Demir'in Yanındaki Afet-i Devran

1062 Kelimeler
Derin, az önce "ne alacağım" diye çırpınan kız değilmiş gibi hızla telefonunu ters çevirip masaya bıraktı. Yüzüne yerleştirdiği o "hiçbir şeyden haberim yok" gülümsemesiyle Ersin’e döndü. "Aa! Hayatım? Sizin ne işiniz var burada?" Ersin, Derin’in sandalyesinin arkasına geçip kollarını onun omuzlarına doladı. "Asıl sizin ne işiniz var? Megakent tayfası kutlamalara erken başlamış bakıyorum," dedi neşeyle. Sinan çoktan Melis’in yanına tünemiş, masadaki kurabiyelerden birini ağzına atmıştı bile. "Valla biz bu hanımefendilerin hızına yetişemiyoruz," dedi Sinan ağzı dolu bir şekilde. "Lavin, hayırlı olsun bu arada. Aynı okuldayız, kantinde 'abi bir çay kap gel' dersen yakarım gemileri, baştan anlaşalım." Gülerek Sinan’a baktım. "Merak etme Sinan, ben sana ancak 'abi derse gelsene' derim gibi." O sırada yanımda bir ağırlık hissettim. Talha, sandalyemi hafifçe geriye çekip yanıma oturdu. Üzerinde sanayideki dükkandan çıktığı belli olan, kolları hafifçe yukarı kıvrılmış koyu renkli bir tişört vardı. Demir kadar kalıplı olmasa da, kendi emeğiyle ayakta durmanın verdiği o sert, kemikli duruşu her halinden belli oluyordu. Kolunu sandalyemin arkasına attığında, parmak uçlarındaki hafif yağ lekelerini ve nasırları fark ettim. Yeliz ablanın (Üvey Annesi) evde ona dünyayı dar ettiğini, babasının yeni karısının ağzına bakıp öz oğlunu nasıl kısıtladığını hepimiz biliyorduk. Talha, o evde sığıntı gibi kalmamak için gecesini gündüzüne katıp çalışıyordu. "Nasılsın Lavin?" dedi Talha. Sesi Sinan’ın gürültülü neşesinin aksine, sadece benim duyabileceğim bir tondaydı. Derin ve sakin. "İyiyim Talha, koşturmaca işte. Okul heyecanı başladı," dedim ona dönerek. ''Tebrik ederim, duyunca çok sevindim.'' Gözlerinin içine baktığımda orada gördüğüm şeyi biliyordum. Yıllardır değişmeyen o yoğun, sessiz hayranlık. Talha beni seviyordu; bunu hiçbir zaman açıkça söylemese de bakışlarıyla, korumacı tavrıyla, sadece benimleyken yumuşayan o sert çehresiyle her gün haykırıyordu. Ama benim kalbimde, adını koyamadığım o devasa "Demir Karahan" gerçeği varken, Talha’ya verebileceğim tek şey derin bir dostluktu. Onu bu cevapsız aşkın paradoksunda kaybetmekten, o sessiz gururunu kırmaktan hep korkuyordum. Masadaki tatlı gerginlik ve neşe arasındaki o ince çizgi, garsonun kahveleri yenilemesiyle dağıldı. Sinan, her zamanki boşboğazlığıyla sandalyesinde iyice yayılıp sanki Megakent’in rektörü kendisiymiş gibi bir edayla konuşmaya başladı. "Valla kızlar, aynı okuldayız diye demiyorum ama sırtınız yere gelmez," dedi Sinan, gözlerini Melis’e dikerek. "Okulun en popüler kulüplerine şimdiden sızdım. Fotokopicisinden tut, dekanın sekreterine kadar herkesle kankayım. Bir ihtiyacınız olursa Melis Hanım, Sinan emrinizdedir." Ersin gülerek Sinan’ın ensesine hafifçe vurdu. "Oğlum, bırak şimdi sekreteri falan. Bak, kızlar bize emanet ama okulda sen onlara daha yakınsın. Yengelerin sana emanet, ona göre. Gözünü dört aç, bir yamuk yapan olursa önce bana, sonra Talha’ya haber veriyorsun." Derin, elindeki bardağı masaya sertçe bırakıp tek kaşını kaldırdı. "Yengelerin derken Ersin? Hayırdır, biz bir ekip miyiz ben ve Sinan'ın diğer yengeleri?" dediği gibi Ersin'in kolunu cimdikledi. Ersin bir an duraksadı, bakışları gayriihtiyari yanımda sessizce oturan Talha’ya kaydı. Talha’nın çenesi kasıldı, bakışlarını masadaki bir çizgiye sabitledi. Bahsettiği diğer yengenin ben olduğumu anlamıştım, neyse ki Derin kıskançlık perileri ile konuyu yanlış tarafa döndürmüştü. Ersin durumu toparlamak için hemen sırıttı. "Yok canım, dilim sürçtü. 'Yengenler' diyecektim, yani hani Derin yengen ve arkadaşları manasında. Lafın gelişi işte, hemen de cımbızlıyorsun kelimeleri!" "Lafın gelişi mi, yoksa birilerinin haremi mi var?" diye takıldı Sinan, yangına körükle giderek. Ersin'den sert bir bakış yedikten sonra da masanın altına eğilip, "Talha, baksana şunlara, şehirli kovboy olmuşlar. Lavin’in bu botlarla okul koridorunda yürüdüğünü düşünsene, bütün mimarlık fakültesi peşinden revirdeki serum gibi dizilir valla." Talha başını kaldırdı, Sinan’a o kadar sert bir bakış attı ki, Sinan gülüşünü yutup önüne döndü. Talha, "Lavin ne giyeceğini bilir Sinan, sen kendi işine bak," dedi buz gibi bir sesle. Sonra bana döndü, bakışları yumuşadı ama o durgunluk geçmedi. "Okulun ilk günü ben seni bırakırım istersen. Ya da... Demir bırakacaktır zaten, neyse." Sohbet koyulaştı; Sinan’ın lise anıları, Ersin’in sanayideki usta-çırak kavgaları derken kahkahalar havada uçuştu. Ama Talha... Talha bugün her zamankinden daha sessizdi. Yeliz ablayla mı kavga etmişti, yoksa babası yine mi canını sıkmıştı bilmiyordum. Derin, Melis’in telefonundan yeni sezon çantalarına bakıp Ersin'le Sinan'a gösterirken, masadaki gürültüden faydalanıp hafifçe Talha’ya doğru eğildim. Aramızda sadece birkaç santim vardı; sanayinin, motor yağının ve hafif tütünün karıştığı o erkeksi kokusunu alabiliyordum. "Bir şeyin mi var Talha?" diye fısıldadım. "Bugün çok durgunsun. O evdekiler yine mi bir şey dedi?" Talha, başını yavaşça bana çevirdi. Göz göze geldiğimizde içimdeki o suçluluk duygusu yine baş gösterdi. Onu kaybetmek istemiyordum ama ona ümit vermek de istemiyordum. "Yok," dedi kestirip atarak. "Neyim olacak? Çalışıyoruz işte, yorgunluk." "Yorgunluk değil bu," dedim sesimi daha da alçaltarak. "Gözlerin öyle demiyor. Eğer anlatmak istersen, biliyorsun... Ne zaman istersen konuşabiliriz. Ben buradayım." Talha’nın bakışları bir an dudaklarıma, sonra tekrar gözlerime kaydı. Yüzünde, insanın içini acıtan bir kabulleniş vardı. "Biliyorum Lavin. Hep buradasın ama... Boşver beni, sen akşamına bak." Tam o sırada Ersin, "Gençler! Madem Megakent’i kazandınız, bu akşam biz de bir şeyler yapalım mı?" diye ortaya bir yem attı. Derin hemen atıldı: "Olmaz! Bizim Lavin’le çok önemli bir işimiz var... yani, kız kıza alışveriş işimiz var!" Ersin şüpheyle gözlerini kıstı. "Ne bakıyorsun aşkım?" dedi Derin cilvelenerek. ''Ne işiniz var sizin?'' dedi tek kaşı havada. ''Aşkım, indir bakayım şu kaşını.'' diyerek Ersin'in kaşını parmaklarıyla düzeltmeye çalıştı. Hepimiz bir anda gülmeye başladık, Talha kulağıma eğilip soğuk bir gülüşle: ''Kafayı kırdılar iyice.'' dediğinde bacağına vurup "Sus, onların tarzı bu!" derken hala kıkırdıyordum. Talha ile aramızdaki o kısa süreli yumuşama, Sinan’ın bir anda kaskatı kesilip gözlerini AVM’nin girişine dikmesiyle bıçak gibi kesildi. "Oha..." dedi Sinan, ağzındaki kurabiyeyi yutmayı unutarak. "Lavin Şu gelen Demir değil mi lan? Yanındaki hatun ne öyle? İşte bu yüzden işletme okuyorum abi; yüksek binalar, yüksek egolar ve o yüksek topuklu seksi kadınlar..." Talha’nın tepkisi saniyelik oldu. Yanında oturan Sinan’ın ensesini öyle bir kavradı ki, Sinan’ın cümlesi boğazında düğümlendi. "Oğlum sus," dedi Talha, sesi sert ve derinden geliyordu. "Aklını alacağım senin, sus diyorum!" Sinan, kafası Talha’nın güçlü parmakları arasında sıkışmışken bile o gevşek gülüşünü bozmadı. "Ne var oğlum? Yalan mı? Demir abi kütür kütür götürüyordur, afet-i devranı..." Talha parmaklarını biraz daha sıkınca Sinan bu sefer acıyla karışık bir kahkaha attı. Ersin de araya girip "Oğlum Sinan, kızlar yanımızda saçma sapan konuşma, kaşınma lan," diye uyardı ama benim kulaklarım artık masadaki gürültüyü duymuyordu. Bakışlarım, Sinan’ın işaret ettiği yöne, yani arabadan inen o iki silüete kilitlenmişti. Kadın, seksi kelimesinin vücut bulmuş hali gibiydi; platin sarısı saçları omuzlarından aşağı su gibi dökülüyor, giydiği daracık siyah deri elbise her adımında hatlarını cömertçe sergiliyordu. Altındaki o bitmek bilmeyen ince topuklularla neredeyse Demir’in boyuna yetişmişti. Her adımı "ben buradayım" diyordu. Demir ise kadının bir şeyler anlatırken attığı kahkahaya, o hafif ama can alıcı tebessümüyle karşılık veriyordu. "Lavin?" dedi Talha sessizce. Sesindeki o endişeli tonu duydum ama cevap veremedim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE