Tesadüf mü?

2003 Kelimeler
AŞKIM Yatağın kenarına oturmuş, telefon ekranına boş boş bakıyordum. Kalbim olanların etkisinden çıkamamış gibi hızlı atmaya devam ediyordu. Kumarhaneden kaçabilmiştim, kimse beni durdurmamıştı. Yinede bu bana tuhaf geliyordu. Her şeyin bu kadar kolay olması, peşimden gelmemeleri ve sadece arkamdan bakmaları... Bu kadar kolay olmamalıydı, değil mi? Şu an güvendeydim, en azından böyle hissediyordum. Başımı sokabilecek bir yer buldum, onlardan saklanabildim ve kaçabildim. En önemlisi ise huzurluyum. Onlardan kaçar kaçmaz bir otel buldum, tek odalı olmasına rağmen işimi görüyordu. Az önce bavuldaki eşyalarımı küçük dolaba yerleştirmiştim. Biraz keyif yapmaya karar verdiğim için banyodaki küçük jakuziyi ayarladım. Köpüklerin içine keyifle girerken, odadan ise müzik sesi geliyordu. Vücudumdaki köpüklere üfleyerek, havada uçuşmasını izliyorum. Bacaklarımı ara sıra çırpıyor, deli gibi hareketler yapıyordum. Dakikalar sonrasında artık çıkmam gerektiğine karar verdim, kısa bir duş alarak odaya geçtim. Yumuşak yere oturarak sırtımı yastığa yasladım. Önümde önemli bir iş görüşmesi vardı. Hayatımı düzene sokabilmek için bir fırsat... Belki de kurtuluşum olacaktı. Ama bir sorun vardı. Kıyafetlerim yoktu. Abilerim, benden nefret edercesine tüm kıyafetlerimi yakmışlardı. Elimde sadece bavula sıkıştırdığım birkaç parça eşya vardı. Yine de bir şansım vardı--kaçarken aldığım Eurolar. Eğer onları bozdurabilirsem, kendime yenilerini alabilirim. En azından iş görüşmesi için birkaç parça kıyafet alabilirdim. O kıyafetlere uygun topuklu ayakkabı. Elimdeki kıyafetler ve ayakkabılar hiç bir işe yaramazdı. Fakat dışarı çıkacağım için fazlasıyla dikkatli olmalıyım. Abilerim beni bulmak için ellerinden geleni yapıyor olmalıydı. Onları hafife alırsam, her an beklemediğim bir olayla karşılaşabilirdim. Bu yüzden kendimi kamufle etmem gerekiyordu, tanınmamam lazımdı. Üzerimdekileri hızla değiştirerek, şapkamı taktım. Siyah taytının baldır kısmını keserek, yüzümü kaplayan bir maske yapmaya çalıştım. Boynuma geçirerek önce deneme testi yaptım. Güzel. Yüzümü kapatıyordu. Sırt çantamı takarak, önemli eşyalarımı yanıma aldım ve otelden ayrıldım. En yakın döviz bürosunu bularak, hızlı olmaya çalıştım. Bir an önce şu işi halledip, otele dönmek istiyordum. Orada güvendeyim, en azından kimse beni görmüyor ve rahatım. Döviz bürosunun önünde durduğumda, şapkamı iyice indirdim ve etrafa temkinli bakışlar attım. Hızla büroya girdim. Gişeye yaklaşarak, çantamdaki Euroları çıkarıp görevliye uzattım. ''Bozdurabilir misiniz?'' ses tonumu ince çıkarmaya özen gösterdim. Görevli başını sallayarak, paraları saymaya başladı. Ellerimi eşofmanımın cebine sokarak, etrafı gözetliyordum. Bu sırada yandaki adamın dikkatini çektim. Bana bir hırsızmışım gibi dikkatle bakıyordu, gözlerimi devirerek önüme döndüm. Omzumun üzerinden arkaya baktım. İçeriye giren uzun boylu bir adam dikkatimi çekti. Adamın gözleri doğrudan bana kilitlenmişti. Hızla kafamı çevirdim, içimdeki panik artmaya başladı. Neden bana dikkatle bakıyordu? Abilerimin adamı olabilir miydi? Ya da... Kumarhanenin sahibi? Görevli paraları uzatırken anında aldım ve hızla dışarı çıktım. Derin bir nefes alarak yürümeye devam ettim. Adımlarımı biraz daha hızlandırmıştım. Ama içimdeki his, hâlâ orada. Sürekli omzumun üzerinden arkaya bakıp duruyordum, sanki birileri beni takip ediyormuş gibi hissediyordum. Bu normal mi? Bilemiyorum. Biraz ürperdim, tüylerim diken diken oldu. Az önceki adam, o beni takip ediyor olabilirdi. Bu yüzden kalabalığın arasında karışmam gerekiyordu. Dakikaların ardından çarşı sokaklarına varmayı başardım. Otelden epey uzaklaşmıştım. Bir yandan abilerime yakalanma korkusu, diğer yandan takip ediliyor hissetmem, öteki yandan ise kumarhane... Beni iyice paranoyak yapmıştı bu olaylar, bir an önce sakinleşmem gerekiyordu ama olmuyor! Sonunda kalabalığın arasına karışarak hızla ilerlemeye devam ettim. İçimde bir his, bir şeylerin ters gittiğini fısıldamakta. Arada bir arkama baksam dahi, kimseyle göz göze gelmiyordum. Yinede hissediyorum, biliyorum... Biri beni uzaktan izlemekte. Bir ara sokağa girdim, vitrinlere göz atıyor gibi yaptım ardından hızla yön değiştirdim. Peşimdeki adamlardan bir an önce kurtulmak istiyordum. En sonunda soluğu bir butiğin içinde aldım, belkide beni artık takip etmeyi bıraktılar. Veya gözden kaçırdılar, bilemiyorum. Kıyafet reyonlarında dolaşmaya karar verdim, aynı zamanda kalbimin hızını kontrol etmeye çalışıyordum. Dikkatimi çeken kıyafetlere pür dikkatle bakıyordum. Kendimi saatlerce bir kovalamanın içindeymiş gibi hissettim. Gerçi, kovalamacadan pek bir farkı yoktu. Güzel elbiselerin içinde kendimi kaybederken, yüz hatlarım sonunda yumuşadı. Dakikalardır kendimi sıkıyordum, şimdi ise gevşemeye çalıştığım için bedenimde büyük bir ağrı oluştu. Sonunda hoşuma giden bir elbiseye doğru yaklaştım, eteklerinden tuttum ama bir iş görüşmesi için fazlaydı. Hemen yanındaki reyonda etekler vardı, fazlasıyla güzel görünüyorlardı. Eteklerden birine uzandığımda, havada bir şeyin süzüldüğünü fark ettim. kâğıt parçası. Boşlukta süzülerek yavaşça ayaklarımın dibine düştü. Kaşlarım çatılırken korkuyla arkama baktım, kimseyi göremedim ama yerdeki kağıda uzandım. kâğıt katlanmıştı ama buruşuktu. Kalbim büyük bir korkuyla göğüs kafesime çarparken, gördüğüm yazı sertçe yutkunmama sebep oldu. ''Patronun gözü üzerinde. Bizden kaçabildiğini sanıyorsan, yanılıyorsun. Oyun henüz bitmedi.'' Okuduğum yazı yüzünden, nefesim kesildi. Ellerimdeki kâğıt neredeyse terden dolayı nemlendi. Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Etrafa bakındım, kimse yoktu. Boğazım düğümlendi, mideme resmen bir taş oturmuştu. Kalbimin sesi kulaklarımda yankılandı. Tüm vücudum büyük bir korkuyla titriyordu, içimden bir ses kaçmam gerektiğini söylüyordu. Ama bacaklarım bir türlü kıpırdamıyordu. Olduğum yere mıhlanmıştım. Şimdiye kadar takip edildiğimi hissetmiştim ama bu kadarını beklemiyordum. Geriye doğru sendelerken, bacaklarımın düğümü çözülmüştü. Biri koluma dokunduğunda ise tiz bir çığlık atarak, geriye doğru savurdum kendimi. Mağaza çalışanlarından biriydi, endişeyle bana bakıyordu. ''Hanımefendi, iyi misiniz?'' diye sorduğunda, hızlı nefesler alıp vermeye devam ettim. Alnımdaki terleri elimin tersiyle silerek, başımı zorlukla aşağı yukarı salladım. Ardından konuşmak için kuruyan dudaklarımı ıslattım. ''Az önce birisi yanıma kağıt düşürdü, o kişiyi gördünüz mü?'' Sanki bir deliymişim gibi kötü gözlerle baktı bana. Dudakları şaşkınlıkla aralandı ve parmaklarımda duran kağıda baktı, yazıyı okuduğunda ise güldü. ''Sanırım arkadaşlarınız size bir şaka yapıyor hanımefendi, biz kimseyi göremedik. İsterseniz kamera kayıtlarını inceleyebiliriz.'' Başımı hiddetle aşağı yukarı salladım, kamera kayıtları! Evet! İncelenmesini istiyordum, bu notu bırakan biri olmalıydı! Aksi takdirde, bu notu güvercinle yollayacakları yoktu, değil mi? Kamera kayıtları incelenmişti ama yanımdan geçen kimse yoktu. Çalışanlar ise bana aklımı kaçırmışım gibi bakmaya devam ediyorlardı. Stresli bir şekilde mağazanın koltuklarına oturdum, su getirdiklerinde ise çölde kalmışcasına suyu tükettim. Dakikalardır düşünmekten neredeyse beynimi kaybedecektim. Notta yazan o kelime. Oyun bitmedi... Gözlerimi sıkıca kapatıp derin bir nefes aldım. Sakinleşmeliydim. Panik yaparsam, hata yapardım. Ama içimdeki korku, damarlarımda dolaşan zehir gibi ağır ağır yayılıyordu. Bu not, bir uyarı mıydı? Yoksa bir tehdit mi? Tekrar gözlerimi araladım, butiğin içinde sakince göz gezdirdim. Bir an önce alışverişi tamamlayıp, otele dönmek ve sakin kafayla düşünmek istiyordum. Yavaşça ayağa kalktım, güzel parçalar bulmaya çalışıyordum. En sonunda iş görüşmesine uygun bir kombin hazırlayarak, kabinde denedim. Hoşuma giden birkaç kombin arasında kalmıştım, en sonunda ise en beğendiğim iki kombini almaya karar verdim. Kasaya doğru ilerleyerek, kıyafetlerin fiyatını ödedim. Butikten çıkmadan önce etrafa göz attım, güvenli olduğuna dair emin olduğumda ise çıktım. Dakikalardır hızlı yürüdüğüm için artık bacaklarım bile ağrıyordu. Artık daha yavaş yürümeye karar verdim, birazda umursamaz davranıyordum. Onlar için henüz oyun bitmedi ama benim için bitti. Madem oyun bitmedi, gelsinler karşıma çıksınlar. Neymiş efendim: Patronun gözü üzerimdeymiş! Öyle patronun gözüne tüküreyim! Madem gözün üzerimde, ne diye beni takip ettiriyorsun? Adamsan çık karşıma, derdini anlat! Sorun oyunu kaybetmemse, ne istiyorsan al benden. Hatta... Düşündüm de, abilerimi alabilirsin mesela ha? Kendi kendime gülerken, dudaklarımı birbirine bastırdım. İç sesim resmen savaş açmıştı, bir türlü susturamıyordum. Ama haklıydı şimdi. Öyle gözdağı vermekle olmaz patron efendi! Çarşıda biraz daha gezinmeye karar verdim, uygun fiyatlı bulduğum kıyafetleri alıyordum. Fakat bütün parayı harcamamam gerekiyordu, lazım olabilirdi. İçimdeki öfke kabarırken, sinirle dişlerimi birbirine bastırdım. Otele vardığımda ise hızla odama çıkarak, üzerimdekileri değiştirdim. Sakinleşmem için biraz havuza girmek istiyordum, su kaslarımı gevşetebilirdi. Üzerimi değiştirip bikinimi giydim, üzerine ise plaj elbisesi geçirdim. Terliklerimi giyerek odamdan çıktım, kablosuz kulaklıklarımı takarak telefondan şarkı açtım. Şarkının sözlerine eşlik ederken, aynı zamanda asansöre binmiş ve kapalı havuzun katını tuşlamıştım. Saçlarımdaki tokayı çıkararak, kalın telli buklelerimi rahat bıraktım. Omuzlarımdan üç parmak uzunluğundaydı saçlarım. Asansörün kapıları açıldığında, hızla çıktım ve kapalı havuza doğru adımlar attım. Kapıyı ittirerek içeri girdim, boş şezlongların birine havlumu koydum. Birkaç kişi vardı, pek kalabalık değildi. Üstelik sessizdi. Şezlonga oturup üzerimdeki plaj elbisesini çıkardım, eşyalarımı şezlongun üzerine bırakarak havuza doğru ilerledim. Bacaklarımı suya soktuğumda, çok soğuk olmadığını anlayınca gülümsedim. Merdivenlerden inerek, bedenimi suya bıraktığımda kollarımı soğuk fayanslara yasladım. Lakin suya atlayan bir öküz sayesinde, bütün su tamamen bana sıçramıştı. Gözlerimi sinirle kapatırken, dişlerimi birbirine bastırmıştım. Böyle suya mı atlanılırdı Allah aşkına? Üstelik benim dibime atlamıştı, sanki başka yer yokmuş gibi... Suyun yüzeyine çıktığında, çırpınarak tüm suyu tekrar bana sıçrattı. Sinirle o kişiye doğru su fırlattığımda, omzunun üzerinden bana doğru bakmasıyla şok oldum. Nefes alışverişlerim bir anda hızlandı, sanki bir oyunun içindeymiş gibi hissettim. Onu burada görmeyi beklemiyordum, bir tesadüf olamazdı değil mi? Takip edilmem, bırakılan not, şimdiyse onun burada oluşu... Korkuyla gözlerimi açtım, yinede sakin kalmak için uğraştım. Onu tanımıyormuş gibi davranarak başka bir yöne baktım, havuzun kenarlarından tutunarak çıkmaya çalıştım. ''Aşkım!'' ismimi söylediğinde ise tekrar suya çakıldım. Sertçe yutkunurken, ona cevap vermeden merdivenlerden tırmandım. Havuzdan çıkarak şezlonguma doğru ilerledim, havluyu bedenime sararak gitmeyi tercih ettim. ''Bunu hiç beklemiyordum... Ne güzel bir tesadüf!'' Bir an tereddüt ettim, başımı kaldırarak sesin geldiği yöne baktım. Ekin, elindeki kadeh bardağını tutarak alayla yanıma doğru adımladı. İçimdeki gizli kaygıyı hemen bastırıp, soğukkanlılığımı korumaya çalıştım. ''Evet, ne güzel bir tesadüf!'' diye karşılık verdim ona. Hafifçe yaklaşarak, şezlonguma doğru birkaç adım attı. ''Bazen insanlar tesadüfleri çok sever, değil mi? Herkes bir şekilde, beklediği anı bulur.'' Sakin ama dikkatli bir şekilde onu süzdüm. Onun sözleri normalden biraz farklıydı, sorgulayıcı gibi. Gözlerinde bir anlam aradım, ama hemen bir şey söylemedim. Cümlelerimi dikkatli kurmam gerekiyordu. ''Belkide...'' dedim sahte bir tebessümle. ''Ama bu kadar tesadüf şaşırtıcı. Bazen, her şey planlı olabilir.'' sözlerim üzerine, Ekin bir an durakladı. Sözlerimle ilgilenirken, alaycı bakışları suda geziniyordu. ''Evet, öyle.'' dediğinde bakışlarım kısıldı, içki kadehinden bir kaç yudum alarak bana baktı. ''Tesadüfler ne kadar planlıysa, o kadar şaşırtıcı olur. Her neyse, biraz yüzebiliriz bence?'' Ekin'in davetkar bakışlarına karşı temkinli davranmaya çalıştım. Bu kesinlikle bir tesadüf değildi, her şey planlı gerçekleşiyordu. Bakışlarım havuzun suyunda gezindi, o gelene dek her şey yolundaydı. Keyfim gayet yerindeydi lakin berbat etmişti. ''Teşekkür ederim, su soğuk geldi bana.'' kaşlarını havaya kaldırırken, dudağının kenarı alayla kıvrıldı. Onun bu tavırlarına karşı öfkelendim, bedenine yaklaştım. ''Beni mi takip ediyorsunuz, Ekin?!'' bir öfke patlaması yaşadığımda kaşları havalandı. ''Ne?!'' gözlerine bir şaşkınlık duygusu yansıdı, dudakları aralandı. Sanki... Sanki ona iftira atmışım gibi davranıyordu ve bu çok gülünç bir durumdu! ''Takip etmek? Kesinlikle saçmalıyorsun, biraz keyif yapmak için burayı buldum.'' gözlerini devirdi. Alayla gülmeye başladım, başımı sağa sola salladım. ''Keyif?'' diye sorduğumda, başını sakince aşağı yukarı salladı. Onun nasıl bir tip olduğunu bilmesem, kesinlikle şu anda bu rollerine inanırdım. ''Bu ne tesadüftür ki, benim otelim ile aynı oteldesin! Bugün beni biri takip ediyor ve bir not bırakıyor!'' ''Aaaa!'' şaşkınca yüzüme baktı. ''Ne notu kız?! Gizli bir aşığın mı var yoksa?!'' beni anlamamazlıktan gelmesi, dahada sinirimi bozuyordu. Şezlongun üzerindeki eşyalarımı öfkeyle alırken, daha fazla onunla uğraşacak vaktim yoktu. Eşyalarımı tamamen toparladığımda ise yüzüne döndüm. ''O patronuna söyle, Ekin!'' ''Hadi ama!'' dedi üzgün bir ifadeyle. ''Patronum değil, arkadaşım! En yakın arkadaşım, çok seviyorum onu!'' bir şekilde konuyu dağıtmayı başarıyordu. ''Gözünü üzerimden çeksin, ha çekmiyorsa... Adam gibi karşıma çıksın!'' dişlerimin arasından, onun yüzüne doğru tısladım. ''Ne o? Yoksa korkuyor mu?'' alayla güldüm. ''Belkide doğru zamanı bekliyordur.'' sır verircesine konuştu, dudaklarımı sinirle ısırdım. Başımı aşağı yukarı salladım. ''Beklemek... Evet, beklemek!'' diye fısıldadım kendi kendim, ardından başımı tekrar kaldırdım. Ekin'e daha fazla cevap vermeden, arkamı döndüm ve asansörlere doğru ilerlemeye karar verdim. İçimdeki öfkeyi bir türlü bastıramıyordum. Hatta, onun ağzını burnunu kırmak istiyordum. Yinede sakin kalmalıyım, sakin ol Aşkım! Adımlarım duraksadı, ona doğru döndüm. Bana gülümseyerek el sallıyordu. ''Uzun bir süre burada kalacağım, Aşkım!'' dedi eğlenir ifadeyle. ''Bizden çok iyi kanki olur! Akşam otelin barında görüşmeye ne dersin?!'' ''Siktir git!'' çığlığım yankı yaparken, şaşkınlıkla dudakları aralandı. Yüzünü buruşturdu. ''Sevimsiz!'' dediğini duydum. ''Utan be! Ben seni, o maço abilerinden kurtardım! Sen ise bana siktir çekiyorsun, terbiyesiz!'' Allah'ım, gerçekten çıldırmak üzereyim! ''Maço abilerim az daha seni dövecekti, unuttun herhalde Ekin!'' Omuzlarını silkerek kadehini dudaklarına götürdü. Parmaklarıyla belini gösterdiğinde, anlamsızca ona bakıyordum. ''Emanet varken, beni dövmeyi göze alabilirler mi?'' diye karşılık verdi. Şu anda, onunla uğraşmaya devam ederek daha fazla zaman harcadığıma gerçekten inanamıyorum! Burnumdan soluyordum, en sonunda ise tekrar gülümsedim. ''Patronuna bir mesaj göndermeni istiyorum.'' ses tonum sakindi. ''Tabii!'' ''O patronun ben taa a-'' ''Heeey!'' cümlemi tamamlamama izin vermeden susturdu beni, o kadar öfkeliydim ki... Ne diyeceğimi bile bilmiyordum, tek istediğim saatlerce bu üçlüye küfür etmekti. ''En yakın arkadaşım olduğunu unutuyorsun! Daha terbiyeli bir mesaj gönderir misin lütfen?'' Başımı sağa sola sallayarak, ona umutsuz bir vakaymış gibi bakışlar attım. Derin bir nefes vererek, önüme döndüm. Parmaklarım asansörün tuşuna uzandı. ''Beklemek, Aşkım!'' tehlikeli ama bir o kadarda alaycı sesini duyduğumda, omzumun üzerinden ona kısa bir bakış attım. ''Evet, beklemelisin. Zaman her şeyin cevabıdır!''
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE