BÖLÜM 8: DOĞUM

1712 Kelimeler
~ DOĞUM ~ Bebeğimi sağlıklı bir şekilde kucağıma almayı ve bu cehennemden sonsuza dek kurtulmayı hep umut etmişimdir. Ama neyse ki iki ay su gibi akıp gitmiş ve doğuma günler, belki de saatler kalmıştı. Bebeğime kavuşmama az kalmıştı ama bu cehennemden kurtulmama ne kadar kaldı bilmiyorum. Belki de hayatta en çok istediğim bu isteğim hiçbir zaman gerçekleşmeyecekti. Aslında Hayat Hanım, hamile olduğumu Arslan'a söylemediği için beni buradan kurtarabileceğine dair umut etmeye başladım fakat o, buradan kurtulabileceğime dair hiçbir şey söylememişti. Ne demesini bekliyordum ki? ‘Tamam, oğlumdan olan bebeğini al ve uzaklara kaç’ demesini mi bekliyordum? Bu imkânsızdı. İstediğim hayatın imkânsızlığına rağmen Hayat Hanım'a hayatımı borçluydum. Çünkü onun sayesinde artık yerleri silmiyor, hayatımın cehennemi olan o odada kalmıyor, eski kıyafetler giymiyor ve artık günde iki öğün değil, ara öğünlerle birlikte üç öğün yemek yiyordum. Yetersiz beslenmekten ve her gün durmaksızın yerleri silmekten zayıf düşen bedenim bu sayede az çok toparlanmıştı. Bebeğin Arslan'dan olduğunu öğrendiğinde kızacağını zannetmiştim ama bunun aksine sevinmiş ve en iyi şartlar altında olmam için elinden gelen her şeyin en iyisini yapmıştı. Ve bu olan bitenlerin hiçbirini Arslan bilmiyordu. Arslan sabahın erken saatlerinde evden çıkıyor ve geç saatlere kadar eve dönmüyordu, hatta bazı geceler hiç eve gelmiyordu. Bundan ötürü evde ne olduğuna dair bir haberdi. Ne hamile olduğumu biliyordu ne de iyi şartlar altında yaşadığımı biliyordu. Aslında hiç kimse bilmiyordu, çalışanlar da dahil. Hamile olduğumu bir tek Mehtap Hanım ve Hayat Hanım biliyordu. Benim anlamadığım sadece birkaç şey vardı: Mesela Hayat Hanım'ın neden bana iyi davrandığını ve Arslan'a hamile olduğumla ilgili neden tek kelime etmediğini anlamamıştım. Evet, bana bu konuda söz verdi ama bu bebek onun oğlundandı sonuçta. Belki de benim suçsuz olduğuma inandığı için ve Arslan'ın bebeği kabul etmeyeceğini içten içe bildiğinden tek kelime etmiyordur. Kim bilir, belki de bebeği doğurduğum zaman Arslan'a her şeyi anlatmayı düşünüyordur. Ama bunun olmaması için elimden gelen her şeyi yapacak, gerekirse biricik bebeğimi doğurduğum zamandan sonra fırsat bulduğum gibi bu mâlikaneden kaçacaktım. Aptalca kıkırdadım. Kaçma düşüncesi bile beni mutlu ediyordu. ◇◇◇ Örgü örmeyi yetimhaneden ögrenmem çok iyi olmuştu çünkü şu an doğacak bebeğim için minnacık bir hırka örüyordum. Yavaş yavaş şeklini alan hırka ellerimin arasında o kadar tatlı görünüyordu ki, bunu bir an önce oğluma giydirmek için sabırsızlanıyordum. Biricik bebeğimin cinsiyetini beni kontrole gelen ebe sayesinde öğrenmiştim. Mâlikaneden çıkmam, hatta odadan bile çıkmam yasak olduğu için arada bir ebe eve uğrayıp beni kontrol edip gidiyordu. Neyseki sağlıkla ilgili pek bir sıkıntım yoktu, yani bebeği doğurabilme kapasitem vardı. Şükürler olsun. Bazen çıkmak, sahile gidip o denizin kokusunu ciğerlerime çekmek çok istiyordum ama sadece balkona çıkabiliyordum. Bu da iyiydi, en azından hava alabiliyordum. Neredeyse bitmek olan örgüyü sehpanın üzerine bıraktım ve balkonda yürüyüş yapmak için balkona çıktım, dışarıdaki soğukluk içimi ürpertmişti ama geri adım atmayıp ayaklarımdaki pofuduk terliklerimle balkona çoktan adımımı atmıştım. Saat öğlene doğru gelmesine rağmen dışarıda insanı titretecek cinsten bir soğukluk vardı. İçimi ürperten bu soğukluk sonbahar mevsimine aitti ve ben bu mevsimi seviyordum. Zira sonbahar kokusu, ilkbahar kokusu gibi benliğime huzur veriyordu. Balkonda bu güzel mevsimin tadını çıkarırken rahattım çünkü şu an ki kaldığım odanın konumu mâlikanenin en uçsuz bucaksız yerindeydi, yani bu tarafa kimseler pek uğramadığından balkona rahatça çıkabiliyor ve dilediğimce temiz havayı alabiliyordum. Bir an daha iki ay öncesine kadar kaldığım oda geldi aklıma, kendi kötü hissettim zira o odanın ışığı olmadığı gibi balkonu da yoktu. Resmen daha iki ay önce zindan hayatı yaşıyordum ama şimdi prensesler gibi korunuyordum. Kimselerin haberi yoktu benden. Çalışanlar tarafından ortalıkta görünmediğim sorgulanmasın ve yokluğum dikkat çekilmesin diye Hayat Hanım, 'Şehla'yı görmek istemiyorum, ben gidene kadar ortalıkta görünmesin' diye benden şüphelenmesinler diye bu yalanı ortaya koymuş ve bu benim için iyi olmuştu. Umarım her şey benim için iyi olur. Kendime dilediğim iyi dileklerimle birlikte sıkıca sarındığım hırkayla temiz havada biraz yürüyüş yaptım ve sonra içeri geçtim, tam o esnada elindeki tepsiyle Hayat Hanım odaya girmişti. "Sancın hâlâ devam ediyor mu?" diye sorduğunda elindeki tepsiyi masanın üzerine bıraktı. "Sabaha nazaran şimdi daha iyiyim." diye belli belirsiz tebessüm ederek cevap verdiğimde balkon kapısını ardımdan kapattım. Önüme düşen saçlarımı kulaklarımın arkasına sıkıştırdım ve benim için getirdiği öğle yemeğine doğru adımladım. "Bu yaşantım nereye kadar devem edecek?" "Torunumu doğurduğun gün esaretinden kurtulacaksın." dedi ve berjere rahat oturabilmem adına bana yardımcı oldu, daha sonra kendisi de hemen yanıbaşındaki berjere oturdu. "Sıkıldığını biliyorum, sadece biraz daha dayan. Az kaldı." Zaten hep kurtulacağıma dair az kaldı diye kendimi avutuyordum ama Hayat Hanım'ın, beni bu şekilde avutması nedense hoşuma gitmemişti. Belki de avutmuyordur, bilemiyorum. Ama Allah var yukarıda benimle ilgileniyor, istediğim herhangi bir şeyi hiçbir zaman ikiletmiyor ve torununu sevdiğini beni önemseyerek yeterince gösteriyordu. Ve tüm bunlar hoşuma gidiyordu ama şüphe uyandırmıyor değildi. "Neden bana yardım ediyorsunuz?" Kendi içimde kuşkuya boğulacağıma içimdeki şüpheyi belli ederek sordum. "Oğlunuzun bebeğini taşıyorum diye mi?" Bu bebeğin Arslan'dan olması canımı o kadar yakıyordu ki, dile dökmek bile beni cayır cayır yakıyordu. Ama ne var ki insan mecbur kaldığı zaman her şeyi dile dökebiliyordu, tıpkı benim şu an ki hâlim gibi. "Ne istiyorsun, Şehla? Seni yaka paça sokağa atmamı mı istiyorsun?" diye kızgın bir şekilde isyankarca sorduğunda mahcup oldum. Tabii ki de bunu istemiyordum ama... Mahcuplukla bakışlarımı kaçırdım ve önümdeki tabaktan bir dilim patates alıp ağzıma attım. Kadının benim için yapmadığı şey kalmamıştı, burdan kurtulmam dışında. Ama buna rağmen içimde bir huzursuzluk vardı çünkü ben burda kaldıkça Arslan er ya da geç her şeyi öğrenecekti. "Öyle bir şey olmayacak." Sanki aklımı okumuş gibi konuşmasıyla tabaktaki bakışlarımı ona çevirdim. "Torunumun, babasından uzak kalmasını ben de istemem ama görünen o ki Arslan senden nefret ediyor, üstelik çocuklara karşı ne denli nefret beslediğini bir ben bir Allah bilir." demesiyle Arslan'ın o sabahki sözleri aklıma akın etmişti. "Ola ki senden bir çocuğum olsa, o lânet olası veledi acımadan gebertirim." Hayat Hanım'ın bu sözlerine normalde olsa inanamakta güçlük çekerdim ama Arslan'ın ne denli acımasız olduğunu bildiğim için ona tüm kalbimle güveniyordum. Arslan çocuklara nefret besleyecek kadar alçaktı. "Benim buradan bir an önce gitmem gerekmez mi?” diye sorduğumda artık mantıklı bir cevap vermesini bekledim zira bebeğimi doğurmadan buradan defolup gitmek istiyordum ama Hayat Hanım sürekli beni geçiştiriyordu. “Ben burda kaldıkça bebeğin varlığından er ya da geç haberdar olur." -kısa an bir an sonra- “İzin verin gideyim.” dedim yalvarırcasına. "Merak etme, Şehla." derken kucağımdaki elimi kavrayıp güven verircesine sıktı. "Torunumu doğurduktan birkaç gün sonra seni buradan çok uzaklara göndereceğim, hem de çok." ◇◇◇ Saat gecenin biriydi. Sabahtan beri sancı içerisindeydim ve hâlâ da sancılarım durmamış, aksine artmış durumdaydı. Son birkaç saattir karnıma keskin bir bıçak saplanıyormuşcasına can çekiştiğimden ötürü bu acıya daha fazla dayanamayıp yanıma uğrasınlar diye komodinin üzerindeki düğmeye bastım. Kısa bir süre sonra ışıklar açıldığında içeriye Hayat Hanım'la birlikte Mehtap Hanım girdiğini gördüm. "Ss-sanırım doğuracağım." diye gözyaşları içerisinde güç bela acıyla fısıldadım. Hayat Hanım telaş ve bir o kadar da mutluluk içerisinde üzerime doğru gelirken "Ebeyi ara gelsin, Mehtap. Bir de sıcak suyu ve birkaç temiz havluyu hazır et." dedi ve hemen yamacıma oturup terden alnıma yapışmış saçlarımı okşayarak geriye çekti. "Dayan Şehla. Ebe gelecek, dayan." Mâlikanede sıradan bir çalışanmış gibi iş gören ebe müştemilattan beş dakika içerisinde gelmiş ve doğurabilmem için bana talimatlar vermeye başlamıştı, fakat canım o kadar çok acıyordu ki hiçbir dediğini kavrayamıyordum. Bir de üstüne kimseye ses gitmesin diye ağzıma bir bez parçası tıkadıklarından her şey daha zordu. Bana acımıyorlar mıydı? Mâlikanenin en uçsuz bucaksız odasındaydım ama Hayat Hanım yine de bezi ağzıma tıkmıştı, bundan ötürü doğru dürüst nefes alamıyor ve gözyaşlarımla boğuluyordum. "Size daha önce de söylediğim gibi, Şehla hamilelik sürecini iyi geçiremediği için bebeği doğurmaya pek gücü yok." dedi ebe üstüne basa basa. Konuşmaları net algılayamıyordum ama ne demek istediğini anlamıştım. Hani sağlıklıydım? Bana yalan mı söylediler? ♧YAZAR♧ Hayat Hanım bu zor geceyi nasıl atalatacağını düşünürken planlarının suya düşmesinden korkuyordu. Aslında Şehla'yı özel bir hastaneye götürebilirdi ama o riski almak istememişti zira bu haber herkesin kulağına giderdi, neticede Karâslan ailesi tanınır bir aileydi. "Efendim, birini seçmeniz gerekiyor. Bebek mi anne mi?" diye ebenin aceleci sesini işitince nefret dolu bakışlarını Şehla'dan çekti ve ebeye dikti. Bu sorunun cevabı açık değil miydi ki soruyordu? Bebeğe sağ salim ihtiyacı vardı, Şehla'ya değil. Hem neden Şehla'nın yaşamasını istesin ki? Neticede öz kızının katili sayılırdı. Zaten şimdiye kadar içindeki bu büyük nefretini Şehla'ya kusmadığına şaşırıyordu. "Ne yaparsan yap! Yeter ki torunum sağ sağlim dünyaya gelsin!" diye dişlerinin arasından sert ama sessizce tısladı. Torununa hiç olmadığı kadar ihtiyacı vardı. "Torunumu hayata tutmayı başarabilirsen sana milyon dolarlar veririm." Ebe her ne kadar Şehla'ya acısa da tüm odağını bebeğe verdi. Şehla ellerinin altında ölüm kalım savaşı verirken ebe, annenin değil de bebeğin yaşaması için elinden geleni ardına koymayarak kısa bir süre içerisinde küçük bir bebeğin ağlama seslerinin odaya dolmasını sağladı. Uzun uğraşlar sonucu sonunda bebek sağ salim doğmuştu. "Maşallah!" diye mutlulukla şakıdı Hayat Hanım. Zira şimdilik her şey tam istediği gibi yolunda gidiyordu, gerisini sonra bir şekilde hallederdi. Ebe, bebeğin kordonunu kestikten sonra bebeği annesi Şehla'nın üzerine bıraktı; son saatlerinde bebeğin kokusunu alsın istiyordu, neticesinde o kaderine boyun bükerek bebeğini ardında bırakmak zorunda olan bir anneydi. Şehla her ne kadar bebeğini sarıp sarmalamak istese de buna gücü yetmiyordu, oysa bu onun en büyük hayaliydi. Bebeğini sağ salim kucağına almayı çok istemişti ama bu şekilde değil, son saatlerinin olduğunu bile bile değil. Mehtap Hanım bitap düşmüş Şehla'nın ağzındaki bezi çıkardı ve nabzını kontrol etti. "Yavaş atıyor." derken ölümü yakın olduğunu kabullenmişti. Mehtap Hanım'ın söylediklerini es geçerek "En kısa zamanda bir süt anne ayarla," diye talimat verdi Hayat Hanım. Başka ne diyebilirdi ki? Şehla'nın ölümüne üzülecek hâli yoktu ya! "Bb-ben onu bir şekilde hayata döndürmeye çalışacağım." diye hemen araya girdi ebe. Şehla'nın kolundaki bitmiş serumu çıkarıp yenisini takarken "En kısa süre içinde kan bulabilirseniz bir ihtimal yaşayabilir." dedikten sonra istediği kan grubunu dile getirdi. Şehla'nın haddinden fazla kan kaybı olduğu için yaşayacağına dair pek bir umudu yoktu ama belki bir ihtimal… Ebe, varlıklı insanların istedikleri her kana ulaşmalarının uzun sürmediğini bildiğinden, belki Şehla bir ihtimal kurtulur düşüncesindeydi. Ama buna müsâde etmedikleri müddetçe bu zordu, kısacası gencecik kız onların insafına kalmıştı. Hayat Hanım, "Yaşamasına gerek yok." diye acımasızca sözlerini sarf ederken Şehla'nın üzerinde ağlayan bebeği kucağına aldı ve küçük bir battaniyeye sardı. Bebeği bu mâlikaneden çıkarması gerekiyordu. Şehla konuşulan hiçbir şeyi algılayamıyordu, sadece kendisinden uzaklaştırılan bebeğini hissetmişti. "Bb-bebeğimi almayın, lütfen." diye neredeyse duyulmayacak fısıltısıyla konuştu. Öyle ki, vicdan sahibi her kimse bu hâline acırdı. Boğazının kuruluğuna inat "Bb-ben yaşamak istiyorum." diye cılızca fısıldadı. Kendisi için değil, bebeği için yaşamak istiyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE