Acıdı(ÖZELBÖLÜM)

2235 Kelimeler
İki hata bir doğru etmez. Hataları doğru kabul etseydik yanlışlarımız hiç olmazdı. Doğru kabul ettiklerimiz yanlış olmasaydı, eğer; hatalar yok, sayılırdı. Neden bir eksenden tek doğru geçer derseniz; doğrular, yanlışı kabul etmez de o yüzden derim. Kısacası mana da saklıdır hataların affaniyeti. Hataları kusur yanlışları büyüklük kabul ettiysek doğruyu tek eksende kesiştirdiğimizdendir. Ne zamandan beridir dosta, yolcu der olduk; Meyhaneci... Dudakokuyucu *** "Barın haklı, arkadaş." Sedat kalçasını mutfak masasının köşesine dayadı. Olayı ikilinin ağzından dinlemişti. Yerden göğe kadar Barın'ın hakkı vardı. Cantekin düşüncesizlik etmişti. Kardeşi de karşısında durmuş kılıf uyduruyordu. Bunun savunulacak bir yeri yoktu. Karşılarındaki daha dünki çocuklarda değildi ki Sedat, Sena haklı, desindi. "Biz haksız mı, dedik. Görmüyor musun, Sedat!" Tarık savunmaya geçmişti. Sena'ya gönlü el vermiyordu. Ağladı, ağlayacaktı. "Tamam, uzatma sende. İkisi de hatalarının ne olduğunu biliyorlar. Unutmuşlar. Daha fazla olayı uzatmanın bir anlamı var mı?" bunu söyleyen Tarık abisi Sedat'a sus artık işareti de yapmıştı. Sena iç çekti. Gözleri dolu dolu etrafına baktı. Sedat abisi gelince ve Barın'ın nerde olduğunu sorunca onlara olup biteni anlatmışlardı. Sedat'ın gelmesi Tarık'tan beş altı dakika filan sonra olmuştu. Tarık abisi Barın'ın gidişini görmüş Sedat abisi görmemişti. Sonra mutfağa geçmişler ve durumu anlatmışlardı. Anlattıktan sonra her ikisi de önce onlara kızsalar da Sedat abisinin kızgınlığı dinmek ve geçmek bilmiyordu. Tarık abisi sağ olsun alttan almaya çalışıyordu. Çoktan pişman olmuşlardı. Barın'ın öylece çekip gitmesi onlara yeterince ders vermişti aslında ve o an daha iyi anlamışlardı yaptıkları eşekliği. Bin pişman olmuşlar mı olmuşlardı. Barın gidişiyle üzerken Abisi biraz onlara acıyamaz mıydı? Onlar pişmanlıktan kıvranırken acımasız davranıyordu. Tarık abisi her ne kadar onlat için durumu alttan almaya ve teselli vermeye çalışsa da abisi boşa çıkarıyordu. Tarık abisine baktı. Siyah saçlı ve saçlarına tezat teni bembeyazdı. Sporcuydu Tarık. Ligde oynuyordu. Bu sene turnuvada altın madalya almıştı. Gören çoğu kızın dibi düştüğü biriydi Tarık abisi. Sena'nın sevdiği en büyük özelliği ise, Tarık abisinin üçlü arasında onlar ne yaparsa yapsın kıyamaz ve en anlayışlı olmasıydı. Sena onun bu çabasını takdir ediyordu. Tarık abisi hep böyleydi. Onlar bir hata yaptıklarında kıyamaz daima onların yanında olurdu. Savunmazdı ama abisi gibi çokta üzerlerine gitmezdi. Kıyamazdı onlara bir nevi. Bir kalkan edinse Sena bu kesinlikle Tarık abisi olurdu. Onun yüreğini hep sevmişti. Kırmazdı. Hele incitmekten ölesiye korkardı. Sempatisi ile birlikte Tarık abisi sevgisini hep kazanmıştı. Bir abi olmakla birlikte derdini söylemeden anlardı, yaralarını sarardı. İlaçta olurdu, merhemini de arardı. Kısacası Tarık abisi isminin hakkını sonuna kadar verirdi. Sena onu anlatmakla bitiremezdi. Onları anlatmak istese hepsi de adalet savunucu derdi. Sedat abisi ise adalette önderdi. Hukuk fakültesinden Sedat savcı olarak mezun olacaktı. Yani bir savcı ile konuştuğunun gayet tabi farkındaydı Sena. Abisi aslında onlara ders veriyordu. Hayat dersi. Acımadığı da doğruydu. Barın aralarında adaletin hükümdarı iken Tarık abisi, adaletten ziyade, diğer ikiliye göre naif düşünürdü. Hatta ona Cafune polyanna bile diyebilirdi Sena. Cidden ona bu söz çok yakışıyordu. Cafune, "Portekizce de sevdiğiniz kişinin saçlarında saçlarınızı nazikçe dolaştırma." anlamına gelirdi. Tarık abisi polyanna bir kişilikti ki onun sözleri ile incinmez sizin saçlarınız okşanıyor hissi olur ve içiniz gıdıklanırdı. Bunu da iyimser tarafı ile yapınca ortaya onun için anlatılmaz yaşanır böyle bir deyim çıkıyordu. Barın'ın bıraktığı yerde okşadığı doğruydu. Sedat abisi ise sorunun derinine inmeden ve problemi çözmeden vazgeçmeyecekti biliyordu Sena ve abisi vazgeçmezdi. İnadı adaleti savunmasından geçerdi. İşte o da adaletin ve naifliğin içinde eşitlik ilkesini benimserdi. Abisine ise bu sebepten Litost, "Gülüşün ve unutuşun," derdi. Yerden göğe kadar hakkı vardı. Onlarda öyle olsun istemezdi. Neden abisi anlamıyordu. Abisi gülerken bile onların içi acıyordu adeta onların düşünmek istemediklerini unutturmaz, hatırlatırdı. Bakmayın siz gülüş ve unutuşun hikayesine. Bu sözcüğün bir çevirisi bile birebir aynı olmazdı. Yani sizin anlayacağınız Sedat abisi sizi can evinizden, vicdandan çok pis vururdu. Gülerken, unuttuklarınızı ve anlamak istemediklerinizi size haykırırdı. Bunlarla birlikte bunu öyle güzel yapardı siz vicdan sorumluluğu hatta sorumluluk bilincini kazanırdınız. Size basit bir olay görünenin aslını anlattığında hiçte öyle olmadığını fark ederdiniz. Bir kırık vazo düşünün. Çatlak olunca içindekini akıtacaktır ve bir gün çatladığı yerden kırılacaktır. Abisi tam olarak çatlağın üzerine giderdi ki oradan kırık olmasındı. Adalet deyince abisi der ve susardı. Kardeşi de olsa abisi vicdanı olana ayna ederdi. Tabi tüm bu olanların aksine öyle biri vardı Sena onu tek geçerdi. İç geçirdi. Allah bilir nerdeydi? "Saudade." Barın tam olarak bu inci tanesi oluyordu. Vicdanın elinde ve kaybetmenin hissi dudaklarınızda asılı dururken senden gidenin özlemi kokardı. "Tarık Barın'dan bahsediyoruz, oğlum. Sende duydun. Cantekin kendi ağzıyla evden çıkmadan üzerine basa basa uyardı, söyledi; diyor. Benim kadar Barın'ı sende tanıyorsun. Adama boşa konuşmaz. Cantekin de Sena da bunu iyi biliyor. Cantekin bunu nasıl unutur? Hadi onu geçtim Barın, Cantekin'in hatta Sena'nın üzerine nasıl titrediğini en iyi ikimiz biliriz. Oğlum haber alamayınca nasıl korkmuştur. Bu unutmak değil, sorumsuzluk." Sedat çıldıracaktı. İki yetişkin kişi karşılarındaydı. "Ayrıca siz ikiniz ne bokum yemeye okuldan kaçtınız? Madem kaçacaktınız telefon niye yanınıza almıyorsunuz?" Sedat çocuk dese diyemiyordu. Genç insanlardı ve onların tutumunu -bunlardan birisi öz be öz kardeşi bile olsa- esefle kınayabilirdi. Sena abisine baktı. Kaç kez anlatması gerekiyordu. "Abi bilerek yapmadık. Bilsek alırdık ama orada yanımıza koyacak cebi nerden bulalım. Hem bulduk diyelim. Biz aşağı atlarken mi konuşacaktık." Sena durumu kurtarmaya çalışıyordu. Daha Barın'a haber vermedikleri için kızan abisi Engin meselesini duysa ne yapardı. Sena geri adım atıyordu. Şimdi sırası değildi. Sena'nın diklenmesi ile Sedat kalçasını masadan ayırdı. "Konuşacaksın küçüğüm. Siz bizim canımız, ciğerimizsiniz. Nerdesiniz? nereye gidiyorsunuz bilmek bizim hakkımız değil mi? Ki beni geç, Barın ya! O düşünmeden adım dahi atmaz. Sizi öncesinde uyarmış. Madem Barın kavga etti niye haberini şimdi alıyoruz, bir düşün bakalım. Ben ona kardeşimi değil canımı emanet ederim. Size şimdi bu basit görünebilir. Küçüksünüz ve daha yolunuz var. Yarın bir gün üniversite de görürüm. Hatta var ya elinize işinizi alın bakalım. Orada da bu kadar basit konuşabilecek misiniz? Sen Cantekin, askerlik eğitimi istiyorsun bunu da piyade olarak yapacaksın. Yarın bir gün şu sorumsuzluğu işinde yapsan sence, ne olur? Kaç canı sana emanet ederlerken kendi canınla birlikte kaç candan daha sorumlu olacaksın. Ne diyeceksin ailelerine! Kimisinin anası, babası, kimisinin eşi çocuğu olacak. Onların yüzüne bakarak, af mı dileyeceksin? Ufacıcık hata nelere gebe bırakılır, Sena. Sena, şimdi üzerimize geliyorsunuz diye düşünebilirsin abiciğim. Habersiz olduğunu söyledin. Size gönülden inanıyorum. Hakkınız var. Ama haklılığınız Barın'ın sizin için korkmasını ve duyduğu güveni geri yerine getirebilir mi, size soruyorum. Kaçın. Hatta var ya asın okulu, valla. Ama bunu sorumsuzca yapmayın. Oturup bir düşünün önce. Barın sustuysa sizin hatanızdan ders çıkarmamanız için konuşma gereği duymamıştır. Bir insan susuyorsa hatta bu Barınsa o kişi onun için bitti demektir. Sorun sen, ben, değil. Nasıl yaparsınız bilmem Barın'ın gönlünü alın." Sedat'ın sözü bitmişti. Kız kardeşi de Cantekin de artık çocuk değillerdi. Karşılarına almış saatlerce onlara nasihat edecek değildi. Onlar bu yaşı çoktan geçmişlerdi. Biri 19'una girmiş piyade olacak adamdı. Kardeşi desen artık reşitti. Kime ne anlatacaktı. İstediklerini yapmakta özgürlerdi. İşte özgürlüğü yanlış anlıyorlardı. 1 musibet 1000 nasihate bedeldi. Ders çıkarsın istiyordu, Sedat. Bugün bu olduysa yarın bir gün aynı hataya düşmesinler istiyordu. Hele mevzu bahis olan Barınsa kardeşi de olsa hakkını yedirmezdi. Onun da adalet anlayışı buydu. Babam da olsa karşımda adalet için eşit kefe bulundururdu. Abisinin en son mutfaktan çıkması ile Sena, Tarık abisine baktı. Sanırım abisinin pek tabi haklı sözlerinden sonra o da teselli edecek bir söz bulamıyordu. Haklıydı abisi. Yerden göğe kadar hakkı vardı. Tarık abisi her ne kadar onları savunsa da iş Barın da bitiyordu. Güven bir kez kırılırsa ikinci bir şans diye bir şeyi olmazdı. "Tarık abi." Tarık abisine koştu ve sarıldı. Cidden mi bu kadar büyük bir hata mı yapmışlardı. Abisi söyleyince onlara küçük ve manasız görünen durumu düşününce ne kadar basitçe düşünmüşüm diyordu. Zaten büyük yangınlar sizin küçük sandığınız hatalardan doğmaz mıydı? Büyük yangınlar küçük kıvılcımlardan doğardı. Tarık saçlarını okşadığı Sena'nın ona kollarını daha sıkı sarması ile tebessüm etti. "Hadi hemen karamsarlığa kapılmayın. En son Sena bacağını kırdığında Cantekin bize haber vermeyi unutarak hastane de uyuya kalmıştı. Biz ise sizi sabaha kadar karakol karakol, hastane hastane aramıştık. Barın alışıktır. Yalnız bu defa Cantekin'i sağlam bıraktığına göre fazla umursamaz görmüş olmalı. Bugünden ders çıkartın da tekrarı olmasın diyeceğim de mevzu ikiniz olunca ben bile bir tekrarı olmaz diyemiyorum." "Tarık abi..." diyen ikili ile üçü de gülmeye başlamışlardı. Cantekin sözü ele alarak konuşmaya başladı. Suçun büyüğü ondaydı ve susmayı çok daha doğru bulmuştu. Bu sebepten kendisini savunma ihtiyacı bile hissetmemişti. Yalnızca Sena için konuşmuştu. Onu da olup biteni anlatmak için ağzını açmıştı. Sonrası cidden pişkinlik olurdu ve Barın vursa bu kadar acıtmazdı. Bildiğiniz ona siktir çekmişti. Nasıl kendini affetireceğini bilmiyordu. "Ona tam olarak uyuya kalmış diyemiyoruz. Sena bacağını kırınca onu sırtımda hastaneye götürdüm. Canının çok yandığını görünce de baktım doktorlarda iş yok ben de başımın çaresine bakayım, dedim." Bu sefer araya girerek Sena konuştu. "O yüzden mi kırık bacağımı iyileştirme bahanesi ile iki yerden birden çatlattın." ah acısını şimdi bile duyumsuyordu. Tarık keyifle ikiliye katıldı. "İki mi? Sen acıyla bağırınca sanırım o endişe ile kolunu da yerinden çıkarmıştı. Bak bunu nasıl yaptın doktorlar bile durumun vehametini anlayamamış. Hepsinin gözleri önünde bildiğin kızın üstünden tır gibi geçmişsin. Tabi en son doktorlarda hayret ederek senin durman adına bayıltmışlardı, değil mi?" Tarık ve Sena karınlarını tuta tuta gülüyordu. Bu vaziyetlerini ne zaman dile getirseler gülmekten karınlarına ağrı girerdi. Bir insan iyi edeyim derken bin beter etmenin haliydi Cantekin. Ayaklı buldozer bile denilebilirdi onun için. Bir de bunu aksilik ve yanlışlıklarla yapıyor olması cidden sözün bittiği yere geliyordu. Cantekin yüzünü buruşturdu. Neden unutmuyorlardı. Mesela o unutmuştu. Sayelerinde yine hatırlamıştı. "Onun için endişe etmiştim. Nereden bilebilirdim. Hem 1 sene boyunca hem sağ hem de sol elimle yazı yazmaya çalıştım. Sena'nın kolu iyileşsin diye onu bir iş tutturmadım. Bacağının sorumlusu ben olmasam da onu kucağımda taşıdığım için bir ara Sena obez olmuştu. İyiliklerimi çok çabuk unutuyorsunuz." sonuçlarını lütfen ele almayalımdı. O iyi niyetlerle yapmıştı. Nereden bilebilirdi yürütmek istemediği kızın bir yerden sonra kasları çalışmayı bırakıp aşırı kilo alacağını. Bunu da sonrasında görüp öğrenmiş olmuştu. Düz mantık koleksiyoncunun arka fob kulvarı istediği gibi çalışmıyordu. Olup bitenler hep bundandı. Hem o zamanları daha ortaokuldalardı. Çok küçüklerdi. Yani eskiden olup biten şeylerdi. Eskiyi kapamak ilerisine bakmak gerekirdi. Sena içtenlikle gülümsedi. Cidden uzunca bir süre Cantekin tuvalete bile yürütmemiş, kucağında taşıyordu. Ona bir şey olacak diye üzerine ne çok titremişti. Yemeğini o yedirirdi kıyafetlerinde bile çok yardımı olmuştu. Tabi en sonunda Sena hazırcılıktan şişko pattik olup çıkmıştı. O günleri hatırlamak bile istemiyordu. Barın'ın onu hatırlamamasını gayet olağan karşılıyordu. Sena son zamanlarda cidden çok değişmişti. Sadece büyümemiş aynı zamanda çok kilo vermişti. Barın'ın onu gördüğündeki şaşkınlığını Sena anlıyordu. Sena kısa süredir aşık değildi. Çocukluktan bu yana aşık olduğu tek isimdi Barın. "Sohbetiniz bol olsun." Barın'ın soğuk sesi ortama buz gibi düşmüştü. Barın, mutfaktan sesleri duyunca odası yerine ilk oraya ilerledi. Kahkahaları işittiğinde de selam vermeden geçmek istememişti. Kızgın da olsa insan canından öyle kolay geçemiyordu. Sena epey bir dağılmış olan Barın'a baktı. Kızmak istiyordu, ben sana muhtaçken sen nereye gittin demek istiyordu yine de kızamıyordu. Barın'ın gözlerindeki kırgınlığı ona mani oluyordu. Siz hiç sizin olmayan bir şeyi sanki size aitmiş gibi sahiplendiğiniz oldu mu? Sena onun olmayanı istiyordu. Onun olmayacak bir şeye aç gözlüce göz dikmişti. En çokta canını yakan orada ait olduğunuz yeri dibine kadar görmekti. Kardeş biliniyor ve Barın ona göre muamele çekiyordu. "Barın..." Barın çarpıkça güldü. Sena'nın ismini söylemesindeki imayı bile o an tek kalemde anlamıştı. Oysa Sena onu anladığı konusunda eksiklikleri vardı. "Yandım der yandığını, düşünürsün Sena. Ne var ki ne zaman yanmaya başlarsın işte o zaman anlarsın. Yanınca, yandım denilmez. Yangını söndürmenin derdine düşülür." bugün cidden konuşmak hatta olup biteni sorgulayamayacak kadar yorgundu. Gerçeklerden kaçmazdı. Bugün ise ondan önce gerçeğin farkında olmayanlar bir düşünsün de ondan sonra konuşsunlar istiyordu İşte o zaman hak verirdi. Barın onlara kızmıyordu. Bir an önce eski haline dönmek istiyordu. Yeni hali oldukça canını sıkıyordu. Hatta canına tak demiş durumdaydı. Barın arkasını dönüp gidecekken bu sefer konuşan Cantekin oldu. Ağır konuşuyordu. Tamam bu sefer eşekliğin alasını yapmıştı. Kendi bile açıklama bulamıyordu da Sena'ya haksızlık ediyordu. Barın bilip bilmeden kalplerini kırıyordu. "O kadar mı acıttık," Barın olduğu yerde öylece durdu. Ayakları çek git derken sol yanının acısı onu burada kalmaya, suçlusu o gibi, Cantekin'e cevap vermeye; zorluyordu. Bu sefer gülümsediğinde umursamazdı. Göğsü şişmiş ve ağzından tıslamaya benzer bir ses çıkmıştı. Tıpkı onun gibi umursamaz olmak istiyordu. Kaybettim derken bulmanın cezası çok ağır kesiliyordu. Beklerdi de. İnsan konduramadığı yerde son buluyordu. Bir kez olsun keşke demeyen Barın bugün, "Keşke" diyorsa onlar anlasındı. Barın'ı konuşturmasınlardı. O buraya sorgulamaya değil eski haline dönmek için adım atmıştı. Hiçbir şeyin şu saatten sonra önemi yoktu. Yine eski hallerinde olacak ve gülüp geçmek istiyordu. Yalnız bugün bunu yapmak için hava fazla sisliydi. İçip gelmişken onlarla ayık kafayla konuşmak çok daha doğru olurdu. Yoksa dili istemediklerini Cantekin'e, hatta duygularını Sena'ya haykıracaktı. Barın ise geldiğinden beri karışık aklını içkinin sarhoşluğunda dillendirmek istemiyordu. Bu hiç kimse için iyi olmazdı. Susmak en iyisiydi. "Acıtan sen isen çok acıdı demek benim için kafi gelecektir, Cantekin...." Fazla söze hacet yoktu. Çünkü onun konuşmaya dahi takati yoktu. Üzerindeki pislikten kurtulmak ve kaldığı yerden hayatlarına devam etmek istiyordu. Eskisine dönmeyi ve abi denilen yerde abi kalmayı istiyordu. Eskisi gibi olacaktı. Ne onun olmayacak olana söz geçirebilirdi ne de duyguları sözlerine icabet ederdi. Barın'ın bugün kalbi için okunan bir sela onun işini çok daha iyi görürdü. Buraya kadardı. Sena defteri açılmamak üzere kapanmıştı da yine de işte kapandı denilince kapanmıyordu. Sena'ya bakamıyordu. Sesi bile özlem duymasını sağlıyorsa güzel yüzüne yenik düşmekten ölesiye korkuyordu. Ah şu kalbi... Durdun durdun. Hiç olmayacak birine vuruldun. Sena olmazdı. Arada Sedat vardı. Cantekin ise muammaydı. Mimar olmayı iyi bilmek gerek. Gün gelir inşa ettiğiniz güven tahtasını ilk çeken siz olmayasınız. Hesabınız tam, isabetiniz çok doğru olmalı. Aksi halde logoritmada istatislik yaşayabilirsiniz.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE