Şebnem, gece dondurucu soğuktan olsa gerek iyice Cüneyt'in göğsüne sinmiş, sıkı sıkı sarılmıştı. Abant'ın soğuğunun yanı sıra bu Şebnem'in bahanesiydi. Cüneyt'in kokusuna karşı zaafı vardı. Bunu itiraf edemiyordu kendine, kendine itiraf edemezken ona açılması da imkansız ötesiydi. Gün ışığı çadıra yansıyıp gözleri kamaştırırken Şebnem esneyerek gözlerini açtı. Ve cüneytin onu sıkıca saran kollarında göz gezdirdi. Bu huzur hiç bitmesin isterdi. Ama bitmek zorundaydı çünkü Cüneyt onu kendine hapsetmiş durumdaydı. "Cüneyt," bunu söylerken gülümsedi Şebnem. "Hadi uyan artık boğuldum." "Biraz daha," diye mırıldandı Cüneyt ve kollarını Şebnem'e daha sıkı sardı. "Bozma huzurumu kıvırcığım." Şebnem keyifli bir ifadeyle güldü. "Huzuru benden sağlamıyor musun şimdi huzur mu bozuyorum." Gülüşe

