"Ben... Sen... Yani senin burada ne işin var?" "Benim burada olmam kadar doğal bir şey yok." demişti o güzel grilerinin üzerinde yer edinen kaşlarını kaldırarak. "Ama sen Antalya'daydın." "Şimdi de buradayım, bir sakıncası mı var?" "Hayır canım, ne sakıncası olacak. Aksine seni yeniden gördüğüme sevindim." dedim. Ellerim bacaklarımın üzerine düşerken parmaklarım birbirine kenetlenmiş, masum prenses rolüne geçiş yapmıştım. Kalbimin dağlarında gerçekleşen patlama sonucu, etrafa dağılan lavlar sayesinde eriyip bitiyordum bu adamın karşısında. O nasıl bakıştı öyle zalimin oğlu, bir göz kırpsa düşüp bayılacaktım sanki. "Aracın farını kırmışsın, önüne bakmıyor muydun sen?" çoktan bakışlarını benden ayırarak, gözlerini ziyan etmişti. "Ben arkama bakarak sürerim aracı aslında..." gözlerimi

