Bölüm 5

2576 Kelimeler
Steven kollarından yatan kadını arzulamaktan kendini alamıyordu. Arzusuyla irileşen erkekliğiyle onun ıslak ve dar kadınlığını sertçe becermemek için büyük çaba sarf ediyordu. İlk defa bir kadını becermemek için uğraşıyordu. Eğer kollarındaki başka bir kadın olsa hiç düşünmeden becerir atar ve yoluna devam ederdi ama Rose ile işler böyle ilerlemiyordu. Steven ilk defa, arzuladığı bir kadını tekrar arzulayamayacağından korkuyordu. Bir kere ona sahip olduktan sonra tekrar sahip olamayacağını düşünmek onun işleri ağırdan almasına sebep olmuştu. Bu kadını olabildiğince fazla yanında tutmak istiyordu ve onun için elinden geldiğince kendine hakim olacaktı. Evet, ağırdan almak en iyisiydi. Kollarında yatan Rose'u yavaşça kaldırıp yatağa bıraktıktan sonra aylak adımlarla banyoya gidip bornozlardan birini alarak üstüne geçirdi. Clara'nın yanına gitmeden önce tüm işlerini iki gün ertelediği için memnundu. Eğer Rose'u ikna edebilirse bu iki günü onunla geçirebilirdi. Yatakta masumca uyuyan kadını uyandırmamak için sessiz bir şekilde oturma alanına geçerek oda servisinden iki kişilik kahvaltı siparişi verdi. Telefonunu alıp e postalarını kontrol ederek kahvaltıyı beklerken sonunda kapı çaldığında keyifli bir gülümsemeyle kapıya ilerledi. Kapıyı açtığında Edward ve Rose'un korumasının arasında korkuyla duran otel görevlisi "Bay Jason kahvaltınız" dediğinde Steven içeri girmesi için kapıyı açtı. Edward ona gülümseyerek "günaydın Bay Jason" dediğinde Steven da ona aynı gülümsemeyle karşılık verdi ama Mark'ın "Bayan Rose'un artık evine dönmesi gerekiyor" demesiyle gülümsemesi solmuştu. Edward kadar iri olan adama ciddi bir ifadeyle dönerken "Bayan Rose hala uyuyor" dedi. Mark "o zaman uyandırmamız gerek" diyerek içeri adım attığında Steven onun yolunu koluyla keserken "eğer içeri adımını atarsan seni otelden attırırım" dedi. Mark kafasını kaldırıp onun öfkeyle yanan gözlerine bakarken "burada bu kadar uzun süre kalması onun zararına" dediğinde Steven "Rose uyandığında gitmek isterse gidebilir" dedi. Bunun üstüne Mark onaylayarak geri çekilirken kahvaltıyı bırakıp odadan çıkmak için can atan görevli boğazını temizleyip "afiyet olsun efendim" dediğinde Steven adamın önünden çekilip "teşekkür ederim" diyerek ona yol açtı. Masaya gidip cüzdanından görevliye bahşiş verdikten sona adam çıktığında arkasından kapıyı kapatıp yatak odasına ilerlerken bozuk olan morali yatakta sere serpe yatan kadını görmesiyle yerine gelmişti. Gülümseyerek yatağa yaklaşıp bornozunu çıkartarak sırt üstü uzanan kadının üstüne yavaşça yerleşti. Ona dokunmamaya dikkat ederek kollarının üstünde yükselirken altında yatan çıplak bedeni süzdüğünde aleti kasılarak seyirdi, iri göğüslerin ucundaki pembe noktacıklar onlara delice şeyler yapmasını arzulatıyordu. Steven'ın aklı hayallerle kaplanırken o pembe noktacıkların ucunda metal piercengları ve onları ağzına aldığını hayal ederken ağzı metalsiz göğsü kavramak için eğilmişti. Rose göğsünde hissettiği dişlerin etkisiyle ani bir acı ve arkasından gelen muazzam zevkle uyandırıldığında, kan basıncı anında kadınlığına doğru hareket etmeye başlamıştı. Steven bir kez daha göğsünü dişleyip emdiğinde Rose'un beli yay gibi kıvrıldı. İnleyerek "ah Steven" diye solurken Steven onun göğsünü bir şap sesiyle bırakıp "günaydın" dedi. Rose nefes nefese ona bakarken Steven'ın sırıtan yüzüyle karşılaştığında gülümseyerek "günaydın" dedi. Steven dirseklerindeki gücü hafif bırakarak iri bedeniyle Rose'un bedenini örtüp elleriyle onun çıplak tenini keşfederken "kahvaltınız sizi bekliyor Bayan Rose" dedi. Rose onu taklit ederek parmaklarını onun çıplak omuzlarında gezdirirken "yatağa servis hakkımı kullanmak istiyorum" dedi. Steven anında üstünden kalkıp yatağın ayakucunda reverans yaparak "hay hay efendim" dediğinde Rose onu tembel bir sırıtışla izliyordu. Steven arkasını dönüp odadan çıkarken ise sert poposunun dik duruşunu beğeniyle izledi. İki seferdir Rose hayatının en güzel orgazmlarını yaşıyordu ama istediği gibi onun bedenine sahip olamamıştı. Steven'ın özellikle onun içine girmediğinin farkındaydı, bunu aralarında imzaladıkları anlaşmaya yoruyordu. Başka bir sebep aklına gelmezken anlaşmanın biran önce fes edilmesinden yanaydı. Steven elinde büyük bir kahvaltı tepsisiyle içeri girdiğinde Rose yatakta doğrulurken örtüyle çıplak bedenini örtüp yatakta bağdaş kurdu. Steven tepsiyi onun önüne bıraktıktan sonra iri ellerini Rose'un koltuk altına sıkıştırdığı örtüye uzatarak tek seferde onu serbest bırakmıştı. Örtüyü yatağın diğer tarafına atarken "kahvaltımı en güzel manzarayla yapmak niyetindeyim ve manzaramı hiçbir bez parçası engelleyemez" dedi. Rose alt dudağını ısırıp utangaç bir gülümseme ona sunduğunda Steven şehvetli kadınının içinde utangaç bir kız çocuğunun da olduğunu gördü. Eğilip onun omzunu öperken "benim yanımda çıplaklığından utanma" dediğinde Rose arsız bir kahkaha attı. "İnan Steven çıplaklık utanacağım en son şey, aslında çıplak güneşlenmeye bayılırım ve bunu sık sık yaparım ama senin yanında kendime engel olamıyorum sanırım" diyerek omuz silken Rose'un yanına oturup ona doğru eğilerek omzundan öpmeye başlayan Steven "demek çıplak güneşlenmeyi seviyorsun" dedi. Aslında onun hiçbir iz olmadan kusursuz bir bronzluğa sahip olan teninden bunu anlamalıydı. Onun çıplak güneşlendiğini, başkaları tarafından bu teninin göründüğünü düşünmek hem onu kıskanmasına sebep olmuş hem de tahmin edemeyeceği kadar arzulamasına. İki duygu arasında çelişirken Rose'un boynunu dişleriyle hafif kıstırdıktan sonra "bu güzel bedeni başkalarının gördüğünü düşünmek beni sinirlendiriyor" dedi. Rose onun dişlerinin etkisiyle titrerken söyledikleriyle bedeni buz kesmişti. Aşırı kıskanç ve sahiplenici Marcus'un yaptıklarını hatırlatmıştı onun sözleri. Geri çekilip Steven'ın gözlerinin içine bakarak "başkası görmüşse ne olmuş" dediğinde onun mavi gözlerinde yanan ateşi görünce boğazını temizleyip önündeki kahvaltı tepsisine dönerek "bedenimi kimin gördüğü beni ilgilendirir ama için rahat edecekse güneşlenirken beni kimsenin görmesine izin vermem" dedi. Neden böyle bir açıklama yaptığını bilmese de açıklama gereği duymuştu. Rose kahvaltısına başlarken Steven onun sözlerindeki hem uyarıyı hem de açıklamayı algılamıştı. Benim bedenim seni ilgilendirmez derken diğer yandan kimse beni görmez diyerek onu rahatlatmıştı. Steven karşısındaki kadının ne kadar güçlü olduğuna bir kere daha şahit olurken, onu her yönüyle tanımak istiyordu ama Rose'un buna izin vermeyeceğini biliyordu. O da kahvaltı tepsisine dönerken Rose için ekmeğe tereyağı ve bal sürüp ona uzattı. Rose ekmeğe kararsız bir bakış attıktan sonra gülümseyip dudaklarını araladığında gerginlik dağılmıştı. Keyifli bir şekilde kahvaltılarını yaparlarken karınları doyduğunda Steven tepsiyi alıp kaldırırken geri döndüğünde Rose'un giyinmeye başladığını görünce ondan ayrılmaya hazır olmadığını hissetti. Rose elbisesinin fermuarını çekerken arkasından yaklaşıp kollarını beline sararak "gitme" dedi. Sesine yansıyan çaresizlik ve ihtiyaç Rose'un da kalbinin sıkışmasına sebep oldu. Onun isteğini yerine getirmeyi düşünürken bunun sonuçlarını da hesaplamaya çalışıyordu. Marcus gelip de onu evde bulamazsa neler olurdu bilemiyordu. Artık eskisi gibi ona boyun eğmese de Marcus'un diğer yüzüyle karşılaşmak istemiyordu. Rose kafasını yana çevirip yanağını onun çıplak tenine sürterken "gitmeliyim" dediğinde Steven ona daha sıkı sarılarak kulağına eğilip "iki günlük programımı dün iptal ettim, iki gün istiyorum senden burada benimle kal" dedi. Steven'ın teklifi oldukça cazipti. Rose onu bırakıp gitmek istemiyordu ama Mark'ın bunu onaylayacağını da sanmıyordu. Yine de denemek istiyordu. Buradan çıkmadıkları sürece sorun yoktu değil mi? Ha bir eve kapanıp kalmıştı, ha bir otel odasına ne farkı vardı. Otel odasını tercih ederdi çünkü Steven buradaydı. Steven'ın kolları arasında hareket edip ona dönerken kollarını onun boynuna dolayarak "kalmayı isterim" dediğinde Steven ona doğru eğilip burnunu burnuna sürterken dudaklarına doğru "kal o zaman" dedi. Rose onun dudaklarına ufak bir buse kondururken gülümseyerek geri çekilip "Mark ile görüşmem lazım" diyerek odanın çıkışına doğru ilerlemeye başlamıştı. Kapıya geldiğinde kararlılığını artırmak için derin bir nefes alırken kapıyı açıp dışarı çıktığında kapının iki tarafında bekleyen adamlara bakıp gülümseyerek "günaydın" dedi. Saatine bakan Mark "tünaydın demek istedin sanırım" dediğinde Rose konuşmanın iyi geçmeyeceğini anlamıştı. Koridorun sonun göstererek "konuşabilir miyiz?" dediğinde Mark kafasıyla onaylayıp geçmesi için elini önden buyur dercesine o tarafa doğru uzattığında Rose kapıdan çıkarak ilerledi. Koridorun sonundaki tavana kadar olan pencerelerin önüne geldiklerinde Mark'a dönerek "bu günü ve yarını burada geçireceğim" dedi. Mark ona hayretle bakarken "kendini tehlikeye attığının farkında mısın? Burada her an görünebilirsin" dediğinde Rose yüzü kızararak "odadan çıkmayı planlamıyoruz" dedi. Mark "otelde çalışanların her hangi birinin seni tanıması yeterli olur" dediğinde Rose kollarını göğsünde bağlayıp ona yaklaşarak "yapma Mark, Steven beni hala tanımadı belki de geçen on senenin ardından yüzüm unutulmuştur" diye sessizce konuştuğunda Mark "bu yakında seni tanımayacağı anlamına gelmiyor" dedi. Rose suratını asarak geri çekilirken "yine de bu riski almak istiyorum" dediğinde Mark yenilgiyle omuzlarını düşürüp "onu şimdiden bu kadar çok mu seviyorsun, kendi hayatını riske atacak kadar" dedi. Rose iç çekerek "yanında olmaktan hoşlanıyorum" dediğinde Mark "yakında evleneceğini unutma Rose" diyerek ona geleceğini hatırlattığında, Rose ona öfkeyle bakıp "hiç aklımdan çıkmıyor Mark emin olabilirsin, bırak da esaretimin sonsuza dek olmasından önce kısıtlı özgürlüğümün tadını çıkartayım" diyerek odaya ilerlemeye başladığında Steven'ın da adamıyla konuştuğunu gördü. Altına sadece pantolonunun giymiş ayakları ve üstü çıplaktı. Rose onun bu haline gülümserken Steven'a yaklaştığında ona gülümseyen Steven "kalacağını söyle" dediğinde Rose ona ulaşmış elini tutarak içeri çekmişti. Steven gülerek onu takip ederken arkalarından kapı kapandığı an Rose ona dönerek sertçe dudaklarına yapıştı. Steven'ın sırtı kapanan kapıya çarparken Rose kollarını ve bacaklarını ona dolayarak Steven'ın sert vücuduna tırmanmıştı. Steven onun kalçalarını kavrayarak kendine bastırırken inleyerek "çok ateşlisin" diye soludu. Rose onun alt dudağını dişlerinin arasına alıp ısırdıktan sonra geri çekilerek "söndür ateşimi" dediğinde Steven kahkaha atarak "emriniz olur" diyerek yatak odasına ilerlemeye başlamıştı ama oraya kadar gitmeyi başaramadı. Rose'un kendinden geçiren dudaklarının etkisiyle arzusu artarken oturma alanındaki masaya onu oturttu. Dudaklarından dudaklarını ayırmadan elbisenin yan tarafındaki fermuara uzanıp açarken geri çekilerek Rose'un ondan kurtulmasını sağladı. Neyse ki iç çamaşırı giymiyordu. Çıplak göğüslerini iki eliyle avuçlayıp sıkarken baş parmaklarını kabarmış tepeciklerde gezdirerek "bunlarda piercing olmasını isterdim" dedi. Rose kıvranırken inleyerek "istersen yaptırırım ama seninde yaptırmanı isterim" dediğinde Steven ona doğru eğilip gülümseyerek "quid pro quo" dedi. Rose da gülümserken "aynen öyle kısasa kısas" dediğinde Steven "nasıl istersen" diyerek onun dudaklarını tekrar dudaklarının arasına almıştı. Rose onu belinden yakalayıp kendine çekerken bir elini de kasıklarında gezdirerek erkekliğini kavradığında nefes nefese Steven'ın dudaklarından biraz uzaklaşıp hala nefesinin onun dudaklarına vermeye devam ederken mavi gözlerin içine bakarak "ama ben burada istiyorum" dedikten sonra erkekliğini kavramıştı. Steven gözlerini kapatıp inlerken "beni öldürüyorsun" diyerek onun bileklerini kavrayıp Rose'u masaya yatırmıştı. Dudaklarıyla boynundan aşağıya doğru inerken göğsünün ortasından yalayarak daha aşağılara indi. Göbeğinin çevresinde biraz oyalandığında Rose bacaklarını iki yana açıp onun kafasını kavrayarak daha aşağıya yönlendirdi. Steven kadınlığının dudaklarının üst noktasını yalayıp ortasına diliyle darbe attığında Rose sesli bir şekilde inledi ve Steven daha fazlasını duymak istedi. Dilini tüm kadınlığında aşağıya kaydırıp tekrar yukarı çıktığında Rose daha yüksek sesle inliyordu. Tekrar aşağıya girip dilini içine ittiğinde Rose'un sırtı masadan havalanmış "Steven devam et" diye yalvarmıştı. Ve Steven devam etti. Hiç durmadan onu diliyle becerirken Rose'un kaslarının kasılmaya başladığını hissettiğinde sona yaklaştığını anlamıştı. Diliyle birlikte parmaklarını da kullanmaya başladığına Rose "evet"diye çığlık attı. Steven onun kadınlığına doğru gülümsedikten sonra işine devam ederken bu kadının coşkusunu sevdiğini düşündü. Rose sona geldiğinde Steven kafasını kaldırıp parmaklarını içine sokmaya devam ederken onu izledi. Sık aldığı nefeslerle kabaran göğüslerini, gözlerini sımsıkı kapatmış aralık duran ağzını izlerken o ağzı becerdiğini hayal ederken erekliği acı vererek sızladı. Rose'un içine üç parmağını birden soktuğunda Rose şiddetle boşalırken parmaklarını onun içinden çıkartıp üstüne uzanarak parmağındaki sıvıyı onun dudaklarını sürdü. Rose ağzını daha çok aralayıp parmaklarını yaladığında Steven'ın göğsü aldığı nefesle şişerken Rose iki dudağının arasından dilini çıkartarak onun parmağını yaladığında Steven'ın erkekliği adeta şaha kalktı. Onun beline sarılıp hızla doğrulurken Rose'u da kendiyle birlikte kaldırmıştı. Rose onun pantolonunun içinde kadınlığına baskı yapan sertliği hissettiğinde gülümsedi. "Sanırım birileri çok eğlenmiş" diye gırtlaktan çıkan bir sesle mırıldandığında Steven "henüz değil bebeğim, henüz eğlenmedim ama az sonra o güzel ağzının beni eğlendireceğini umut ediyorum" dedi. Rose ellerini ensesinden saçlarının içine daldırıp sertçe çekerken "ah eminim çok eğleneceksin" diye fısıldadı nefesini kulağına üflerken. Yatak odasına geldiklerinde Steven onu yatağa fırlatırken hızla pantolonunun düğmelerini çözmeye başlamıştı. Paçalarına basarak pantolonu üstünden sıyırırken Rose yatağın ucunda doğruldu. Steven çırılçıplak karşısına dikildiğinde iri erkekliğini görmesiyle her gördüğünde olduğu gibi ufak bir şaşkınlık yaşadıktan sonra eline alarak onu sıktı. Steven inlerken Rose kendinden emin bir gülümsemeyle erkekliğinin başını ağzına almıştı. Steven tekrar inlediğinde Rose eliyle ve ağzıyla onu kendinden geçirmeye devam etti. Her hareketiyle ağzındaki erkeklik daha da büyürken Rose onu içinde hissetmek istedi. Artık daha fazla oral sek istemiyordu. Gerçek bir birleşmeye onu en derinlerinde hissetmeye ihtiyacı vardı. Geri çekilmek istediğinde Steven saçlarındaki elini sıkarak ona izin vermedi. Rose geri çekilmek istediğinde Steven sona yaklaşmak üzereydi. Kasıklarındaki baskı artarken az sonra boşalacağını biliyordu. Tek ihtiyacı olan bir iki sert giriş daha. Rose'un geri çekilmesine izin vermezken tam aksine onu daha çok kendine çekerek gırtlağından aşağıya kaydı. Rose'un gözlerinin kenarından yaşlar aktığını gördüğünde durması gerekirdi belki ama durmadı. Geri çekilip onun nefes almasına biraz müsaade ederken erkekliğini son kez içine sertçe itti. Onun adını haykırarak boğazından aşağıya menilerini boşaltırken kasılan erkekliğini bir süre daha orada tuttu. Bu sıcaklıktan bu kadar çabuk ayrılmak istemiyordu. Dizlerinin bağı çözülürken Rose'un ağzından çıkarak vücudunu onun üstüne bırakıp ikisinin de yatağa doğru düşmesini sağladı. Elleri Rose'un vücudunda gezmeye devam ederken nefesini düzenlemeye çalışıyordu. "Her seferinde seni daha çok istememe sebep oluyorsun" dediğinde Rose kafasını diğer tarafa çevirerek sessiz kaldı. Steven onun tavrını fark ederken dirseğinin üstünde doğrularak eliyle çenesini kavrayıp kendine çevirirken "ne oldu" dedi. Rose onun gözlerine emli gözleriyle bakarken "geri çekilmeme izin vermedin" dediğinde Steven bir an arzunun etkisiyle yaptığını hatırlayarak "çok az kalmıştı" dedi ama bu bir açıklama değildi. Rose onun o hareketiyle geçmişe gitmiş Marcus'un ona zorla sahip olduğu zamanları hatırlatmıştı. Bugün Steven çok fazla ona benzemeye başlamıştı ve Rose'un kalbi korkuyla çarpmıştı. Ya Steven'ın da görünen yüzünün ardında onun gibi bir adam yatıyorsa ne yapardı. Kalbinin bir kez daha parçalara ayrılmasına katlanabilir miydi? Steven, Rose sessiz kaldığında "özür dilerim" diyerek eğilip dudaklarını hafifçe öperken "seni zorladığımın farkındaydım ama ben kendimi durduramadım, bir daha olmayacak bebeğim özür dilerim" dedi. Aslında Rose zorlanmamıştı, sadece onu kadınlığında hissetmek istemiş onun için geri çekilmişti ama Steven onu zorla orada tuttuğunda incinmiş, eski anıları gün yüzüne çıkartmıştı. Yine de onun sesindeki pişmanlığı hissedebiliyordu ve bu bile yeterdi. Marcus'un sesinde bu pişmanlığı hiçbir zaman duyamamıştı. Dudaklarını aralayıp Steven'ın dudaklarını karşılarken "bir daha olmasa iyi olur" dedi. Steven gülümseyerek "olmayacak" dedikten sonra onun öpüşünü derinleştirdiğinde Rose'un eli belinden daha aşağılara kaydı. Kasıklarından erkekliğine geçtiğinde hala sem sert olan erkekliği hissedince gözleri irice açıldı. Steven onun tepkisine gülerken "her seferinde seni daha çok istediğimi söylemiştim" diyerek kalçalarını hareket ettirip elinin içinde kaydı. Rose onu sıktıktan sonra elini beline atıp bacaklarını aralayarak Steven'ı istediği noktaya yönlendirmeye çalıştı. Steven hareket etmediğinde kaşlarını çatarken Steven onun çatılan kaşlarının ortasına öpücük kondururken "henüz değil" dedi. Rose sinirlenerek "Steven yeter artık seni içimde istiyorum" dediğinde Steven onun sesi ve sözleriyle kahkaha atarak "neredeyse seni becermem için yalvaracaksın" dedi. Rose ona gözlerini kısarak bakarken "o zaman beni yalvartma ve olman gereken yere gel" dediğinde Steven onun yüzünün her bir noktasına öpücükler kondurmaya başladı. "Henüz olmaz bebeğim, henüz senden ayrılmaya hazır değilim" dediğinde Rose onun anlaşmadan bahsettiğini düşünerek "anlaşmanın canı cehenneme Stev lanet olsun hemen yırtıp atabiliriz" dedi. Steven ise kendi durumunu kastediyordu. Onun içine bir kere girdikten sonra bir daha giremeyeceğini bildiğinden bunu mümkün olduğunca uzatmak istiyordu. Parmaklarını saçlarında gezdirip iki çenesinden boynuna kaydırırken "sözleşmeyle alakası yok" dedi. Parmakları boynundan aşağıya kayıp iki göğsünün arasında gezdikten sonra sağ göğsünün etrafını gezerken "seni bir otel odasında becermek istemiyorum, özel olmasını istiyorum, sadece ikimizin olacağı bir yerde olmasını istiyorum" dedi. Rose onun sözlerinden etkilenmediğini söyleyemezdi. Oldukça etkilenmişti. Çok ince bir düşünceydi, o da özel olmasını isterdi çünkü Steven'a karşı hiç hissetmediği kadar kuvvetli bir çekim hissediyordu ama onu bir daha görebileceğinden emin değildi. Her geçen gün ona bağlandığının farkındaydı ve araya mesafe koymazsa bu bağlar koparılamayacak kadar güçlenecekti. Ağzını açıp itiraz edecekti ki Steven'ın parmağı dudaklarını örterken "söyleme, seni bir daha görmeyeceğimi duymak istemiyorum" dedikten sonra Rose'un üstüne çıkıp onun bacaklarının arasına yerleşerek kasıklarına baskı yaparken "yarından sonra gittiğinde bunun için geleceğine söz ver" dedi. Rose alt dudağını ısırırken "Steven buna söz veremem" diyerek inledi. Steven ona sürtünmeye devam ederken "o zaman gerçekten beni istemiyorsun" dediğinde Rose kalçalarını hareket ettirip onun istediği bölgeye yerleşmesi için uğraşırken "istediğimi biliyorsun" dedi. Steven durarak onun dudaklarına yaklaşırken "o zaman söz ver" dediğinde Rose "söz" diye fısıldadı. Ne zaman ve nasıl yapacaktı bilmiyordu ama ilk fırsatta sözünü tutacaktı. Steven onun sözüyle gülümserken dudaklarınıbirleştirip kalçalarını tekrar hareket ettirmeye başladı. Ergenliğinde bile birkadına sürtünerek orgazm olmamıştı ama Rose ile bunu başaracaktı çünkü onunsıcaklığının etkisi çok fazlaydı. Kaygan kadınlığını hissettikçe içine girmemekiçin büyük bir gayret sarf ederken sonunda ikisi de doruğa ulaştığında nefesnefese yatağın üstüne yığıldılar. Arzuyla başlayan ilişkileri bağımlılığa doğruhızla gidiyordu ama farkında değildiler. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE