Boston’da karlı bir Aralık akşamıydı. Evde büyükçe bir yemek masası özenle kurulmuş, etrafında Yasemin hanım, Cenk, babası Civat Soydan, Amelia, Stefan, Damon ve Liz oturuyordu. Masada klasik Türk yemekleri, salatalar, meze tabakları ve sıcacık çaylar vardı. Yasemin hanım ve Amelia gün boyu mutfakta uğraşmış, Liz ve Damon ise masa düzenini neredeyse askeri bir disiplinle yerleştirmişti. Cenk, biraz halsiz ama yüzünde belli belirsiz bir gülümseme ile salona girdiğinde, babası Civat Bey onu dikkatle süzdü. Civat Soydan ağır ama yumuşak bir sesle başladı: “Öncelikle hepiniz hoş geldiniz. Bu zor süreçte Cenk’in yanında olmanız beni mutlu ediyor. Arkadaşlık, dostluk demek bazen kelimelerden çok daha fazlası demek.” Yasemin hanım gülümseyerek ekledi anne edasıyla: “Evet, önemli olan onun iyi

