5 - Masum Mu?

1336 Kelimeler
Hayır, hayır kesinlikle şu an ringin ortasında bu kadından kaçıyor değilim. Hem ne münasebet canım, onun pazıları var diye beni alt edecek değil ya? Ah kahretsin ki tam da o anın içinde kâbustan gerçeğe savrulup dururken, bir köşede oturmuş keyifle beni seyreden kişi güzel gözlümün ta kendisi. Yaptığı haksızlıktan zerre üzüntü duymazken, gri gözleri bir kısılıp bir açılıyor ve ben yere düştükçe suratı acıyla buruşuyordu. Haksızlığın iki ucu da hayal kırıklığı doluyken nazarımda, onun vermediği dersin ceremesini neden ben çekiyorum ki? Tam da pes etme zamanı oysaki, havlu atmak deyimini yerine getirmem gereken o an. Bu iri yarı cüsseli hatun kendi dişine göre birini bulup güzel bir dayak yemeli ve benim narin bedenimi artık rahat bırakmalıydı. Her şeyden öte beyaz tenime aldığım darbelerin mora dönmesi an meselesi iken, kadın ders vermekten öte eline kuvvet moduna geçiş yapmıştı bile. Spor salonlarında bile çalışma yapmadan öncede ısınmaya ihtiyaç duyan her insan gibi yapmam gerekeni bile göz ardı etmiş, eline geçirdiği gibi beni bu tel örgülerin arasına iti vermişti. Tamam belki telden değildi bu spor hapishanesi, fakat gözümde F tipi bir mahpustan farkı yoktu ve ben 'babamı istiyorum' diye ağlamak üzereydim. "Songül yeter." dedi bariton sesine ölüp bittiğim. "Ali..." dedi bir de utanmadan Songül kişisi. Hayır sanki askerlik arkadaşı hani bunun beyi hanımı, hani bunun resmiyeti. Gözümün önüne gelen babamın şirketi ile gözümün önünden gitmeyen bu güzel gözlümün kas yığını arasındaki uçurumlar kilometreleri aşmıştı hemencecik. Sanırım ben ana kendimi kaptırmaktan ziyade ansızlığı yaşamayı seviyordum. En basit deyim ile gelişi güzel gidiyordum hayata... "Bu kadar yeter." dedi ayağa kalkarak. Yürüdü ve yüzünde esamesi okunmayan tebessümün yerini alan donuk ifade ile ringe yaklaştı. Lafını ikileten kadın irisi kızcağız, ortamı bir öfke ile terk ederken yerini alan Ali'nin nefesi köprücük kemiğimden omzuma yol alacak kadar yakınımda olduğunu hissettirmeye yetmişti. "Benimle dalga geçtiniz." dedim gri gözlerine mühürlenmek isterken Öfke değildi bedenimi sarıp sarmalayan, aksine yıkılmışlık hissine kapılarak ağlamak istiyordum. "Sen öyle biri misin?" "Nasıl?" dedim, burnumun dibindeki adamın sert çehresinde bir tur gezinirken gözlerim. "Dalga geçilecek biri misin?" dedi, konuşmaktan ziyade bir milim bile kıpırdamamıştı mimikleri. "Tabii ki hayır." "O halde..." "Peki bu şov neydi, neden o kadın irisinin eline bıraktın beni?" "Benim elime mi düşmek isterdin?" Sonunda ufak da olsa kıvrılmıştı dudakları ve bakılası bir tablo çıkmıştı ortaya. "Belki de..." Öncesinde büyüsüne kapılırken, o kıvrılan dudakların kenarında asılı kalmak istedim bir süre, sonra kendimi toparlayarak bir adım geri gittim. "Sanırım ben kendime başka bir eğitmen bulmalıyım." "Hani herkese güvenemezdin." "Sana da güvenmemem gerektiğini kendin söyledin ve az önce ispat ettin." Kırgınlığımı belli etmek ister gibi dudaklarımı büzerken. Sonra dudaklarıma takıldı bakışları bir süre, gözlerinin değdiği yerler alev almış yanıyor. Daha dün tanıdığım bir adama böylesine kapılıyor olmam ne denli akla yatkındı ki? O bir yabancıydı bana, belki de tehlikeli biri... "Neden sürekli dudaklarınla uğraşıyorsun?" dedi gözleri zorla gözlerime çıkarken. "Bilinçli olarak yapmıyorum." dedim dibimdeki adama bakmak için yukarı kaldırdığım başım gördükleri ile dönmeye çoktan başlamıştı bile. "Geç karşıma." dedi birden bire bütün büyüyü bozarak geri gitmiş ve köşeden, yerden aldığı şeyleri eline geçirmişti. "Anlamadım." "Geç karşıma diyorum nesini anlamıyorsun." derken eline taktığı korumalıklarını önüne siper etmiş beni bekliyordu. Tam karşısına dikildim ve bütün ciddiyetimle benden isteyeceği şeyi beklemeye başladım. Elimi kendine hapseden eldivenlerin içinde daralmış olmam ise başlı başına bir sorundu ve ben bu çileyi şu güzel gözlü herif için çekiyorsam, onun da kıymetini bilmesi gerekiyordu. "Şimdi vur." Eliyle hadi işareti yapması ile ona doğru bir iki adım ilerleyerek tüy hafifliğinde bir yumruk indirdim eline. O an için emindim ki vurduğumu dahi hissetmemişti. Ben güçsüz bir kızdım ve bu güne kadar hiçbir şekilde kendimi korumaya ihtiyaç duymamıştım. "Daha hızlı." diye bağırışı ile daha da hırslanarak bir kez daha geçirdim, bu sefer diğerinden hallice. Sonra bir kez daha kükredi gri gözlü aslanım "Daha sert." diye. Ne sanıyordu bu adam beni Lara Croft falan mı? "Yapabildiğin bu mu? Bu kadar güçsüz bir kız mısın?" derken doğrulmuş, ellerini serbest bırakmıştı. Beni kışkırtmaya çalıştığının farkındaydım, istediğini de alıyor oluşunun o farkında olmuş ki ellerini tekrar kaldırdı ve "Hadi" dedi yine, bu kez daha yumuşaktı sesi. Vurdum, vurdum ve vurdum... Kollarım yorulana kadar aynı hareketi defalarca yaptım. En son yumruğu geçirmeden önce duraksadım ve gözlerimi kapayarak sert bir vuruş yapmaya kalkıştım. Gözlerim kapalı iken isabet eden yerin yumuşaklığı ile tek gözümü açtım önce. Gördüğüm manzara hiç de iç açıcı değildi oysaki. Çenesini oynatarak yanağını tutan Ali'nin öfkeli bakışı beni bulduğunda önce korkmuş sonra paniklemiştim. Aman tanrım resmen adamı yumruklamıştım. "Bilerek yaptın değil mi?" dedi öfkeli bakışları ile beni öldürmeye niyetlenirken. "Hayır, hayır neden bilerek yapayım." derken bir iki adım geri çekilmiştim korku ile. Sonrasında ise yanağını bırakan elini fırsat bilerek ona yaklaştım ve elimdeki eldivenleri bir köşeye fırlatarak elimi uzattım pürüzsüz yüzüne. "Çok özür dilerim." dedim parmaklarım yanağında gezinirken. Elimin altındaki teni ile midemin derinlerinden gelen çocuk gülücükleri alay eder gibi kalbime oradan da kulaklarıma ulaşıyordu. "Sakarsın, gevezesin ve bir o kadar da masumsun. Nasıl hepsini bir arada idare edebiliyorsun?" derken elimin üzerine koyduğu eli tenime dikenli sakallarýný geçiriyor hissi veriyordu. "Ben..." dedim elimin iki tarafında da tenini hissederken, dilim dönmüyordu. "Belki de sandığın gibi masum değilimdir." "Oysa her kız masum olduğunu iddia eder, senin aksine." dedi ve parmakları elimi kenetledi. Eli elimi indirirken boşluğa bıraktı ve az önce yanan yerlerin yerini soğuk bir esinti sardı. "Hadi şimdi git, yarın sabah gelirsin ve cezanı söylerim." dedi az önceki havayı dağıtmak ister gibi. Önce gözlerini kaçırdı ardından bedenini... "Ne cezası?" derken uzaklığına üzülemeden söylemleri aklımda dönüp durmaya başlamıştı. "Bu yediğim yumruğun bir bedeli olmalı öyle değil mi?" derken az öncekine nazaran daha da kıvrılan dudaklarına aldanmamam lazımdı. Bu adam resmen bakışlarıyla bana büyü yapıyor olmalıydı. "Ama dedim ya bilerek yapmadım." "Bilerek veya değil, eğer benden ders almak istiyorsan önce diyetini ödersin." dedi. "Ne yani ceza olarak bana diyet mi yaptıracaksın. Hayır yani öyleyse ben alışkınım, hiç sorun değil. Hem bir keresinde iki gün sadece sıvı ile beslenmiştim. Zor muydu dersen, kesinlikle zordu. Ama emin ol bünyem kuvvetlidir. Bende ceza deyince korktum bir an. Şimdi rahatla... " "Artık sus." diye aslan edasıyla kükrerken yele misali ayağa kalkan saçlarının arasından parmaklarının geçtiği bariz belliydi. "Diyetini ödemek yaptıklarının bedelini ödemek demek." "Gerçekten mi?" derken şaşkınlık ile açılan küçük ağzımı, sert bakışları ardından kapatırken, ne kadar da cahil olduğumu düşündüm bir an. Ama benim suçum neydi ki yani, şimdiye kadar bildiğim tek diyet yemekten verilen tavizdi. "Bir de saf olduğunu eklemeliyim." dedi elleri bir kez daha saçlarından geçerken. "Ne münasebet canım, niye saf oluyormuşum ben. Gayette akıllı bir kızım, iç mimarlık okuyorum boru mu?" "Adın neydi senin?" derken kalbim neden çatırt etmişti ki. Oysa kırılan kalbimin yankısı iç organlarıma çarparak mide bulantısı yaratmıştı nedensizce. İsmimi bile bilmiyor olmasını hoş karşılamak istemiyordum. Tamam belki normaldi ama öğrenmesi gerekmez miydi şimdiye? "Elif" dedim sevgilisine trip atan kız edasıyla kollarımı birbirine dolanırken. "Bak Elif, ben geveze insanları sevmem. Benim yanımda oldukça az konuş, dilin değil ellerin konuşsun." "Pardon ama oha, sana ne benim ellerimden." "Fesuphanallah, başladık yine. Güzelim ellerin çalışsın derken yumrukların çalışsın anlamında dedim." "Anladım zaten canım, bende o anlamda dedim. Hem başka ne anlamda olacak ki. Yani ellerim çok yoruluyor ya hani ondan şey ettim." Ben ellerim ve mimiklerimi devreye sokarak ona derdimi anlatmaya çalışırken, hiçte inanır bir hali yoktu. Kollarını birbirine dolamış, utanmasa sırıtacaktı. Fakat olay orada değildi. Esas olay kolları birbirine kenetlenirken gerilen kol kaslarındaydı. Tanrım meydana çıkan damarları bile harikaydı adamın. "Ben artık gideyim." dedim. Gözlerim hala bir sapık edasıyla kollarında ziyafet çekiyorken, anlamsız bir tebessümün ardından yine anlamsızca el salladım ve köşeye bıraktığım çantama yöneldim. "Duşlar üst katta." dedi ben uzaklaşırken sesini duyurmak ister gibi bağırmıştı. Son kez dönüp bakarken pis pis sırıtıyor oluşum kesinlikle ona olan hayranlığımdan kaynaklanmıyordu. Ah hadi ama Elif adam hayran olunmayacak gibi değil ki? Üst kata çıkarak duşu evde almaya karar verip, üzerimi değiştirmiş günlük kıyafetlerimi giyinmiştim. Hali hazır bir şekilde kapıdan çıkarken, görevli adama dün geceden uçuk bir şeymiş gibi bahsetmiş olmam aklıma gelmiş ve bu sefer gayette nedenlice utanç kaplamıştı benliğimi. Sanırım Ali haklıydı ben fazlasıyla saftım, ya da patavatsız, ya da geveze, ya da.... Ya da ne tanrım neden bana bu kadar fazla akıl verdin de delirttin. ➡️ i********:: destina_destinaa
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE