ardı ardına gelen sorularla cesaretini kaybeder gibi olsa da kararlıydı bu sefer. Yıllardır hep arkadaşlarıyla plan yapamamaktan yakınırken, annesi büyüyünce yapabileceğini söyleyip geçiştiriyordu. Daha ne kadar büyümesi gerekecekti ki? Yirmi yedi yaşında koskoca bir kadın olmuştu. Bu zamana kadar sosyal bir hayatı hiç olmamıştı neredeyse. Neyse ki Rebeca ve Daniel vardı da, yalnız kalmıyordu. İkisi de sadık birer dosttu Peri'ye göre. Derin bir soluk aldı. "Annecim aslında..." "Ne oldu kızım?! Bir sorun mu var?" "Hayır... Ne olabilir ki? Sadece... Bugün arkadaşlarımla beraber dışarıda yemek istiyorum diyecektim." Annesinin sesi bir anda kesilmişti. Soluğunu bile işitmiyordu şimdi. "Anne-..." "Kızım... Biliyorsun durumu. Başına birşey gelmesinden korkuyorum." Sabırsızlıkla onu bekleyen arkadaşlarına göz değdirip sol elindeki izleri inceledi sıkıntıyla. Kendini bildiğinden beri çello çalıyordu. Yetenekten mi yoksa... Yalnızlıktan mı? Yalnızdı küçüklüğünden beri. Peri bir başına bir çocuktu her zaman. Ama bugün değil. "Birşey olmaz anne!" dedi. İtiraz duymaya niyeti yoktu. "Beni Daniel bırakır. Sadece bir yemek! Lütfen!" Sesindeki gizli yakarış ve sitem... Annesinin susmasına yetmişti. Orta yaşlı kadının, telefonu tutan eli titrerken başını sallamıştı, kızı görecek gibi. "Peki kızım," dedi gözünden bir damla süzülürken. "Lütfen dikkatli ol." Peri kaptığı izne sevinip arkadaşlarının yanına yürürken, Suzan Hanım da gözlerinden akan yaşı silip pencerenin yanındaki tekli koltuğa oturdu. "Keşke... Seni başkasından doğurma şansım olsaydı. İşte o zaman sana gerçek bir hayat verme şansım olurdu. Bir fanusun içinde yaşamak zorunda kalmazdın." Kızının çocukluğunu, yaşadığı yalnızlığı ve korkuyu düşünüyordu. Eğer Peri böyle bir adamın kızı olmasa, ülkesinde büyüyecek, baba özlemiyle geçen zorlu bir çocukluk yaşamak zorunda kalmayacaktı. Kendisini suçluyordu Suzan. Yanlış adama aşık olmuş, kendisini de kızını da bu hayata kendi mecbur bırakmıştı. Güldü. Ne kadar acınası bir haldeydi. Kızı basit bir akşam yemeğine gitmişti ama Suzan, gözünü evin kapısından ayıramayacaktı. O gelene kadar diken üstünde olacaktı. ~ Peri önüne konulan menüden seçtiği yemeği garsona söylerken, Daniel'in gözleri kızın üzerindeydi. Mutluydu genç adam. Peri'yle ilk defa birlikte akşam yemeği yiyeceklerdi. Onu seviyordu ve bir gün açılabilmeyi umuyordu. Genç kız bakışlarını garsondan çekip, kendine çevirdiğinde gülümsedi. Peri de karşılık vermişti. Beraberinde umut verdiğini bilmeden. Ve Rebeca'nın kıskanç bakışlarını üzerine çektiğinin farkında değildi. "Ee," diye söze karıştı kız. İkisinin daha fazla bakışmasına tahammül edemeyecekti. "Ne zamana kadar annenden izin alarak yaşayacaksın? Yıllardır tanışıyoruz. İlk defa birlikte çıkabildik." "Rebeca!" Daniel'in ikazına omuz silkti kız. Çıtkırıldım prenses gerçekleri yüzüne vurdu diye kırılacaksa kırılsındı. Rebeca sevdiği adamın, bu kıza olan ilgisi yüzünden her gün kırılıyor, bin parçaya bölünüp yeniden topluyordu kırıklarını. Biraz da Peri hanım kırılsındı. Peri titreyen gözlerini Rebeca'dan çekip Daniel'e değdirdi kısacık. Zorlu bir çocukluk yaşamıştı. Bir şeylerden kaçmışlardı sürekli. Sürekli yer değiştirmişler. Ve hep hapisti kendini bildi bileli. Arkadaşı da olmamıştı hiç. Ta ki Rebeca, ardından da Daniel ile tanışana kadar. Bu da kaçma mecburiyetlerinin sonuna denk geliyordu. Liseden beri birliktelerdi ikisiyle de. Rebeca onu Daniel ile tanıştırdığında bu adama karşı arkadaşının hisleri olduğunu anlamıştı elbette. O kadar da gün görmemiş sayılmazdı. Arkadaşının öfkesinin sebebini de anlıyordu. Ama günden güne artan kıskançlık dozajı yüzünden, arkadaşlıkları gitgide yara almaya başlamıştı. Tıpkı şuan olduğu gibi.. Ellerini birbirine kavuşturup masanın üzerine koydu. Yutkunup dilinin ucuna gelen ağır sözleri de beraberinde yuttu. İncitmek istemiyordu yegane arkadaşını. "Annem yalnızca benim için endişeleniyor Rebeca." dedi. Arkadaşının sessizce geriye çekilmesini ve sessizliğe gömülmesini üzgün gözlerle izledi. Sanki Peri istemez miydi normal bir çocukluk yaşamayı. Ergenliğinde çılgınca aşık olmayı. Gençliğinde istediği şekilde yaşayıp anılar ve arkadaşlıklar biriktirmeyi? Olmamıştı hiçbiri. Olamamıştı. Yemekler buz gibi bir ortamda yenildikten sonra, daha fazla durmak istemedi Peri. Oysa ki neler hayal etmişti. Belki yemekten sonra bir yerlere gidip birer kadeh içecek alabilirlerdi. Bu onun için bir ilk olacaktı. Ama yine olmamıştı işte. Şimdi Daniel'in arabasında, eve doğru yaklaşıyorlardı. Annesi uyumamış olmalıydı. Araba evin büyük kapısına yakın yere park edince derin bir soluk aldı. "Teşekkür ederim... Herşey için." Daniel, kızın hüzünlü derin kehribar rengi gözlerine bakıp iç çekti. Bıraksalar saatlerce bu derin dehlizde soluklanabilirdi. "Ben teşekkür ederim Peri. Gerçekten. Herşeye rağmen.. Çok güzel bir akşamdı." Peri ona buruk bir tebessüm hediye edip, arabanın kapısını açtı. Daniel de onunla birlikte çıkmıştı araçtan. Genç kız çantasını omzuna yerleştirip, arkadaşıyla arabanın önünde buluştu. Eliyle arabayı işaret edip konuştu. " Sen gidebilirsin. Hemen şurası zaten." "Hayır lütfen. Sen gir. Ben burada bekliyor olacağım." Peri onu ikna edemeyeceğine kani olunca, daha fazla zorlamadı. Eve doğru yürüdükçe, kapının önündeki insan kalabalığını farketmişti. Birbirinden iri ve tehlikeli görünümlü bu adamların, evin önünde işleri neydi ki? Bir ürperti geçti sırtının ortasından. Ayakları olduğu yerde çakılı kaldı. "Anne," diye fısıldarken, gözleri evin açık olan ışıklarına takıldı. Kimdi bu adamlar? Korku ve panik tüm vücudunu ele geçirmişti. Kıpırdayamıyordu. Şanslıydı... Adamlar henüz onu farketmemişti. Geri geri usulca adımlamaya başlamıştı ki, Daniel'in yüksek çıkan sesi, tüm gözlerin ikisi üzerinde toplanmasına sebep oldu. "Peri! Bir sorun mu var?!" demişti arkadaşı. Adamların sorgulayıcı bakışları ikisine dönünce onlardan gözlerini ayırmadan titreyen sesiyle Daniel'e cevap verdi. "Acele..! Acele et Daniel!" Daniel olayı hemen kavramış, şöfor mahalline doğru yönelmişti ki, adamların birkaç büyük adımda yanlarına gelmesine engel olamadılar. Daniel'in iki üç katı büyüklüğündeki bu adamlar, soluğu onların yanında almışlardı bile. Biri Peri'nin yanında biterken diğer ikisi Daniel'in kollarından kavramışlardı. "Bırak beni! Bırak dedim eşkiya herif!" Peri milim kıpırdayamıyordu ama pes etmeye niyetli değildi. Adamların onları eve doğru sürüklediğini farkedince, paniği daha da arttı. Nafile bir çabayla çırpınmaya uğraştı. "Bırak beni! Kimsiniz siz?!" Arkasına dönmeye uğraştığında, Daniel'in de onunla beraber sürüklediğini gördü. Evin büyük demir kapısından içeriye girdiklerinde, içeride daha fazlasının olduğunu gördüler. Bu izbandutlardan en az on tane de evin bahçesine dağılmışlardı. Peri'nin kolunu tutan adam, kendinden daha az gösterişli bir adamın önüne doğru ittirdi kızı. "Efendim, kız geldi ancak yalnız değil." Peri için gerisini duymanın pek de önemi kalmamıştı. Çünkü bu adam Türkçe konuşuyordu. Etraftaki sesler uğultu halinde kulağına gelmeye başladı. Adamın onu efendim dediği adama teslim etmesine itiraz bile edemedi. Tutulup kalmıştı. Daniel'in kendisiyle birlikte eve çıkarılmadığını farketti. Genç adam çabalasa da, onlardan kurtulması mümkün görünmüyordu. Yenilgiyle önüne döndü. Olmuştu işte. Çocukluğundan beri kaçtıkları ve korktukları şey onları bulmuştu. Babasının karanlık dünyası, annesini ve Peri'yi içine çekmeye gelmişti. Kolundan tutup nazikçe çekiştiren adama iradesi dışında izin verdi. Büyük salona doğru ilerlediklerini farketmişti. Ne olacaktı burada? Annesi ne durumdaydı? Bu karanlık görünümlü adamlar onlara ne yapacaklardı? Zihnini bulandıran sorular eşliğinde bir yerde durduruldu. O sırada kolunu tutan adam konuşmuştu. "Efendim. Peri Hanım geldiler." Çocukluğundan beri korktuğu şeyin gerçekleşiyor olduğunu bilmek, tamamen savunmasız ve aciz hissetmesine sebep oluyordu. Kolundaki tutuş gevşeyince, titreyen gözlerini yukarıya kaldırdı. Tam önünde kocaman salonu bedeniyle kaplamış gibi görünen bir adam duruyordu. Tüm heybetiyle pencereden dışarıya bakan adam, yavaş yavaş Peri'ye döndüğünde nefesi soluk borusunda takılı kalmıştı sanki. Nasıl... Nasıl bu kadar karanlık gözlere sahip olabilirdi ki? Evet... Karşısındaki adamın göz rengi ne diye sorsalar, karanlık diye cevap verebilirdi Peri. Uzun siyah kirpikleri, bu karanlığa eşlik ediyordu. Adamın kemikli bir yüz hattı vardı. Kesinlikle sevimli değildi. Korkutucu bir yakışıklılığı vardı. Kalın dudaklarına gözleri takılınca, onların bilmiş bir edayla kıvrıldığını gördü. O an kendine geldi genç kız. Kendisine kızıp gözlerini kaçırdı. Burada durmuş celladını süzüyordu aptal aptal. Dudaklarını dişleri arasında ezdi gerginlikle. Karşısındaki adam birkaç tembel adımla yanına geldiğinde, başını geriye doğru eğip adamın gözlerine baktı. Ne uzun adamdı böyle. "Hoşgeldiniz Peri Hanım." Duyduğu türkçe sözcüklerle dizlerinin bağı çözüldü. Dizleri ona ihanet edip bedenini taşımaz olunca, olduğu yere yığılmaktan güçlü eller sayesinde kurtuldu. Adam pençe gibi elleriyle kızı kollarından kavramış, ayakta kalmasına yardımcı olmuştu. " İyi misiniz?" derken gerçekten de endişelenmiş gibi görünüyordu. Kendine gelmek için başını iki yana salladı genç kız. Birkaç saniye sonra kendini geriye çekip iki adım geriledi. Kollarını kurtarması zor olmamıştı. "Kim-... Kimsiniz siz?!" Annesini yeni hatırlamış gibi etrafına bakındı. "Anneme ne yaptınız?! Ne... İstiyorsunuz bizden?!" Peri'nin git gide yükselen sesi, belli ki adamı hiç etkilememişti. Ciddi bir yüz ifadesiyle kızı süzmeye devam ediyordu. Nihayet, Peri'nin hala teninde yakıcılığını hissettiği iri ellerini cebine sokup, konuştu. Bariton sesi kızın kulaklarına ulaştığında, içinde öfke ve şaşkınlıkla karışık duygular oluşturdu. "Adım Zafer SARIZLI küçük hanım. Seni İstanbul'a götürmek için geldim."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE