Zamanla, işlerin arkasında dönen bokları öğrenmeye başladım. Kandemir’in, şefin köpeklerine silah taşıdığını fark ettim. Adam resmen onların damarıydı. Onlar da karşılığında Kandemir’i ellerinde tutuyordu. Hani şu görünmez tasma vardır ya… işte onunla dolaştırıyorlardı hepimizi. Bense o tasmanın ucunda, nefessiz kalmış gibiydim. Ne sağa kaçabiliyorum, ne sola. Zinciri çekseler boğuluyorum, bıraksalar boşlukta kayboluyorum. Çıkış yok. Ve bu işin sonu nerede patlar bilmiyorum. Belki bir kurşunun ucunda, belki bir bıçağın altında, belki de kimsenin hatırlamadığı bir çukurda çürüyerek. Kendi evimde yaşamaya devam ediyorum, ev dediğim yer aslında bir hapishane. Duvarları ben inşa etmedim ama yine de gardiyanlığını yapıyorum. Bir zamanlar sığınaktı, şimdi sadece kafamı sokacak bir mezar öncesi

