Sanayide Nefes Nefese

1067 Kelimeler
Arabanın içindeki hava o kadar ağırdı ki, nefes almak bile göğüs kafesimi acıtıyordu. Demir, direksiyonu parmak boğumları bembeyaz olana kadar sıkmış, bakışlarını yoldan bir saniye bile ayırmadan gaza basıyordu. Hız ibresi yükseldikçe içimdeki korku da aynı oranda tırmanıyordu ama bu sefer korkum kendim için değil, arkada kanlar içinde bıraktığımız Talha içindi. "Demir abi, bir şey söyle..." diye fısıldadım, hıçkırıklarımın arasından. "Lütfen susma. Korkuyorum, yapma." Demir’den çıt çıkmadı. Yüzü mermerden yontulmuş bir heykel kadar hareketsiz ve soğuktu. Sahil yolunun ışıkları camdan hızlıca geçerken, onun çenesindeki o seğirme her şeyi anlatıyordu. Eve giden o kısa yol, ömrümden yıllar götürdü. Bahçe kapısından içeri hırsla girdiğinde arabayı sertçe durdurdu. "İn," dedi sadece. Sesi öyle bir derinlikten geliyordu ki, ürperdim. "Demir..." dedim eline uzanmaya çalışarak. "Talha’ya dokunmayacağına söz ver. O sadece beni korumaya çalışıyordu. Eğer ona bir şey yaparsan, eğer o dükkana ya da ona bir zarar verirsen... Yemin ederim Lavin senin için bir daha asla olmayacak. Ben yokum o zaman, anlıyor musun?" Demir yavaşça başını bana çevirdi. Gözlerindeki o yıkıcı ifadeyi hayatım boyunca unutmayacaktım. "Sen," dedi, her kelimeyi buzlu bir suda yıkayarak. "Benim karşıma geçmiş, o herif için beni mi tehdit ediyorsun?" "Tehdit değil bu, bir gerçek," dedim ağlayarak. "Dokunma ona." "Eve geç," dedi Demir, sesini yükseltmeden ama yerin sarsıldığını hissettirecek kadar otoriter bir tonla. "Bu saatten sonra bu evden dışarı tek bir adım atarsan, Lavin... İşte o zaman o o piçin başına geleceklerden ben sorumlu olmam. Şimdi içeri gir!" Arabadan fırlarcasına indim. Ayaklarım geri geri gitse de Demir’in o karanlık bakışları altında eve doğru koştum. Kapıyı açıp içeri daldığımda kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Demir’in motoru tekrar çalıştırıp sokaktan hızla uzaklaştığını duyduğumda dizlerimin üzerine çöktüm. Gidiyordu. Belki de Talha’nın yanına dönüyordu. İçeriden anneannemin televizyon sesi geliyordu. Hemen kendimi toparlamam gerekiyordu. Demir’in onu arayıp "Lavin evde mi?" diye kontrol edeceğini, hatta belki de çoktan ettiğini biliyordum. Yüzümdeki yaşları silip derin bir nefes aldım ve salona geçtim. "Kuzum, geldin mi? Pek erken oldu, eğlenemediniz mi?" dedi anneannem, gözlüğünün üzerinden bana bakarak. "Yok tontişim, başım çok ağrıdı, Demir abi de sağ olsun getirdi hemen. Ben çok kötüyüm, hemen uyuyacağım, sakın uyandırma beni olur mu?" dedim, sesimin titremesini saklayarak. "Tamam güzelim, yat dinlen hadi," dedi şefkatle. Odama girer girmez kapıyı kilitledim. Işıkları açmadım. Karanlıkta yatağın üzerine oturup telefonuma sarıldım. Ellerim titreyerek Talha’ya mesaj attım. Lavin: "Talha, iyi misin? Lütfen cevap ver. Çok özür dilerim, her şey benim suçum. Hastaneye gittin mi?" Dakikalar geçmek bilmedi. Telefonun ekranına bakarken gözyaşlarım ekranı ıslatıyordu. Sonunda telefon titredi. Talha: "İyiyim Lavin. Burnum biraz şiş o kadar, korkma. Sen... Sen neden o yalanı söyledin? Neden 'sevgilim' dedin?" Lavin: "Seni öldürecekti Talha! Durmuyordu, görmedin mi? Başka şansım yoktu. Lütfen bugünlük dükkana gitme, eve geç ve kapılarını kilitle. Demir çok sinirli." Talha: "Korkmuyorum ondan. Ama senin ağlaman canımı yakıyor. Yanına gelmek istiyorum." "Hayır, sakın!" diye fısıldadım odanın içinde. Yatağa uzandım ama uyumak imkansızdı. Anneannemin yatmasını, evin tamamen sessizliğe gömülmesini bekledim. Saat gece yarısını geçtiğinde, koridordan gelen ayak sesleri kesildi. Anneannemin odasının kapısı kapandı, ışıklar söndü. Bir süre daha bekledim bir yandan da ilk yardım çantamı arıyordum. Sessizce yerimden kalktım. Üzerimdeki mini eteği çıkarıp hızlıca bir jean ve kapüşonlu bir hırka giydim. Ayakkabılarımı elime aldım. Anahtarlarımı, telefonumu ve cüzdanımı montumun cebine tıktım. Kapının kolunu milim milim çevirdim. Anneannem uykusu ağır bir kadındı ama yine de her tıkırtı kalbimi ağzıma getiriyordu. Dış kapıyı sessizce kapatıp kendimi sokağa attığımda, gece ayazı yüzüme bir tokat gibi çarptı. Demir’in o "evden çıkma" uyarısı kulaklarımda çınlıyordu ama duramazdım. Talha’yı o halde bırakamazdım ve Demir’in ne yapacağını bilmeden bu evde hapis kalamazdım. Sokağın başındaki taksi durağına doğru koşmaya başladım. Adımlarım karanlık sokakta yankılanırken, her köşeden Demir’in o siyah SUV’u çıkacakmış gibi hissediyordum. Taksiye bindiğimde şoföre Talha’nın sanayideki dükkanının adresini verdim. "Kızım bu saatte sanayide ne işin var?" dedi şoför dikiz aynasından bana bakarak. "Bir arkadaşım kaza yapmış, ona bakmam lazım abi," dedim sesimi net tutmaya çalışarak. Yollar boştu ama içimdeki fırtına dinmediği için yol bitmiyordu. Talha’ya olan vicdan azabım, Demir’e söylediğim o devasa yalanın ağırlığıyla birleşmişti. Demir’e "Talha benim sevgilim" dediğim o anki bakışını hatırladıkça nefesim kesiliyordu. O bakışta sadece öfke yoktu; hayal kırıklığı, bir tür terk edilmişlik ve yıkım vardı. Neye dayanarak bana bu kadar müdahale ediyordu? Taksi sanayi sitesinin o ıssız, karanlık sokaklarına girdiğinde dükkanın önünde Talha’yı gördüm. Kepenkleri yarıya kadar indirmiş, elinde buz torbasıyla kaldırım kenarına oturmuştu. Arabadan indiğimde beni gördüğü an şaşkınlıkla ayağa kalktı. "Lavin? Sen delirdin mi? Bu saatte burada ne işin var?'' Talha’nın yanına ulaştığımda bacaklarım titriyordu. "Özür dilerim..." diye fısıldadım, hıçkırıklarımın arasından. "Hepsi benim yüzümden, Talha çok özür dilerim." Hiç düşünmeden kollarımı boynuna doladım, başımı göğsüne yaslayıp sarsıla sarsıla ağlamaya başladım. O an ne Demir'in yasağı umurumdaydı ne de sanayinin ıssızlığı; sadece vicdanımın altında eziliyordum. Talha, sızlayan burnuna ve patlamış dudağına rağmen ellerini saçlarıma daldırdı. O nasırlı, sert elleri saçlarımın arasında inanılmaz bir şefkatle gezindi. "Lavin... Dur güzelim, ağlama artık," dedi, sesi acıyla karışık bir huzurla boğulmuştu. "Bana bak, iyiyim ben. Buradan hemen gitmemiz lazım. Burası sana göre bir yer değil Lavin; burası karanlık, tenha, tekin değil... Hadi, daha güvenli bir yere gidelim." O tam beni omuzlarımdan tutmaya yeltenirken, sokağın girişini kör edici bir beyazlık kapladı. Uzun farlar, sanayinin paslı tabelalarını ve yerdeki yağ lekelerini bir film sahnesi gibi aydınlattı. Motorun gürültüsü artık dükkanın duvarlarında yankılanıyordu. Demir buradaydı; avını arayan bir kurt gibi sokağı tarıyordu. "Geldi..." diye inledim dehşetle. Demir’in o sokağa girdiği an her şeyi yakıp yıkacağını biliyordum. Talha için gelmişti kesin. Talha’nın elini kavradım ve onu hızla, kepengi kapalı dükkanın hemen yanındaki iki binanın arasında kalan o dar, zifiri karanlık boşluğa doğru çekiştirdim. "Gel buraya, çabuk!" Boşluğun içine daldığımızda, paslı varillerin ve eski lastiklerin arkasına sindik. Duvar o kadar dardı ki, Talha ile burun buruna, göğüs göğüse kalmıştık. Sırtım soğuk betona yaslıyken, hızla inip kalkan göğsüm Talha'nınkine çarpıyordu. Nefes alışverişleri yüzümü yakıyordu. Demir’in arabası tam önümüzden, sadece birkaç metre öteden yavaşça geçti; farların ışığı saklandığımız boşluğun girişini yalayarak uzaklaştı. Talha bir şey söylemek için dudaklarını araladığında, dehşetle parlayan gözlerimi onun gözlerine diktim. Titreyen işaret parmağımı, onun patlamış ve hala sızlayan dudaklarının üzerine usulca bastırdım. "Şşş..." diye fısıldadım, nefesim dudaklarına değerken. "Lütfen... Sakın konuşma. Buradan sağ çıkamayız Talha, benim için sus." Talha, dudaklarındaki parmağımın baskısıyla öylece dondu. Gözleri gözlerime kenetlendiğinde, o karanlığın içinde bile parlayan saf, karşılıksız ve derin aşkı gördüm. Kalbim, tam göğsünün üzerinde bir savaş davulu gibi gümbürdüyordu. Dışarıda ise Demir’in SUV’u durmuştu. Motorun harıltısı bir anda kasildi. Kapının açılma sesini duyduk. Demir’in ağır adımları asfaltta yankılanmaya başladı. Her adımında yer sarsılıyor, saklandığımız o daracık boşluk sanki daha da daralıyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE