2

1697 Kelimeler
Dmitri Sergeyev Zaman ağırlaştı. Tüm odağım onun üzerindeydi. Kimdi bu kadın? O kadar güzel ve çekici bir kadındı ki onu tanımak, onunla konuşmak istiyordum. Peşinden gidip adını sormak ve telefon numarasını istemek fazla mı olurdu? Daha önce bir kadınla tanışmak için çabalamamıştım. Daha önce buna gerek kalmamıştı. Telefonumda babamdan gelen bir çağrı belirene kadar aracı durdurmuş, inmeye niyetliydim. Telefonu açtım. Babamın herzamanki ağır ve sinirli sesini işittim. Bir rakibimiz hakkında kısa ve öz bir konuşma yaptı. Herzamanki meselelerdi ama beni derhal görmek istiyordu. Kadının uzaklaşan siluetine doğru son bir kez baktım ve yoluma devam ettim. ... Kırmızı elbisesi, yapılı siyah saçları ve yüzüne çok yakışan makyajıyla aynı kadın. Herzaman uğradığım lüks bir restorantta bir adamla yemek yiyordu. Kocası mı vardı? Elinde bir yüzük göremiyordum. O halde sevgilisi miydi? Aralarında nasıl bir ilişki olduğunu merak ediyordum. Adamlarımdan birini yanıma çağırdım ve kadını işaret ettim. "Kadının kim olduğunu öğren." Başka birşey demedim ve geceye yanımdakilerle devam ettim. ... Bu da üçümcü kez karşıma çıkışıydı. Bana doğru koşmaktaydı. Bana sesleniyordu, asansörü durdurmamı istiyordu. Bu kadar çok karşıma çıkması sadece tesadüf olabilir miydi? Ama benim sözlüğünde öyle bir kelimeye yer yoktu. Kadın hakkında bilgi edinmesini istediğim adamımdan bir haftadır haber almamıştım. Bu da başına bir şey geldiğini gösteriyordu. En iyi ihtimalle öldürülmüştü... Muhbirden aldığım habere göre birileri beni öldürmek için büyük bir suikastçi ağıyla işbirliği yapmıştı. Gönderilen suikastçinin bu kadın olup olmadığını merak ediyordum. O olmamasını diledim. Ölmek için fazla güzeldi. Eğer asansöre binmezse böyle bir ihtimale daha fazla kafa yormak zorunda kalmazdım ancak bana seslenmeye devam ettiğinde onu duymazdan gelmeyi daha fazla başaramadım ve asansörün kapılarının kapanmasına son anda engel olup onun gelmesi için bekledim. Geriye dönmüştü, bir telefon görüşmesi yapıyordu. Bu ya tanrı tarafından bana verilen yeni bir şanstı ya da hesaplı ve planlı bir şekilde dikkatimi çekmeye çalışan bir suikastçinin işiydi. Her iki şekilde de bu sefer bir hayal gibi gözlerimin önünden kaybolmasına izin vermeye niyetim yoktu. Asansöre bindi. Karşımdaydı, aramızdaki boy ve cüsse farkı beni içten içe güldürdü. Bu küçücük kadın tarafından nasıl öldürebilirdim ki? Yüzüme baktığı söylenemezdi ama karşımda durduğu her saniyeyi asansörün aynasındaki yansımasından onun yüzünü incelemekle geçirmiştim. Tatlı sesi, bakışlarındaki masumiyet ve tebessümündeki sıcaklık birkez daha ona çekilmem için yetti. Bir de şu eşsiz kokusu vardı. Çiçekli parfümü ve teninin kendine has tatlı kokusunun bir karışımıydı ve her nefeste, aldığım havayla burnuma taşınıyordu. Bütün hücrelerim varlığına tepki gösteriyordu. Yaklaşmak, ona dokunmak, kokuyu rahatça içime çekmek istiyordum. Dudaklarının göründükleri kadar yumuşak ve tatlı olup olmadığını deneyimlemek istiyordum. İçmeden sarhoş olmak gibi bir histi bende yarattığı. Bir bahaneye ihtiyacım vardı. Yaklaştım ve üzerine doğru eğildim, başını çevirip bana baktığında korku ve heyecanla gözlerinin irileşme anını izledim. Gözlerime, gözlerinde soru işaretleriyle bakıyordu. Gözlerimi o gri gözlerden ayırmak hayatımda yaşadığım en zorlu anlardan biri olabilirdi ama bunu başardım. Ona hangi kata çıkacağını sordum, fark etmiştim ki herhangi bir tuşa basmamıştı. Aldığım cevap maalesefki hiç hoşuma gitmedi. Benimle aynı kata çıkacağını söylüyordu. Son kat, tamemen bana aitti. Bana haber verilmeyen bir ziyaretçinin olması imkansızdı. Ya yalan söylüyordu ya da dikkatimi çekmek için bir çeşit girişimdi. Emin değildim. Geriye çekildim. Kendi kendime güldüm ama bu eğlenceden yoksun bir gülüştü. Söylendim. Telefonumu arabada unuttuğum için kendime kızmayı da ihmal etmedim. Alexander'ın telefonuma gönderdiği fotoğraflara dikkat etmediğime pişmandım. Çoğu zaman buna gerek kalmadan işler çözülürdü ama şimdi böyle bir durumun içindeydim. Görünen o ki Alexander başarısız olmuştu ve kadın bana yaklaşmayı başarmıştı. Bir şekilde işin bu raddeye gelmesine mutlu oldum. Eğer onunla benden önce karşılaşsaydı kadın, en acı ölümlerden biriyle yüzleşmiş olurdu. Ben de Alexander'dan, güvenlik şefimden, pek de farklı sayılmazdım insanlara acıyan bir yanım yoktu ama bu kadını direkt öldürmenin yazık olacağını düşünüyordum. Onu evime götürebilir ve odalarımdan birinde birsüre misafir edebilirdim. Sırf ne tepki vereceğini izlemek için bile onu sorgulamak istiyordum. Bu işi bir başkasına bırakmaya pek niyetim yoktu. Tüm cevapları dudaklarının arasından tek tek ve özenle alacak yöntemlerim vardı. Kadın siyah saçlıydı ve gri renkli gözleri vardı. Ufak tefek ve sevimli görüntüsü, zihnimdeki suikastçi profilleriyle pek uyuşmuyordu ama bunun ne önemi vardı ki? Bu görüntü gözümü boyamak için seçilmemiş miydi? Suikastten haberim olmasaydı eğer çekimine kapılmaya gönüllü değil miydim? Bilsem de durum pek farklı olmazdı, yine ona doğru çekiliyordum. O da bana. Bunu anlayacak kadar kadınlarla deneyime sahiptim. Bir kadının gözlerinde arzu pırıltıları gördüğümde tanırdım ve o pırıltılardan bu kadında fazlasıyla vardı. Onun da beni öldürmek için para almış diğerleri kadar iğrenç bir böcek olduğunu hatırlattım kendime. Bu yüzden üzerine basıp onu ezmeden önce eğlenmeye bakacaktım. Bir erkek olsa onu çoktan indirmiş ve işkence yapmak için depolardan birine sürüklemiş olurdum ama bu kadın için seçtiğim yol farklı olacaktı. Görevi bana yaklaşmaksa eğer ona izin vermeye gönüllüydüm. Böylesi daha heyecanlı olurdu. Elindeki kağıtları okuyordu ya da okuyormuş gibi görünmekte başarılıydı. Elini aniden çantasına uzattığında belimdeki tabancayı sessizce kavradım. O harekete geçmeye karar vermişse ben de öylece beklemeyecektim. Ne arıyordu çantasında? Öğrenmek için çok geç olmasını istemiyordum. Ondan önce harekete geçerek tabancamın namlusunu başının arkasına dayadım ve emniyet kilidini açtım. Çantasından çıkartacağı şey zehir dolu bir şırınga mı yoksa tetiği çekilmiş bir tabanca mı olacaktı daha sonra öğrenebilirdim. Benden bu tür bir karşılığı hiç beklemiyor gibiydi. Kim olduğumu unutmuş, hiç bilmiyormuş gibi... çünkü donup kalmıştı, nefes bile alamaz hale gelmişti. Ellerindeki kağıtları yere düşürdü. Asansördeki gizli güvenlik kamerasına doğru kısa bir bakış attıp kaydı izleyen güvenlik görevlisine asansörü durdurmasına dair bir işaret yaptım. Asansör, işaretimden bir saniye sonrasında hemen durdu. Güvenlik ekipleri, asansörün durduğu kata çoktan yönlendirilmiş olmalılardı. Kadınla konuştuğumda ve soru sorduğumda beni anlamazdan geldi. Sesi titriyor muydu? Ne kadar da tatlı. İçimdeki onu kışkırtma isteğine karşı koyamadım. Daha da yakınına geldim. Saçlarını arkaya attım, yumuşak tellerin parmaklarım arasından değil de silahın metalik yüzeyinde kayması düşüncesinden hoşlanmadım. Onu en çok hangisi rahatsız eder diye düşündüm. Silahın soğuk teması mı yoksa dokunuşum mu? Cevabı derhal öğrenmeye istekliydim. Boyun girintisine yaklaşıp kokusunu özgürce içime çektim. Bu kadına dair herşey ağzımı sulandırmak için yaratılmış olmalıydı. Dudaklarım kendi yolunu izlerken sakalım hassas ve pürüzsüz tenini tahtiş etti. Kulağının arkasındaki ince ve duyarlı dokuya dilimi değdirdim, öptüm. Lezizdi. Memnuniyetimi saklama gereksinimi duymuyordum. Kesinlikle benim dokunuşum onu daha çok dehşete düşürmüştü. Kaçmak için ileri atıldı ama ona izin vermedim. Bileğinden sıkıca tutup yerinden bir adım bile uzaklaşamadığından emin oldum. Direncini kırmak için onu daha çok korkutmak istedim. Belki de ona dokunabilmek için bu bahaneye sığındım. Ona sorular sorduğumda beni şaşırtmayarak hiçbir şey bilmediğini söyleyerek diretti. Gözünü bile kırpmadan çok inandırıcı bir şekilde yalan söleyebilmesi ona dair en can sıkıcı detaydı. Gerçeği bilmeseydim eğer onun masum olduğuna, gözlerine baktığım ilk anda inanabilirdim. Öfkeliydi. Üzgündü. Gözyaşları, yanaklarından ardı sıra akıyordu. Elim onları silme isteğiyle kendiliğinden hareket etti ama yarı yolda kendime hakim oldum. O, teselli edilmeye ihtiyaç duyan masum bir kadın değildi. En az benim kadar bu karanlık dünyanın pisliğine bulanmış bir ruhtu. Dış görünüşü yanıltıcı bir yansımadan ibaretti. Korkuyla titremesini sessiz bir sükunetle izledim. Kısa ve seri nefesler alıp verişini, alnında birikmiş ter zerreciklerini ya da gözlerindeki yarı baygın ifadeyi hiç de umursamadım. Çantasını karıştırmaya kalktığında onaylamaz bir ses çıkardım ama yine de beni dinlemedi. Çantada ne vardı hayatını tehlikeye atmasını sağlayacak? Çantayı tuttum. Almama izin vermediğinde sertçe çekip bir köşeye fırlattım. Acı dolu bir ses çıkardığında omzunu da incittiğimi fark ettim. Gücümü ayarlayamamış olmalıydım. Yarı açık gözleri yere düşmüş çantaya doğru bakıyordu. Çenesinden tutup kaldırdığımda öfke ve korkuyla bütünleşmiş bir çaresizlikle baktı gözlerime. O an direncinin kırıldığını anladım. Pes ettiğini, bana karşı boyun eğmekten başka çaresinin kalmadığını kavradığını. Tabancamın namlusunu şakağına dayadım. Az öncesine kadar sesime yansıyan eğlenceli tavrı bir kenarı bırakarak son kez sordum. "Kardeşim mi gönderdi? Yoksa babam mı?" Öylece gözlerimin içine baktığı uzun bir an yaşandı. Gözleri, mimikleri, duruşu veya hareketsiz vücudu bana bir cevap vermiyordu. Genizden gelen bir sesle güldü. Bir yandan güldüğünün bir yandan da ağladığının farkında mıydı? Alnına dayadığım tabancayı umursamadan gözyaşlarını elinin tersiyle sildi ve az öncesine kadar korkuyla titreyen sesinden hiçbir iz barındırmayan püripak bir sesle konuştu. "Hiçbiri seni psikopat ruh hastası! Ne lanet olası piç kardeşini ne de babanı tanımıyorum." Söylediğinin yalan mı gerçek mi olması önemini tamamen yitirdi. Sadece bu haliyle tırnaklarını dışarıya çıkarmış küçük yavru bir kedi gibi değil de dişi bir aslan gibi göründüğünü düşündüm. Onu vursam bile umursamıyor gibi görünüyordu. Söyleyeceğini söylemişti. Ona inanıp inanmamamı artık umursamıyordu. Silahımı indirdim. Zaten başından beri onu öldürmek gibi bir düşüncem olmadığını söyleyip onu rahatlatmak niyetindeydim ama buna fırsatım olmadı. Üzerime doğru yıkıldı, onu kolundan ve belinden yakaladım. Ayakta duracak gücü kalmamış gibiydi. "Hey, İyi misin!?" diye sordum endişeli bir sesle. Birkaç saniye gözlerimin içine öylece baktı gözleri sanki benimle konuşuyordu ama sesi bir şekilde çıkmıyordu. "Hey, hey tatlım hadi ama!" Yanağını okşadım. Tepki vermedi. Kollarımdayken öylece bilincini kaybediverdi. Numara yapıyormuş gibi görünmüyordu. Elimi alnına dokundurdum, teni buz kadar soğuktu ancak terle ıslanmıştı. Kadının bembeyaz teni saniyeler içerisinde küllü bir renk almıştı. Dolgun dudaklarındaki sağlıklı kırmızılık yitip gidiyor ve yerine maviye çalan hastalıklı bir renk geliyordu. Başını elimle destekleyerek dikkatlice yere uzanmasını sağladım. Eğilip göğsüne başımı yasladım ve kalp atışlarını dinledim, çok ağır ve aksaktı. Nefesi de kesik kesikti, hırıltılıydı. Adeta nefes almıyor gibiydi. Kabanının düğmelerini açtım ve üzerinden çıkardım. Blazer ceketininse düğmelerini açmakla yetindim. Hala rahatça nefes alıyor gibi görünmediğinden ince bluzunun üstten birkaç düğmesini de açtım. Hiçbiri işe yarıyor gibi görünmedi. Bir çeşit zehir mi içmişti? Hayır. Onun her hareketini dikkatle izlerken zehir içtiğini kaçırmam imkansızdı. O halde hasta olabilir miydi? Kameraların ardında bizi izleyen kişiye seslendim. "Hemen asansörü çalıştır ve doktoru da odama gönder." İçimdeki bir ses çantasına bakmamı söylediğinde onu dinledim. Çantada beklediğim şeyler yoktu. Ne tabanca ne de içi zehir dolu bir şıtınga vardı. Kesici alet olarak kullanılabileceği yegane şey dolmakalem olabilirdi. Çantanın köşesinde plastik bir tüp bulduğumda bu ilacı hemen tanıdım. Hiç anlaşamadığım ve ölse gözyaşı dökmeyeceğim üvey erkek kardeşimin de kullandığını gördüğüm bir tür ilaçtı. Ne o piçi ne de hastalığının ne olduğunu umursamadığımdan ne tür bir hastalık için kullanıldığını bilmiyordum. Öğrenmek için sormaya yeltenmemiştim bile. Bu kadın da aynı hastalığa sahip gibi görünüyordu. O piç bu ilacı nasıl kullanıyordu? Kadının başını dizimin üstüne yasladım ve kapalı dudaklarını elimle aralayıp ilacı ağzına sıktım. İşe yaradığından emin değildim bu yüzden bir kez daha sıktım ve tam o anda kadın ayılıp elimi tuttu. Sanki suyun altından çıkmış gibi derin ve sesli bir nefesi içine çekti. Öksürdü. Güçsüzce elleri yine yana düştü. Ama bu sefer biraz da olsa daha rahat nefes alabiliyordu. ....
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE