Herkes hazır olunca arabalara atladılar. Önce bir fast food dükkanının önünde durdular Cenk tam ortada bir yanında Liz öbür yanında ise Damon oturduğu için arabadan inemiyordu. Stefan ve Amelia çoktan arabadan fırlayıp gitmişler di bile
"Eeee?" dedi Cenk hala hareket dahi etmeyen arkadaşlarına
"nee?"
"Sadece koklamayi mi geldik"
"Yooo"
"Eee o zaman"
"Bekle dostum bu ne acele" diye sakin sakin oturuyordu
Cenkte umursamaz bir tavırla omuz silkti. bir kaç dakika sonra elleri poşetlerle dolu ikili arabaya yaklaştı ve poşetleri bagaja koydular. Hemen arabaya atlayan stefan hiç bekletmeden arabayı çalıştırdı küçük patron ise sadece olanlari izlemekle yetiniyor du.
"Hazirmiyiz dünyanın en garip pikniğine beyler bayanlar"
"HAZIRIZ" dedi neşeyle herkes
Çok uzun olmayan yolculuk sonrası araba Charles nehri yakınında bulunan kocaman yeşil araziye sahip olan yerde durdu. Herkes ne yapacağını biliyormuş gibi hemen arabadan indi. Lizi arabanin arkasindan kocaman sofra bezini kaptıktan sonra hemen boşta kalan eliyle cenki sıkıca tutarak önceden belirledikleri alana doğru yürüdü henüz saat öğleden sonra 3 4 civarı güneş hafiften yatmış ve nehre vuran ışıkları mükemmel şiir gibi duruyordu. nehre yakın yerde bulunan yerde hemen bir piknik yeri kurdular çocuklar hız şekilde ortaya 2 büyük pizza kutusu, yanında içecekler bir sürü patates nugget chicken tenders burger tarzi yiyecekleri ortaya doğru envayi çeşit sosları ve bir sürü cips poşetlerini dizdiler kızlar herkese birer tabak ve bardak çıkarırken çocuklar içeceklerle doldurdular
Cenkin yüzü bir nebze olsun mutlulukla dolmuştu sanki. birlikte oturup yemeklerini yediler Cenk ise genelde tirtikliyor sessizce arkadaşlarını izliyordu yediği şey bir tane patates kızartması ve küçük ısırık dilim pizzaydi ama hepsi midesinden geri çıkmaya hazır gibi orada bekliyordu. Ağzına gelip duran acımsı tat yüzünden yüzü ekşiyor ama sessiz kalmaya çalışıyor du. Arkadaşları zor bela ona elinde tuttuğu dilimi yedirtmişlerdi. kah tehdit kah zorla ağzına sokarak....
sonunda güzel piknik bitmiş birlikte nehrin güzelliğiyle güneşin batışını izleyerek sohbet etmeye devam ettiler. Ama arkadaşlarının yorgunluktan çökmüş halleri hâlâ onları diken üstünde tutuyordu.
Sonunda herkes sessizliğe büründüğü anda Cenkin gözü Lizin yanında etirdiği alet kutusuna ilişti. Keman kutusuna uzandı aheste parmaklarıyla dokundu.. Gözleri dolu dolu oldu... ama... sonra... vazgeçti. Parmakları telleri sızlatacak kadar zayıflamıştı.
“Conroy... Gözlerimi kapattığımda seni görüyorum hâlâ. Ama seni en çok özlediğim zamanlar, gözlerimi açtığımda seni göremediğim anlar.” dedi içinden
Güneş batınca gece serinliği çökmüş şafağın güzelliği başka bir hava katmıştı nehre. Bir müddet daha sessizce manzarayı izledi ama sonra birden bire kendini çok rahatsız hissetmeye başladı sanki ruhu bedenine sığmıyor du
,"Eve gidelim artık" dedi kısık çıkan sesiyle
Arkadaşları sorgusuz sualsiz kalkıp toparlandılar çünkü bunu yapması bile bir mucize gibiydi onlar için iyi iş çıkarmış sonunda biraz olsun kendini toparlamış gibiydi. Ama bilmiyorlardi ki içten içe daha büyük kargaşa ile kasıp kavruldugunu
Eve gelince herkese iyi olduğunu uyuyacağını yarın okula geleceğini söyleyerek kapıdan gitmelerini istedi. Herkes gidince sonunda yalnız kalmıştı Buz gibi mutfakta tek başına oturmaya başladı . düşünceler girdabında kaybolmuş sadece gözleri boşluğa bakıyor du.
Önündeki kahvenin tadi tuzu kaçmış çoktan soğumuştu. İçmeden kaldırdı ve yatak odasına aheste adımlarla ayaklarını sürüyerek geçti. Üzerini bile değiştirmeden yatağa uzanıp öylece tek noktaya dikilip durdu.
Uyuyamiyordu... beynindeki sesler asla susmuyordu... Gözleri tavanda... aklı sevgilisiyle son konuşmasına gitti... Ne demişti o aşkı kalbinden söke söke çıkaracakti... Ama nasıl? o aşk ona öyle acı veriyor du ki nefes bile alamiyordu nasıl sökecekti? Pekala başardi diyelim içindeki o güvensizliğin verdiği rahatsızlığı nasıl giderecekti hiç bir fikri yoktu.
Ertesi gün kalkmaya çalıştı ama hiç mi hiç hali yoktu. Zar zor kalkarak eline geçen ilk şeyleri giydi. altına bol kalin pantolon. üzerine beyaz bir gömlek bir kahverengi bir kazak geçirdi saçlarını tarama aynaya bakma zahmetine bile girmeden odasından çıktı ve aşağı indi.
Az biraz su içtikten sonra kapıdan giren Ameliayi selamlayıp çıktı çıkarken de Ameliadan odasını toplamasını rica etti bu halde daha kotuye gidecekti. Bok kokan odada olmak ona daha kötü hissettirecekti o yüzden temizlik yapmak depresyondan çıkmanın bir adımı diye düşündü kendi kendine. Ama ilginç şekilde başı dönüyor ve midesi bulanıyor du. Neyse açlıktan diye düşündü ve geçiştirdi
Yolda giderkende yine midesi kötüydü gözlerini kapatarak dinlenmeye çalıştı
Ders saatlerinde de yine ayni hal tekrarlanıp durdu. açlık sınırında olduğu için artık daha bitkin haldeydu Öğretmen anlatıyor sınıf sorular soruyor, ama bunlar onun için anlamsiz mırıldanma gibi duyuluyordu. Cenk’in kalemi yere düştü ama aldırmadı. İki elinin avuç içini alnına götürdü. Ne o ateşi mi vardı... vücudu alev topu gibi geliyor gözlerinden lav fışkırıyor gibiydi ama avuçları buz parçası gibiydi sanki Gözleri kararır gibi oldu. Damon arka sıradan endişeyle baktı. Ama dersin ortasında oldukları için bişey de diyemedi. hemen telefonunu çıkarıp bir mesaj atti
"Hey dostum iyimisin biraz kötü duruyorsun"
"Evet iyiyim merak etme sadece biraz halsizim galiba izin alıp eve gideceğim"
"İstersen eşlik edeyim gerçekten iyi değilsin"
"Yatak odamada geliceksen olur bebeğim"
"Geveze"
Gülümseyerek telefonu kenara bırakmadan önce Stefana gelip alması için mesaj attı. Sonunda ilk ders bitince hiç beklemeden revirden bir rapor alıp sinif hocasına vermeleri için Liziye bıraktı ve okuldan çıktı
Bir kaç gun boyunca derslere gidemedi. Amelia sabahları kahvaltı hazırlıyor ama Cenk’in dokunmadığını görünce sinirleniyordu.
“Onu bir doktora götürsek mi?” diye fısıldasa da, Cenk hep aynı cevabı veriyordu:
“Ben iyiyim. Sadece... biraz yalnızım.”
Günlerdir aç olduğu için midesi yemek bile kabul etmiyordu istese bile yiyemiyor evde kaldıkça conroyun ona verdiği nota defteriyle başbaşa kalıp daha çok canı yanıyordu.
Evde kalmak iyi geleceğini düşünürken daha kötü olmuştu eskiden bir iki şey atıştırmalık yiye biliyorken artık hiç bir şey boğazından geçmiyor du.
Camın önünde oturuyor Boston topraklarına konan ilk kar tanelerini izliyordu. Beyninde bir melodi canlandı öyle canlı şekilde hissediyor du ki sanki birisi çalıyor o ise duyuyor gibiydi yorgunluktan kırılmak üzere olan bedenini aheste kaldırdı oturduğu hatta oturmak ne kelime resmen günlerdir yapıştığı koltuktan. Odasını kilitlemiş gelen arkadaşlarını kabul etmiyor ve kendiside odadan dışarı çıkmıyor du.
Sonunda yavaşça yerinden kalktı balkon kapısını açtı içeri soğuk rüzgarın dolmasına temiz havanın ciğerlerini zorlamasına izin verdi. Uzun zamandır yüzüne bile bakmadığı kemanına doğru uzandı yüzünde ufak gülümseme...
Ne hayallerle gelmişti oysa ki... Yeni bir hayat... konser hayalleri... arkadaşlarla mutlu günler... ve sevgilisiyle güzel bir gelecek... hatta onunla kanunen evlenmeyi bile düşünmüştü.
Bu Türkiye'de imkansız olsa da yurtdışında yasal. Hayal etmişti oysa ki... düğünlerini... birlikte yaşadıkları evlerini... birlikte keşfettikleri diyarlari... hepsi bir yanlış anlaşılma uğruna çöp mu olmuştu.
Hayallerle birlikte başladı beyninde canlanan müziği çalmaya... ve devam etti... ve devam etti... ve bir anda kesildi sesi
Arkadaşları onu tekrardan çalmaya başladığını duyunca içlerinde umut ışığı filizlenmişti oysa...